BASIN AÇIKLAMALARIMIZ


 




*-*-*-*-*-*-*-*-*


BASIN AÇIKLAMASI 

         Bilindiği gibi 12 Eylül 2010 Pazar günü Anayasa Değişiklik Paketi halk oyuna sunulacaktır. Biz, aşağıda adı yazılı Tabip Odaları olarak;

1.       Her şeyden önce, 12 Eylül Anayasası’nı değiştirerek daha demokratik bir Anayasa oluşturmak  iddiası ile gündeme getirilen bu değişiklik paketinin gerek meclis içinde gerekse meclis dışındaki siyasi partilerin; üniversitelerin, sivil toplum örgütlerinin, sendikaların ve meslek odalarının katkısı alınmaksızın toplumsal bir uzlaşma sağlanmadan hazırlandığı;

2.       Değişiklik paketinin, ülkemizin gereksinimlerini karşılayan, toplumun tüm kesimlerini içine alan, halktan ve emekten yana, katılımcı, eşitlikçi, özgürlükçü, her türlü ayrımcılığı ve ötekileştirmeyi reddeden, düşünce ve ifade özgürlüğü ile örgütlenme özgürlüğünü genişleten bir nitelikten yoksun olduğu,

3.    Değişiklik paketinde yer alan Anayasa Mahkemesi ve HSYK’nın yapısındaki değişikliklerle, yüksek yargıyı iktidarın güdümüne sokacağı ve yargının daha da siyasallaşmasına yol açacağı, çağdaş demokrasilerin olmazsa olmazı olan kuvvetler ayrılığı ilkesini, paketteki değişikliklerle mevcut siyasal iktidar lehine bozarak ülkemizdeki demokratik sürece zarar vereceği,

4.     Sağlıkta Dönüşüm Programı adı altında yürütülen ve meslektaşlarımızın çalışma koşulları ve özlük haklarında ve halkın sağlık hizmetlerine erişiminde önemli düzeyde gerilemeler getiren düzenlemeler (sonradan ödenen katkı payları gibi?) karşısında meslek örgütümüz olan Türk Tabipleri Birliği’nin yargıya başvurması sonucu; Tam Gün Yasası konusunda Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararı ve Danıştay’ın Sağlık Bakanlığının hukuksuz uygulamalarını durdurma kararı dikkate alındığında, mevcut paketteki değişikliklerle yüksek yargının siyasallaşması ve iktidarın güdümüne girmesi durumunda haklarımızı korumak adına çalacak kapımızın kalmayacağı,

5.    Daha fazla demokrasi söylemiyle gündeme getirilen bu Anayasa Değişiklik Paketinde, ülkemizin acilen ihtiyacı olan milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması, siyasi partiler ve seçim yasalarının yeniden düzenlenmesi, 12 Eylül Anayasasının birer ürünü olan YÖK ve RTÜK gibi kurumların kaldırılması gibi konuların bulunmadığı,

6.    Yasama, Yürütme ve Yargının tek elde toplanacağı bir siyasal düzenin ülkemiz demokrasisini askeri darbelerden çok daha uzun bir süre için duraksatacağı – geri götüreceği, daha kötüsü ülkede rejim değişikliğine yol açarak her türlü kazanılmış sosyal ve insani haklarımızın sonu olacağı

Konularındaki görüşlerimizi üyelerimizle paylaşıyor, ve üyelerimizi, siyasi görüşlerine saygı duymakla birlikte, mesleğimizin,  meslek örgütümüzün ve ülkemizin geleceği açısından son derece önem taşıyan yukarıdaki gerçekler doğrultusunda, 12 Eylül’deki referandumda “HAYIR” oyu kullanmaya davet ediyoruz.

Meslektaşlarımıza ve kamuoyuna saygı ile duyurulur. 03/09/2010

ANTALYA TABİP ODASI
AYDIN TABİP ODASI
BALIKESİR TABİP ODASI
DENİZLİ TABİP ODASI
İZMİR TABİP ODASI
MANİSA TABİP ODASI
MUĞLA TABİP ODASI



*-*-*-*-*-*-*-*-*


MANİSA’da GÖRÜLEN ÖLÜMLER HAKKINDA BASIN AÇIKLAMASI

Son günlerde basına da yansıyan Manisa’da görülen ölümlerin nedenleri ve bu ölümlerin toplumu tehdit eden ortak bir köken veya nedenden kaynaklanmış olabileceği konusundaki kaygı ve duyarlılıklar nedeniyle bu raporun kamuoyu ile paylaşılması yönetim kurulumuzca uygun bulunmuştur.

Söz konusu ölümler hakkında TTB yasasının 4. maddesi uyarınca odamız konuyu yakından izlemektedir. Konu ile ilgili olarak bu güne dek başta İl Sağlık Müdürlüğü uzmanları olmak üzere, gerek Devlet Hastanemizdeki, gerekse Tıp Fakültemizdeki enfeksiyon hastalıkları ve halk sağlığı uzmanlarının sistemli çalışmaları dikkate değerdir. Bu açıdan bu aşamada sorunun yönetimi açısından bir sorun göze çarpmamaktadır. Yapılan Eliza testlerinin ardından Elektron Mikroskopik değerlendirmeler, sorunun nihai olarak tanımlanmasına katkı sağlayacaktır.

24 Ağustos 2010 tarihi öğlen saatleri itibarıyla yapılan değerlendirmede klinik olarak bu ölümler henüz bir “salgın” olarak değerlendirilmemiştir. Laboratuar parametreleri açısından da alınan numuneler ışığında şu ana kadar bu ölüm olgularının ortak bir neden veya ajandan kaynaklandığı hakkında herhangi bir kesin kanıt elde edilememiştir. Son olgudan bu yana geçen 4 günlük süre içinde yeni bir olguya rastlanmaması salgına neden olabilecek bir enfeksiyon ajanından bizi uzaklaştırmaktadır. Ancak olgulardan alınan örneklerin ileri analizinin sonuçlanması, bu konuda kesin bir yargıya varmaya olanak verecektir. Yine de komşumuz Yunanistan’da bazı Batı Nil Humması olgularının bulunması, konu üzerindeki çalışmaların ülkemizde de özenle sürdürülmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Unutulmamalıdır ki son yıllarda ülkemizde Kırım Kongo Ateşi ve Tularemi gibi hayvanların ara konakçısı olduğu yeni enfeksiyon hastalıkları ortaya çıkmıştır. Bu koşullarda duyarlılığımız daha artmıştır. Konu hakkındaki her türlü gelişme kamuoyu ile paylaşılmaya devam edilecektir.

Halkımıza duyurulur. 25/08/2010

Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu



*-*-*-*-*-*-*-*-*


 “SAYIN” SAĞLIK BAKANI’NI,

DOKTORLARA YÖNELİK SEVGİSİZ, HÜRMETSİZ, DEĞERBİLMEZ ÜSLUP VE TUTUMUNDAN VAZGEÇMEYE DAVET EDİYORUZ!

 “Tuzu kuru doktorlar.

"Neden bir üniversite öğretim üyesi, bir anabilim dalı başkanı ’muayenehanem olacak’ der? O anabilim dalı başkanlığını muayenehanesi için bir şekilde kullanıyor da ondan.”

“Bir şef doktora Tabipler Birliği’nin dediği gibi sekiz bin lira verirsem çalışmazlar.”

“TTB sağlık hizmetlerinin paralı olmasını savunuyor.“

“TTB tarih önünde hesap verecektir.”

Bu sözler; “Sayın” Sağlık Bakanı Dr. Recep Akdağ’ın, “Tam Gün Yasası” tartışmaları sırasında kamuoyunda sık sık kullandığı ifadelerden sadece bazıları.

Öncelikle;

Bu ifadelerin (ve Sayın Başbakan’ın “Bana da kartvizit verdiniz. Beni de muayenehanenize çağırdınız.”  şeklindeki sözlerinin) meslektaşlarımız arasında büyük bir tepkiye yol açtığını belirtiyoruz.

Ve devamla…

 “Sayın” Sağlık Bakanı’na hatırlatırız;

“Tam Gün” Yasası, hiçbir şekilde, hem kamuda hem muayenehanelerinde çalışan 4.500 hekimle sınırlı değildir.  Bütün hekimleri ilgilendiren bir işgücü piyasası düzenlemesidir. 

“Sayın” Sağlık Bakanı’na hatırlatırız;

TTB’nin, tabip odalarının ve hekimlerin karşı çıktığı; tam süre çalışma değildir. Bir yandan sağlık alanının özelleştirilme kapsamına alınmasıdiğer yandan, tam da bu nedenle, hekim emeğinin ucuzlatılması, hekimlerin düşük ücretlerle ve güvencesiz çalışmaya zorlanmasıdır.

“Sayın” Sağlık Bakanı’na hatırlatırız;

Her bir muayene için 15 TL “katılım payı” ödeten, özel hastanelere giden sigortalılara yüzde 70, yüzde yüz “ilave ücret” zorunluluğu getiren; TTB değil, Hükümet olmuştur.

“Sayın” Sağlık Bakanı’na hatırlatırız;

Eğer amacı ucuz popülizm yapmak, doktorlara “vurarak” oy toplamak değil de, gerçekten vatandaşın yararını düşünmekse; TTB’nin her zaman ve açık sözlülükle savunduğu gibi bütün sağlık hizmetlerinin ücretsiz olmasını sağlamalıdır.

 “Sayın” Sağlık Bakanı’na hatırlatırız;

Biz hekimler “doktorları ağaca bağlayın, kaçmasınlar” diyen cuntacıları da, “bu doktorların gözü doymaz” diyen siyasetçileri de hatırlıyoruz. Ama hiçbirinin bu ülkenin sağlık sorunlarını çözdüğünü hatırlamıyoruz.

“Sayın” Sağlık Bakanı’na hatırlatırız;

Hiç kimsenin, hiçbir bahaneyle; bu ülkenin insanlarına sağlık hizmeti sunmak için fedakârca çaba gösteren hekimlik gibi saygın ve değerli bir mesleğin mensuplarına saygısızlık yapmaya hakkı yoktur.

“Sayın” Sağlık Bakanı’na hatırlatırız;

Hekimlere yönelik her türlü küçük düşürücü ifade; hastalarla aramızdaki güven ilişkisini tahrip etmekte, sağlıkta yaşanan sorunların faturasının hekimler olduğu algısına yol açmakta ve bizlere, hemen her gün polikliniklerde, acil servislerde, hastane koridorlarında şiddet olarak geri dönmektedir.

Bu nedenlerle…

“Sayın” Sağlık Bakanı’nı;

Sevgisiz, hürmetsiz, değerbilmez üslup ve tutumundan vazgeçmeye ve doktorlara karşı saygılı olmaya davet ediyoruz.

Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu



*-*-*-*-*-*-*-*-*


Değerli Basın Mensupları,

Anayasa Mahkemesi, “tam gün” yasası ile ilgili olarak CHP’nin açtığı davada konu hakkında bilgi almak üzere, TTB Merkez Konseyi Başkanı ve yöneticilerini 14 Temmuz Çarşamba günü sözlü açıklama için çağırdı.

 Olasılıkla bu hafta içinde yaşamsal bir karar verecek.

 Bu nedenle Türk Tabipleri Birliği, Tabip Odaları, Hekimler neye itiraz ediyoruz? Bir kez daha sizlere açıklamak istiyoruz.

 Bu yasa ile ilgili Hükümetin,  Sağlık Bakanı’nın kamuoyuna söylediklerinin doğru olmadığını, gerçeği yansıtmadığını, aldatmaca olduğunu biliyoruz.

 1.      Hükümet sürekli olarak yanıltıcı beyanlarla hekim ücretlerine yönelik açıklamalar yapmakta ve hekimleri hedef tahtası haline getirmektedir. Biliyoruz ki global bütçeye geçildiği, Kamu Hastane Birlikleri kurularak maaşların da döner sermayeden ödeneceği koşullarda şu andaki ücretleri almak bile hayal olacaktır. Çünkü Kamu Hastane Birliği işletmesi kurulduğunda devletin maaş ödemesi kalkacak elde edilen gelir ölçüsünde para ödenecektir.

2.     2. Ayrıca hekimlerce yine çok iyi bilinmektedir ki Sağlık Bakanı ve Başbakan’ın kamuoyuna duyurduğu ücretler kağıt üzerinde olup tavan rakamları yansıtmaktadır. Halen mevcut döner sermaye ödemeleri bile tavandan yapılmamakta, tasarıda belirtilen mesai dışı çalışma ile elde edilecek kazanca ulaşabilmek ise günde en az 13-14 saat çalışmayı gerektirmektedir. Bu gerçeği de bütün hekimler bilmektedir.

3.     3. Emekli hekimlere 1.250 TL civarında ödeme yapılmaktadır. Yasa mevcut emeklilere hiçbir iyileştirme sunmamakta; yasa çıktıktan bir yıl sonra emekli olan hekimin maaşında ise 19-44 TL arasında iyileştirme yapmaktadır. Bugün çalışmakta olan hekimler için bir tür zorunlu bireysel emeklilik sigortası getirilerek 30 yıl sonra emekli olacakların maaşının 2.000 küsür TL’yi ancak geçeceğini vaat etmektedir. Oysaki bugün emekli bir hakimin maaşının 3.000 TL’nin üzerinde olduğu bilinmektedir.

4.     4. Yasa araştırma ve sağlık hizmeti açısından da eğiticilere, öğretim üyelerine daha iyi bir ortam sağlamamaktadır. Hekimleri güvencesiz bir ortamda çalışmaya iten bu anlayış, hekimlerin gelirini performans sistemiyle hastaların cebinden alınacak paraya, daha fazla ve niteliksiz hasta bakmaya endekslemiştir. Son beş yılın performans uygulamasının sonucu budur.

5.    5.  Sağlık hizmetlerinin katkı-katılım payı, fark ücreti getirilerek giderek daha fazla paralı hale dönüştürülmesi gidilen yolu göstermektedir.

6.    6.  Yasa radyoloji çalışanlarının sağlığını riske etmektedir.

7.    7.   Zorunlu mesleki sorumluluk sigortası ise sağlık hizmet sunumunda zarar gören vatandaşı mahkemelerde süründürüp -eğer parası varsa- sigorta avukatlarıyla boğuşmaya ve yıllar sonra zararını tazmin etmeye yöneltirken hekimlerden de içine ittiği uzun ve olumsuz çalışma koşullarında daha fazla yapacağı hatalar için prim kesmektedir. Amerika’nın iflas etmiş modelini Türkiye’de yaşatmayı hedeflemektedir. Sürekli suçlu ilan ettiği hekimleri şiddete maruz bırakmaktadır. İşin özü ise kesilen paralarla sigorta şirketlerini zengin etmeye, kaynak aktarmaya dayanmaktadır.

 Yasa tasarı halindeyken uyarmıştık, yine uyarıyoruz:

Tam Gün adıyla bilinen yasa halen TBMM gündeminde olan Kamu Hastane Birlikleri yasa tasarısı ile birlikte değerlendirildiğinde Bakanlığa bağlı eğitim ve araştırma hastaneleri ile tıp fakülteleri hastaneleri başta olmak üzere sağlık ortamında telafisi mümkün olmayan sakıncalar doğacaktır:

 ·        Hastane gelirlerinin artırılması temel hedef olurken, nitelikli hasta bakımı, eğitim ve araştırma bugünkünden daha da geri plana itilecektir;

·       ·  Zor ve zaman harcanması gereken hastalardan uzak durularak, sadece "bakılan" hasta sayısının artırılmasına çalışılacak;

·      ·   Öğretim üyesinden sağlık ocağı hekimine tüm sağlık çalışanları, emekliliğe yansımayan düşük bir temel ücrete mahkum edilerek, daha fazla hasta bakıp daha fazla kazanç elde etmeye yönlendirilecektir.

·       ·   Sonuç olarak verilen sağlık hizmeti her alanda giderek kötüleşecektir.

Biz; hekimlerden taşeron işçilere, kamu-özel ayrımı olmaksızın bütün sağlık çalışanlarının, iş güvencesi başta olmak üzere, özlük haklarının kalıcı bir şekilde düzeltilmesini;

Hekimlerimizin ve sağlık çalışanlarının, iyi ve nitelikli hizmet üretecekleri, işsizlik kaygısı duymayacakları ve emekliliklerinde geçinebilecekleri düzenlemelerin acilen yapılmasını bir kez daha talep ediyoruz.

 Buradan Anayasa Mahkemesine sesleniyoruz:

Bugüne dek uyarılarımıza kulak verilmemiştir. Bu yasa basit bir “çalışma alanı” düzenlemesi değildir. Bu yasa sağlık alanında hekim iş gücü piyasası düzenlemesidir.

Neredeyse 7 gün 24 saat çalışmayı dayatan, hizmetin niteliğini daha fazla tehlikeye sokan, ülkenin kaynaklarını özel sigorta şirketlerine aktaran/heba eden, radyoloji çalışanlarının sağlığı başta olmak üzere uzun çalışma süreleri sonucu bütün sağlık çalışanları ile birlikte halkın sağlığını tehdit eden bir düzenlemedir.

Anayasa Mahkemesinden; sadece bizlerin değil, gelecek nesillerimizin de sağlık hakkını gasp eden uygulamaların bir parçası olan bu yasayla ilgili yürürlüğü durdurma ve iptal kararı vermelerini talep ediyoruz. 13.07.2010

 Saygılarımızla.

Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu



*-*-*-*-*-*-*-*-*


ONYEDİ YIL OLMUŞ GÜLLERİMİZ YANALI

 Onyedi yıl geçmiş dile kolay, “Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak” söylemleri ile insanlarımızın yakılmasının ardından…

 Güneşin akyüzüne bir duman çöküşüne
bir türkünün çığlıkla ateşe düşmesine
kuytu bir köşede bir çiçeğin küsmesine
bükerek yaprağını boynunu bükmesine
”…

güllerim yandı yüreğim dayanmaz” diyor Edip AKBAYRAM,

Şair, yazar, karikatürcü, sanatçı, ve aralarında 12 yaşında Koray’ın da olduğu (ikisi de otel görevlisi olan) 13 ‘ü sünni, 1’ i hristiyan ve 23’ü alevi toplam 37 yurttaşımızın yakılarak katledildiği “Sivas Katliamı” ya da ”Madımak Olayı” diye bilinen katliamın yıldönümündeyiz. Başta Türk edebiyatının değerli temsilcisi Aziz NESİN olmak üzere pek çok aydınımız da bu katliamdan kısmen darbelerle, kısmen yanıklarla ya da diğer yönlerden şiddet görerek kurtulmuşlardı, eğer anımsarsanız.

Elbette kendi kaleminden çıkmamıştır ama Koray Kaya için yazılan bir şiir şöyle başlar ve biter;

 adım Koray benim

………………………
devletin gözü önünde
sizlerin gözü önünde
naklen izlerken siz
yanan bendim orada
en küçükleri otuz yedinin
otuz yedi canın
otuz yedi karanfilin

 Emperyalizm ve kapitalizm kıskacında sıkıştırılan güzelim ülkemizde bizi ayrıştıracak, bizi birbirimize düşman edecek, bizi kendilerine maşa edecek, terörü, inancı, imanı, dini, ağalığı ve feodaliteyi kullanan her ülkeyi, her işbirliğini, her işbirlikçiyi ve tüm bu olanlar karşısında suskun kalanları kınamayı bir borç biliriz.Saygılarımızla

Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu



*-*-*-*-*-*-*-*-*


YİNE PUSU YİNE BASKIN, YETMEYECEK Mİ?

      İsrail’in baskını ile Giresun’da nöbet değiştiren askerlerimize yapılan saldırının ardından 31 MAYIS 2010 tarihinde “Giderek sistemleşen ve kurumsallaşan, pusuculuğun kültür haline gelmesine hayır!” diye haykırmıştık. Bu coğrafya ve bu topraklar yabancı değildir aslında pusuya ya da baskına, kalu beladan beri. Habil’le Kabil’den beri biliriz biz pusuyu. 

En son pusular 12 askerimizin ve İstanbul’da aralarında bir genç kızımızın da bulunduğu 5 kişinin bedeninde son buldu. Ve yine her zamanki gibi sustu, sinlendi, gizlendi, kaçıp kayıplara karıştı.

Şiddet ve terör son bir yılda tırmanış göstererek askerimize, gençlerimize, insanlarımıza… yapılan saldırılar ile her geçen gün devam etmektedir. Tek amaçları vatan görevini yaparak tamamlamak, okuluna zamanında gidebilmek, üniversiteye girmek hayallerini gerçek hale dönüştürmek istek ve arzusunda olan insanlarımız, çocuklarımız, terörün acımasızlığında tüm bu hayallerine ve bedenlerine veda etmektedirler.

Vatan savunmasında yer alan ve saldırı halinde bulunmayan askerlere üniversiteye hazırlanan, öğrencilerimize, işine-gücüne giden, gitmeye çalışan halkımıza neden aylardır pusu kurulur bu ülkede?

Kimin kime hizmet ettiğinin bilinmezliğinin yeşertilmeye çalışıldığı bu güzelim ülkede 31 MAYIS günü söylediğimiz gibi “Pusunun bir kültür olarak giderek kurumsallaşmasını şiddetle kınıyoruz.” 22.06.2010

Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu



*-*-*-*-*-*-*-*-*


Basın Açıklaması

Merkez Efendi Devlet Hastanesi çatısı altında Kadın Doğum ve Çocuk Bakımevi Hastanesi ve Moris Şinasi Çocuk Hastanesi’nin tek bir hastane olarak birleşmesi sürecinde başhekim atanması ve ardından yargı kararı ile Merkez Efendi Devlet Hastanesi başhekimi Uz. Dr. Yavuz Bayır’ın görevine iade edilmesi süreci herkes tarafından bilinmektedir.

Bu süreç içerisinde İl Sağlık Müdürlüğü tarafından bir hekim meslektaşımız hedeflenerek yapılan açıklamalar, bir kısmı sonradan tekzip edilse de, odamızca incitici bulunmuştur. Ayrıca, 11/06/2010 tarihinden bu yana Merkez Efendi Devlet Hastanesi’nde yapılan çok sayıdaki geçici görevlendirme sağlık hizmetinin sunumunda hekimler açısından zorluk yaratabileceği gibi sağlık hizmetini alanların mağduriyetine neden olabilecektir. İki otorite arasında sıkıştırılan bir hastanede gerekli ya da gereksiz gerekçelerle yönetimin güçsüz bırakılması hastanenin kısa zaman sonra tıbbi malzeme yetersizliği ile karşı karşıya kalmasını doğurmuş ya da  doğuracaktır. Bu durum sonuçta sağlık hizmeti verilmesine büyük ölçüde engel olacak ve üzücü sonuçlara yol açabilecektir.

Başhekimlik makamının sürekli el değiştirmesi öncelikle hekimler olmak üzere o hastanedeki tüm sağlık çalışanlarının huzurunu bozacak, gereksiz kırgınlıklar ve hatta karşıtlıklara yol açacak; bu da çalışma barışını ve sağlıklı bir sağlık hizmeti verilmesini engelleyecektir.

Bu süreçte devlet geleneğine uygun davranılarak hukukun gereğinin yapılmasını, personel arasında kutuplaşmaya neden olunmamasını, hastane çalışanlarının iki otorite arasında çaresiz bırakılmamasını,  sunulan sağlık hizmetinin kötüye gitmesine neden olacak herhangi bir uygulamada bulunulmamasını bekliyoruz.

 Herkesin aklıselim ile davranacağı umuduyla…

Saygılarımızla.

19/06/2010
Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu



*-*-*-*-*-*-*-*-*


İSRAİL’İN YARDIM KONVOYUNA SALDIRISINI VE İSKENDERUN’DA YAPILAN SALDIRIYI KINIYORUZ

Giderek sistemleşen ve kurumsallaşan, pusuculuğun kültür haline gelmesine hayır!

Bir zamanlar bodrumlarda, çatı katlarında ya da Fransa’daki elçiliğimizin kapısında yardım, umut ve kurtuluş arayan ve zor şartlarda yapılan yardımlarla ayakta kalabilen ya da kalabilmeye çalışan bir ulusun yardım amaçlı gemilere sabaha karşı pusu/baskın şeklinde bilinçli yapılan saldırıları maalesef ölümlerle sonuçlanmıştır. Kurşunla yaralanan insanlar hastanelere taşınırken bile kelepçelenerek götürülmüşlerdir.  Kuşatma altındaki Filistin halkına giden yardıma engel olurken geçmişte çektiklerini unutan İsrail’in giderek sistemleşen baskın tarzı pusu politikalarını ve bunun sonucunda insanları öldürmelerini hangi gerekçe ile olursa olsun kabul etmek mümkün değildir. Giderek tiranlaşan İsrail’i yaptıkları bu pusu/baskın saldırısı nedeniyle şiddetle kınamaktayız.

Yine aynı gece İskenderun’da görev başında nöbet değişimi yapan askerleri taşıyan araca yapılan benzer nitelikli saldırı sonucu şehit olan askerlerimize rahmet ve yaralılara şifalar dileriz.

Pusunun bir kültür olarak giderek kurumsallaşmasını şiddetle kınıyoruz.31/05/2010

Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu



*-*-*-*-*-*-*-*-*


“TAM GÜN” / DURUM DEĞERLENDİRMESİ

Hekimler ve sağlık çalışanları tarafından yakından takip edilen ve kamuoyunda bilinen ismi ile “Tam Gün Yasası” 21 Ocak 2010 Perşembe günü TBMM’nde oyçokluğu ile kabul edildi ve hızlı bir şekilde 29 Ocak günü cumhurbaşkanının onayını aldı. Yasa, Resmi Gazetede 30 Ocak 2010’da yayınlandı. Bazı hükümleri hemen, diğerleri ise altı ay ve bir yıl sonra yürürlüğe girecek.

Her ne kadar hükümet ve sağlık bakanı medyada günlerce yasanın faydalarını anlata anlata bitiremeseler de Türk Tabipleri Birliği bu yasa tartışmalarının başından bu yana, yasada sağlık çalışanlarına ve sağlık hizmetine olumlu etkide bulunacak hükümlerin bulunmadığını  belirtmiştir. Tam süre çalışma fikri, yeni bir şey değildir ve yıllardır TTB tarafından savunulmaktadır. Bu konu ile ilgili TTB tarafından hazırlanmış bir yasa önerisi de kitapçık halinde yayınlanmıştır. Buna rağmen başbakanın ve sağlık bakanının TTB ve tabip odalarını tam süre çalışma karşıtı gibi gösterme çabaları ne yazık ki görsel ve yazılı basında karşılığını bulmuştur. Hükümetin başından beri sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesine yönelik politikası gözönüne alındığında, bu yasanın özünde kamusal içerikli bir sağlık hizmeti sağlamaya dönük olmadığı anlaşılabilir. Amaç, hekimin nitelikli işgücünün değersizleştirilmesi ve kısa bir süre sonra tüm “piyasayı” kontrol edecek özel sağlık tekellerine dikensiz gül bahçesi sunulabilmesidir. Amaç refahı değil yoksulluğu paylaştırmaktır.

Bu yasanın uzun vadede, halkın nitelikli sağlık hizmetini bedelsiz alması anlamına gelmediğini hep birlikte göreceğiz.  

Bununla birlikte sağlık çalışanlarının karşılaştığı şiddetin daha da artacağını, iş barışının bozulacağını da göreceğiz.

Performansa dayalı bir ücret politikasının mesleğimize olumsuz yansımalarının ne boyutlara ulaşacağını hep birlikte göreceğiz.

Hekim maaşlarında yüksek rakamlarla ifade edilen ücretlerin hayal mahsulü olduğunu hep birlikte göreceğiz.

Hekimlere verilen sabit döner sermaye ödemesinin diğer sağlık çalışanlarının döner sermayelerinde düşüşe sebep olacağını da göreceğiz.

Hekimlerin şimdiki durumlarında kazandıklarını alabilmek için günde en az 14 saat çalışmaları gerektiğini de göreceğiz.

O gün geldiğinde başbakanın, bakanına “bana neden bunları söylemediniz, benim haberim yoktu” mazaretinin arkasına sığınamayacağını şimdiden hatırlatıyoruz. Çünkü biz söyledik. Üstelik defalarca...

Bu noktadan sonra, çabamız yasanın anayasaya aykırı olan hükümleri nedeniyle anayasa mahkemesine götürülmesini sağlamak olacaktır. Hukuki süreç ne gösterir bilemeyiz ama, nitelikli sağlık hizmeti ve adil bir ücret düzeni için mücadelemiz devam edecek.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur. 01/02/2010

Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu



*-*-*-*-*-*-*-*-*


Değerli Meslektaşlarım, Değerli Basın Mensupları,

“Tam Gün” yasa tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde son iki gündür görüşülüyor.

13 ocak 2010 günü Ankara’da 65 tabip odası ve 80 uzmanlık derneği olarak, hekim örgütlerinin temsilcileri olarak biraya geldik ve bu yasa ile ilgili Hükümetin,  Sağlık Bakanı’nın kamuoyuna söylediklerinin doğru olmadığını, gerçeği yansıtmadığını, aldatmaca olduğunu söyledik.

BİZ BU YASAYA, SÖZDE TAM GÜN YASASINA KARŞIYIZ, dedik.

Hükümetin bize rağmen çıkarmaya çalıştığı bu yasanın ve “muayenehaneleri kapatıyoruz” sloganının arkasına gizlenen gerçekleri bir kez daha tekrarlamak istiyoruz.

Bu Tasarı;

  • Sağlık çalışanlarının ücretlerinde kalıcı ve emekliliğe yansıyan bir düzenleme içermemekte,
  • Halkı ve hastaları hekimlere-sağlık çalışanlarına karşı kışkırtmakta,
  • Hekim ücretleriyle ilgili kamuoyuna yansıtılan rakamlar hiçbir şekilde gerçeği yansıtmamakta,
  • Sağlık çalışanlarını geçinebilmek için 7 gün 24 saat çalışmaya zorlayarak hasta güvenliğini tehlikeye atmakta,
  • Hekimleri “daha fazla muayene, daha fazla tetkik, daha fazla ameliyat” yapmaya yönlendirmekte,
  • Üniversitelerde ve eğitim hastanelerinde eğitimin kalitesini daha da düşürmekte,
  • Getirdiği mesleki sorumluluk sigortasıyla yerli-yabancı özel sigorta şirketlerine yeni bir kazanç kapısı açmakta,
  • Radyasyonla çalışan sağlık mensuplarının haftalık mesai sürelerini 25 saatten 35 saate çıkarmakta,
  • Kısacası; ne sağlık çalışanları, ne de hastalar için hiçbir olumlu düzenleme içermemektedir.

Üstelik… Bizler biliyoruz ki;

  • “Tam Gün” Tasarısı’nı da içeren Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın temel hedefi sağlığın ticarileştirilmesidir/özelleştirilmesidir,
  • Sağlık hizmetleri, son yedi yılda, daha önce hiç olmadığı kadar ticarileşmiş, özelleşmiştir,
  • Sosyal Güvenlik Kurumu’nun fonlarıyla büyüyen özel hastane zincirleri daha şimdiden yabancı tekellere satılmaya başlanmıştır,
  • Hızla artan sağlık harcamalarını karşılamanın yolu vatandaşın cebi olarak görülmeye başlanmıştır,
  • Vatandaşlar, sağlık hizmetlerine ulaşabilmek için her geçen gün daha fazla para ödemek zorunda bırakılmıştır,
  • Özel hastaneler yıldızlandırılmış; vatandaşlar bizzat devlet tarafından ödeme güçlerine göre sınıflara ayrılmıştır,
  • Sağlık Bakanlığı iş güvenceli istihdam yerine yüz binin üzerindeki taşeron çalışan istihdamıyla Taşeron Bakanlığı’na dönüşmüş durumdadır,
  • Devlet Hastaneleri’nin özelleştirilmesini hedefleyen bir diğer Yasa Tasarısı da Meclis’in gündeminde beklemektedir.

Bizler mevcut “Tam Gün” Tasarısı’na başından itibaren karşı çıktık. Karşı çıkmakla yetinmedik; kendi alternatif talep ve önerilerimizi yetkililere defalarca ilettik.

Açık ki, siyasi iktidar sağlık çalışanlarının sesine kulak vermek yerine kendi programını okumaya devam etti.

Şimdi sözün bittiği yerdeyiz...

Bizler, sağlık çalışanlarının örgütleri, bu nedenle 19 Ocak 2010 günü tüm gün “Ücretimiz, İş Güvencemiz, Meslek Onurumuz, Sağlık Hakkı” için işimizi gücümüzü bırakıp eylemde olacağız.

Eylemimizin öncelikli talebi mevcut Tasarı’nın acilen geri çekilmesidir. Eylemimiz süresince hastalarımızın herhangi bir zarar görmemesi için gerekli tedbirler alınacaktır. Uygulanan sağlık politikalarından zarar gören, mağdur olan bütün vatandaşlarımız da eylemimize davetlimizdir.

 Kamuoyuna saygılarımızla duyururuz. 19 Ocak 2010 Salı

Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu



*-*-*-*-*-*-*-*-*


“TAM GÜN” DAYATMASINA KARŞI

19 OCAK SALI TÜM GÜN

İŞİMİZİ GÜCÜMÜZÜ BIRAKIP EYLEMDE OLACAĞIZ

“Tam Gün” Yasa Tasarısı’nın Meclis’te görüşülmesine 19 Ocak Salı günü devam edilecek.

Bu yasa tartışmaları boyunca “muayenehaneleri kapatıyoruz” gibi bir sloganın arkasına gizlenen gerçekleri bir kez daha tekrarlamak istiyoruz.

Bu Tasarı;

  • Sağlık çalışanlarının ücretlerinde kalıcı ve emekliliğe yansıyan bir düzenleme içermemekte,

  • Halkı-hastaları hekimlere-sağlık çalışanlarına karşı kışkırtmakta,

  • Hekim ücretleriyle ilgili kamuoyuna yansıtılan rakamlar hiçbir şekilde gerçeği yansıtmamakta,

  • Sağlık çalışanlarını geçinebilmek için 7 gün 24 saat çalışmaya zorlayarak hasta güvenliğini tehlikeye atmakta,

  • Hekimleri “daha fazla muayene, daha fazla tetkik, daha fazla ameliyat” yapmaya yönlendirmekte,

  • Üniversitelerde ve eğitim hastanelerinde eğitimin kalitesini daha da düşürmekte,

  • Getirdiği mesleki sorumluluk sigortasıyla yerli-yabancı özel sigorta şirketlerine yeni bir kazanç kapısı açmakta,

  • Radyasyonla çalışan sağlık mensuplarının haftalık mesai sürelerini 25 saatten 35 saate çıkarmakta,

  • Kısacası; ne sağlık çalışanları, ne de hastalar için hiçbir olumlu düzenleme içermemektedir.

Üstelik… Bizler biliyoruz ki;

  • “Tam Gün” Tasarısı’nı da içeren Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın temel hedefi sağlığın ticarileştirilmesidir/özelleştirilmesidir,

  • Sağlık hizmetleri, son yedi yılda, daha önce hiç olmadığı kadar ticarileşmiş, özelleşmiştir,

  • Sosyal Güvenlik Kurumu’nun fonlarıyla büyüyen özel hastane zincirleri daha şimdiden yabancı tekellere satılmaya başlanmıştır,

  • Hızla artan sağlık harcamalarını karşılamanın yolu vatandaşın cebi olarak görülmeye başlanmıştır,

  • Vatandaşlar, sağlık hizmetlerine ulaşabilmek için her geçen gün daha fazla para ödemek zorunda bırakılmıştır,

  • Özel hastaneler yıldızlandırılmış; vatandaşlar bizzat devlet tarafından ödeme güçlerine göre sınıflara ayrılmıştır,

  • Sağlık Bakanlığı iş güvenceli istihdam yerine yüz binin üzerindeki taşeron çalışan istihdamıyla Taşeron Bakanlığı’na dönüşmüş durumdadır,

  • Devlet Hastaneleri’nin özelleştirilmesini hedefleyen bir diğer Yasa Tasarısı da Meclis’in gündeminde beklemektedir.

Bizler mevcut “Tam Gün” Tasarısı’na başından itibaren karşı çıktık. Karşı çıkmakla yetinmedik; kendi alternatif talep ve önerilerimizi yetkililere defalarca ilettik.

Soruyoruz: Bu yasayı destekleyen sağlık çalışanlarını temsil eden herhangi bir örgüt var mıdır?

Açık ki siyasi iktidar sağlık çalışanlarının sesine kulak vermek yerine kendi programını okumaya devam etti.

Bizler, sağlık çalışanlarının örgütleri, bu nedenle 19 Ocak 2010 günü tüm gün işimizi gücümüzü bırakıp eylemde olacağız.

“Ücretimiz, İş Güvencemiz, Meslek Onurumuz, Sağlık Hakkı” için yapacağımız eylemimizle ilgili olarak bilinmesini isteriz ki;

  • Eylemimizin öncelikli talebi mevcut Tasarı’nın acilen geri çekilmesidir,

  • Eylemimizden etkilenecek hastalarımızın herhangi bir zarar görmemesi için gerekli tedbirler alınacak, belirlediğimiz kurallara sıkı sıkıya uyulacaktır,

  • Eylemimiz hiçbir şekilde halkımıza, hastalarımıza karşı değildir,

  • Sağlık ocaklarında 2 TL, devlet hastanelerinde 10 TL, özel hastanelerde hem 15 TL hem de üstüne “ilave ücret” ödemek zorunda kalanlar başta olmak üzere…  Uygulanan sağlık politikalarından zarar gören, mağdur olan bütün vatandaşlarımız davetlimizdir,

  • Eylemimiz, aynı zamanda, hastalarımızın seslerini siyasi yetkililere ve kamuoyuna duyurabilmesi için birer özgür kürsü olacaktır.

Kamuoyuna saygılarımızla duyururuz. 18/01/2010


Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu

EYLEMLERDE ÖZEN GÖSTERİLECEK KURALLAR

  • Eylem boyunca hasta ve yakınlarına eylemin amacı herhangi bir tartışmaya yer vermeden açıklanmalıdır. 

  • Her yaştaki acil hastalar ve çocukların tıbbi zarar görmemeleri için özel önem gösterilmelidir.  

Bu amaçla;

  • Birinci basamak sağlık hizmeti sunan birimler dahil olmak üzere, acil tanı ve tedavi endikasyonu olan hastaların bakımı aksatılmayacaktır. 

  • Çocukların, hamilelerin, diyaliz hastalarının, yoğun bakım hastalarının ve kanserli hastaların acil olmasa bile her türlü tıbbi tedavisi aksatılmadan sürdürülecektir. 

  • Servislerde yatarak tedavi görmekte olan hastaların her türlü tıbbi işleminin aksatılmadan yürütülmesini sağlayabilecek sayıda sağlık personeli, mesai dışı sürelerde (gece ve hafta sonu nöbetleri, vb.) olduğu gibi servislerde hazır bulunacaktır. 

  • Hastane bahçesi ve binasında hastaların üzüntülerine hürmet etmeyen davranışlarda bulunulmamasına özen gösterilmelidir.



*-*-*-*-*-*-*-*-*


BASINA VE KAMUOYUNA

Ülkemizde Temmuz – Ağustos 2009 aylarında, aile hekimliği pilot ili olan 33 ilde, Konjenital Kızamıkcık Enfeksiyonu ve konjenital kızamıkcık sendromunu engellemek amacıyla 18 – 35 yaş grubu kadınlara 1 doz kızamıkçık aşısı uygulanmıştı. Bu doğrultuda Aile hekimliği pilot ili olan Manisa’da da bu uygulama gerçekleştirilmişti.

Kampanyanın başladığı günlerde SES İzmir Şubesi, TTB – Pratisyen Hekimler Kolu, Pratisyen Hekimler derneği İzmir Şubesi, İzmir Sağlık ve Hasta Hakları derneği ortak bir açıklama yayınlamış ve kampanyayla ilgili kuşkularını kamuoyu ile paylaşmıştı.

Açıklamada aşı kampanyası ile ilgili özetle; bilimsellikten uzak, aceleye getirilen, iyi organize edilmemiş bir kampanya olması, aşıların son kullanma tarihlerinin dolmaya yakın bir zamanda uygulanması ve ekip hizmetinin olmaması konularına değinilmişti.

O günlerde bizler de benzer kaygıları duymamıza rağmen İzmir’den yapılan açıklamanın kamuoyuna yansıması sonrası benzer kaygıları ifade eden bir açıklamaya ihtiyaç olmadığını düşünerek beklemeye ve süreci takip etmeye başladık.

8 Ekim 2009 günü yine İzmir’den yapılan açıklamada aşılama sonrası 100 kadının gebe olduğunun anlaşıldığı ve kürtajla gebelikleri tahliye edilen kadın sayısının ise 60 civarında olduğunu öğrendik.

Bu kapsamda Manisa’daki durumu araştırmaya başladık. Araştırmalarımız neticesinde olayın vahameti ile karşılaştık. Çünkü konuyla ilgili sağlıklı bir istatistik çalışması nerdeyse yok gibiydi. Var olan ise güvenilir olmaktan uzaktı.

Bizler genel gözlemlerimiz, sağlık emekçileri ile yaptığımız görüşmeler neticesinde edindiğimiz izlenimleri kamuoyu ile paylaşmayı uygun gördük. Bu basın toplantısı da bu nedenle düzenlendi.

Değerli basın emekçileri,

 AKP hükümetinin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana IMF ve Dünya Bankası talimatları ile uygulamaya çalıştığı “Sağlıkta Dönüşüm Programı”nın ki biz buna “Sağlıkta Yıkım Programı” diyoruz, bizleri getirdiği çıkmaz ortadadır.

Artık hükümetin sağlık alanında, kendisinin dahi kabullendiği bir çıkmaz ve mali yük gizlenemez noktadadır. Hükümet, sağlıkta özelleştirmelerin, özel sektöre kaynak aktarmanın, ilaç ve medikal malzemede inanılmaz savurganlıkların; kısacası “sağlıkta yıkımın müsebbibi kendisi değilmiş gibi çıkış yolları tarif etmektedir. Bu çıkış yolları hepimizin çok iyi tahmin edeceği üzere yine vatandaşın cebidir. Yani cepten ödemelerdir.

Sağlıkta yaşanan bu savurganlık ve iş bilmezlik bir yana şimdi bir de kadınların ve çocukların sağlığını hiçe sayan dolayısıyla da sağlık emekçilerini kendi iş bilmezliklerine alet eden bir yaklaşımla karşı karşıyayız.

Bu yaklaşım Temmuz-Ağustos 2009 aylarında 33 ilde uygulanan Konjenital Kızamıkcık Enfeksiyonu ve konjenital kızamıkcık sendromunu engellemek amacıyla 18 – 35 yaş grubu kadınlara 1 doz kızamıkçık aşısı uygulanması kampanyasında ortaya çıkmıştır.

Kampanyanın başlamasından hemen sonra İzmir’den yapılan açıklamada da belirtildiği üzere;

Kampanya bilimsellikten uzaktı: Konjenital kızamıkçık olgusu tanı, teşhis, saptama ve kontrol altına alma çalışmaları yapılmadığı halde uygulandı.

Hedef gruba ilişkin bilgilendirme ve bilinç oluşturma ön çalışması yapılmadan, hekimler ve sağlık çalışanları ikna edilmeden alelacele, ben yaptım oldu mantığı ile yürütülmeye çalışıldı.

Yaz ayları olan Temmuz ve Ağustos aylarında uygulanmaya çalışıldığı için, sağlık ocaklarında var olan ekip dağıldığı için hedef grubun ancak % 40 ına ulaşılabildi. (Oysa sağlık ocakları döneminde bu oran % 95 ler deydi.)

Kampanyanın hedef gruba yeterince anlatılmadığı, aydınlatılmış onam içeren formların ilk günlerde sağlık çalışanlarına ulaştırılmadığı, bazı hekimlerin bunu kendi imkânları ile düzenledikleri sağlık müdürlüğünün sonradan bu formları düzenleyip dağıtması kampanyanın diğer aksayan yönleridir.

 Aile hekimlerine İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yazı yazılarak; kampanyanın hedefin gerisinde olduğu ve çalışmaların azami düzeyde hızlandırılması istenmiş ve aile hekimlerine sözleşmeli oldukları hatırlatılmıştır. Aile hekimliği uygulamasına karşı çıktığımızda üzerinde önemle durduğumuz kadrolu çalışma-sözleşmeli çalışma nedeniyle hekimlere bu yönde yazı yazılması sözleşmeli çalışmanın sağlık çalışanlarına ve halka nasıl olumsuz yansıması olduğunun göstergesidir.

Ancak hükümet her zaman olduğu gibi bizlerin değil IMF’nin ve Dünya Bankasının sözüne değer vermeye devam etmektedir. Bu aşı kampanyasında yaşanan sıkıntılar bu günlerde ve bundan sonraki günlerde de sürecek gibi görünmektedir.

Sonuç olarak bizler kampanya sonrası Manisa’daki gözlemlerimiz sonucunda aşağıdaki veri ve görüşlere ulaştık.

Kampanya sırasında bazı gebe kadınlara kızamıkcık aşısı yapıldığı ya da bazı kadınların, aşı yapıldıktan sonraki dört hafta içinde gebe olduğunun anlaşıldığı çok sayıda vaka olduğunu ve bu vakaların İl Sağlık Müdürlüğünün web sayfasında yayınlananan ve basına da yansıyan şekilde 100 üzerinde kadından kan alındığı.          

Gebelerin kan alma ve bilgilendirmelerinde yetersizlikler olması ve gebe kadınların paniğe kapılarak küretajla gebeliklerini tahliye ettirdikleri.

Manisa’da bu nedenle küretaj olan gebe sayısının bu işlemin  kamudan ziyade özel muayenehanelerde de yapılması dolayısıyla da sağlıklı bir kayıt ortamının olmaması nedeniyle, söz konusu durumla ilgili olarak CBÜ Hastanesine 8 başvurunun olduğu bu başvurulardan 2 tanesinin küretajla sonuçlandırıldığı. Aile Sağlığı Merkezlerinde çok dar bir alanda yaptığımız araştırmalarda dahi küretaj sayısının 10-15 civarında çıktığı.

Ancak tablonun daha da vahim olduğunu düşünmemizi gerektiren bir sürü veri olduğu hatta bir Kadın Doğum Uzmanının bu nedenle yaptığı küretaj sayısının 20 olduğunu ifade ettiği.

Konuyla ilgili sağlıklı bir veriye sahip olmamakla birlikte İl Sağlık Müdürlüğü dahil hiçbir kurumunda net bir rakama sahip olabildiğini zannetmiyoruz.

Bu durum tam anlamıyla bir skandaldır. Bu konuda ilgili, yetkili makamlarda bulunanlar acilen açıklama yapmalı ve kamuoyunu aydınlatmalıdır.  

Konuyla ilgili mağduriyeti olan kişilerinde bu durumu resmiyete kavuşturacak başvurularda bulunmasının toplum sağlığı açısından gerekli olduğunu düşünüyoruz.

Şimdi, Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdür Vekili Seracettin Çom ve Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Ali Torunoğlu’nu sorularımızı cevaplamaya ve bilimsel açıklama yapmaya davet ediyoruz:

 Aile Hekimliği pilot uygulamasına geçilen 33 ilde;

1. Kızamık ve kızamıkçık hastalıklarına yönelik süreveyans sistemini iyileştirmek için ne yaptınız?

 2. Gebe olduğu halde kızamıkçık aşısı yapılan 18–35 yaş arası kadın var mıdır? Varsa sayısı kaçtır?

 3. Kızamıkçık aşısı yapıldıktan sonra gebe kalan kadın sayısı kaçtır?

 4. Toplam kaç vakada küretaj yapılarak gebelik tahliye edilmiştir?

5. Toplam kaç vaka prenetal tanı merkezlerinde takip edilmektedir?

 6. 18 – 35 yaş arası kadın hedef nüfusta istenen bağışıklama oranına ulaşılmış mıdır? Yoksa hedef nüfusun sadece %40’na mı ulaşılabilmiştir?

 7. Ülkemizde birinci basamak sağlık hizmetlerinin sağlık ocakları tarafından sunulduğu dönemde yapılan diğer ulusal aşı kampanyalarında (çocuk felci, kızamık…) hedef nüfusta gerçekleşen bağışıklama oranları kaçtır? %40 mı yoksa %90–95’lerde mi olmuştur?

8. Aşı kampanyasında kullanılan aşıların temin yolu nedir? İhale ile alınmışsa belirlenen tutar ve aşı adedi nedir? Aşılar hangi tarihte Sağlık Bakanlığı’na teslim edilmiştir ve teslim edilen aşıların son kullanma tarihleri nelerdir? Son kullanma tarihi biten ve imha edilen aşı miktarı nedir?

  9. Temmuz – Ağustos 2009 Aşılama Programında amaç konjenital kızamıkcık enfeksiyonunu ve konjenital kızamıkçık sendromunu engellemek midir? Yoksa son kullanma tarihi Ağustos 2009 olan aşıları tüketmek midir?

  10. Bu olayın vebali, sorumluluğu kimdedir? Sizde midir?

 18–35 YAŞ GRUBU KADINLARA YAPILAN BİR DOZ KIZAMIKCIK AŞISI VE UYGULMA HATALARINA İLİŞKİN GÖRÜŞLERİMİZ:

 1.Koruyucu sağlık hizmeti olan ve hastalığın oluşmasını engelleyecek aşılama uygulamalarını önemsiyor ve destekliyoruz.

 2.Aşılama bir ekip hizmetidir. Ekip hizmeti sağlık ocaklarında vardı ancak sağlıkta dönüşüm programı ile ekip ortadan kaldırılmıştır.

 3.Aşılamada önemli olan hedeflenen aşılama oranının gerçekleşmesidir. Yani hedef kitleye ulaşılmasıdır. Hedef nüfusun en az %90’nına ulaşılması beklenir.

 4.Düşük aşılama hızları, virüsün dolaşımını da yavaşlattığından yıllar içinde duyarlı kişi havuzları oluşturmaktadır. Sonuçta düşük aşılama oranı nedeniyle aşılama programı sonrasında Yunanistan, Hollanda gibi ülkelerde yaşandığı gibi “Konjenital Kızamıkcık Sendromu salgınları” meydan gelmektedir.

 5.Çok yüksek oranlara ulaşamayan bağışıklıma çalışmalarının konjenital Kızamıkcık Sendromunu kontrol edemediği çok sayıda araştırmayla gösterilmiştir.

 6. Surveyans sistemleri güçlendirilmeli ve işletilmelidir.

 7. Aşılama öncesi gerekli sorgulama yapılarak gebe olan, gebe olma olasılığı bulunan veya dört hafta içinde gebelik planlayan kişilere aşı kesinlikle yapılmamalıdır. Aileye iyi bir danışmanlık verilerek, olumsuz sonuçlara karşı önlem alınmalıdır.

 8. Aşılama evlilik öncesi uygulaması önemlidir. Evlilik öncesi kadınlardan istenen rutin tetkiklere Rubella IgG tetkiki ilave edilmelidir. Rubella IgG tetkiki negatif olanlara aşı adetin ilk günü uygulanmalıdır.

 9.Sağlık Bakanlığı ilgili uzmanlık dernekleri (Prenatoloji, Enfeksiyon Hastalıkları, Klinik Mikrobiyoloji, Jinekoloji ve Obstetri, Halk Sağlığı) ve TTB’nin de içinde ve katkıda bulunduğu bir izleme ve takip komisyonu oluşturulmalı, bu komisyon süreci yönetmelidir.

 10.Aşılanan gebeler ve aşılandıktan sonra gebe kalanlar literatür bilgileri ışığında bilgilendirilmeli, gebe izlemi gerekliliği konusunda iyi bir danışmanlık verilmelidir.

 11.Gebelikte kızamıkçık aşısı uygulanmış olan ya da aşı olduktan sonra gebe kalan kadınların ve bebeklerin doğum sonrası dönemde yakın izlemi gereklidir. Sosyal Güvencesi olsun olmasın her türlü tetkik, muayene ve ulaşım giderleri Sağlık Bakanlığı tarafından karşılanmalıdır. 14/10/2009

MANİSA TABİP ODASI
                   SES MANİSA ŞUBESİ                      
                                                      SAHHAD-  (Sağlık Hakkı ve Hastalıkları Derneği)



*-*-*-*-*-*-*-*-*


 Genel $ağlık(sızlık) $igortası’nın Birinci Yılı

AKP, IMF, DÜNYA BANKASI SAĞLIĞA ZARARLIDIR

 Genel Sağlık Sigortası (G$$) bundan bir yıl önce, 1 Ekim 2008’de yürürlüğe girmişti. Sendikalar ve meslek örgütleri olarak G$$’nin yol açacağı sakıncalara dikkat çekmiş ve şiddetle karşı çıkmıştık. Peki aradan geçen bir yıl içinde neler oldu?

·      Muayene ücretleri devlet hastanelerinde 8, özel hastanelerde 15 TL’ye çıkarıldı. Daha önce parasız olan sağlık ocakları da paralı hale getirildi.

·      İlaca ulaşmak zorlaştırıldı; ilaçta vatandaşın ödediği pay arttırıldı. Düşük ücretli emeklilerin ve sürekli ilaç kullanan sigortalıların katkı payları, ücret ve maaşların satın alma gücünü önemli ölçüde geriletti.

·      Milyonlarca vatandaş hâlâ sağlık güvencesinden mahrum. Dahası, kriz gerekçesiyle işinden atılan yüz binlerce emekçi ve aileleri de sağlık güvencelerini yitirdiler. 72 milyonluk Türkiye’de sosyal güvenceden kesin olarak mahrum  14 milyon insan bulunuyor.

·      Özel hastanelere giden hastalar “ilave ücret” adı altında paralar ödemeye zorlandı. Üstelik şimdilik güya % 30 olan bu “bıçak parası” yakında % 70’e çıkarılacak. Hükümet ve Özel hastane patronları ise hastalara ilave maliyet çıkarmak için büyük çaba harcıyorlar.

·      Muayene olurken, ilaç alırken ödediğimiz yetmedi; bundan sonra hastaneye yattığımızda, ameliyat olduğumuzda da katılım payı ödeyeceğiz.

·      En çok propagandası yapılan “bütün çocuklar koşulsuz olarak GSS’li olacak” vaadi daha şimdiden boş çıktı.

·      Seçim döneminde sağlıktaki “başarıları” ile övünüp oy avcılığı yapanlar şimdi ağız değiştirdiler. Sağlık harcamalarının artmasını gerekçe gösterip 3 milyar TL kısıntıya gidiyorlar. Yani daha az sağlık hizmeti alacak ve daha çok katılım payı ödeyeceğiz. Ama özel hastanelere aktarılan kaynaklarda bir azalma olmayacak.

·      Emekli olabilmek bir ayrıcalık haline geldi ve emekli maaşları geriledi. Son bir yılda  yaklaşık 250 bin kişi sigorta primi  ödenemediği için sistemden çıkmak zorunda kaldı. 

Kısacası; GSS’nin sağlıkta yaşanan sorunları çözemeyeceği, tam tersine sağlığı her geçen gün daha fazla paralı hale getireceği ve sağlığa ulaşmayı daha da zorlaştıracağı daha ilk yıldan belli oldu.

Peki AKP Hükümeti GSS’yi çıkarmak için neden bu kadar çok ısrar etmişti? Çünkü uluslararası sermayenin soygun örgütleri, IMF ve Dünya Bankası böyle istemişti. Sermaye bütçeden sosyal harcamalara kaynak aktarılmasını istemiyordu. Amaçları sağlığı piyasalaştırmak, özelleştirmek ve kendileri için bir kâr alanına dönüştürmekti.

 Onlar emretmişti; bütün siyasi geleceğini küresel kapitalist merkezle olan ilişkilerine bağlayan AKP de Millet Meclisi’nden geçirmişti G$$’yi.

G$$’nin birinci yılını doldurduğumuz bugünlerde sağlığımızı, sosyal güvenliğimizi, geleceğimizi çalan kapitalist efendiler ülkemize geliyorlar. Bu ülkenin halkına karşı polis barikatlarıyla korundukları vadide bizleri daha da yoksul, daha da sağlıksız, daha da güvencesiz, daha da çaresiz bırakmak için yeni planlar, programlar yapacaklar.

Bizler; bu ülkenin hekimleri, mimarları mühendisleri, işçileri, kamu emekçileri, yoksulları; neo-liberal soygun politikalarının tekmil mağdurları ve mazlumları; IMF ve Dünya Bankası’nı da, temsil ettikleri uluslararası sömürü-soygun düzenini de, onun emrindeki siyasetçileri de istemediğimizi yıllardır söyledik, söylüyoruz.

Bugün de yüzlerine karşı hep birlikte bir kez daha haykırıyoruz:

AKP, IMF, DÜNYA BANKASI SAĞLIĞA ZARARLIDIR! 

BAŞKA BİR SAĞLIK  SİSTEMİ, BAŞKA BİR DÜNYA MÜMKÜNDÜR! 01/10/2009

Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu



*-*-*-*-*-*-*-*-*


BASINA VE KAMUOYUNA

    Manisa Tabip Odası, hekimlerin döner sermayeden aldıkları katkı payının ne kadar yüksek olduğuna dair haberlerin gerçekleri yansıtmadığını ve manipülatif bir içerikle hazırlandığını düşünmektedir. Bu konu ile ilgili TTB'nin yaptığı basın açıklaması aşağıdadır.08/07/2009

Manisa Tabip Odası

Yönetim Kurulu

BASIN AÇIKLAMASI
“Döner sermaye bereketi”nin yanıtını hekimler veriyor, verecek!

 Bugün Anadolu Ajansı üzerinden basına geçilen bir haberle “tam gün” tartışmaları sürerken Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerdeki personelin,  özellikle de doktorların aldıkları döner sermaye katkısının ne kadar çok olduğu duyuruldu. Öncelikle bu haberin gerçekleri yansıtmadığını, manipülatif bir içerikle hazırlandığını belirtmek istiyoruz. Yüzlerce hatta bazısında binlerce hekimin çalıştığı illerden tek bir hekimin gelirini örneklemenin ve bunu tüm hekimleri ilgilendiriyormuş gibi Anadolu Ajansı üzerinden servis yapmanın ciddiyetle bağdaşır bir yönü yoktur. 

TTB Merkez Konseyi 3 Temmuz 2009 Cuma günü yaptığı bir basın toplantısıyla “tam gün” tasarısının kamuoyuna yansıtıldığı gibi hekim ücretlerine ciddi artışlar getirmediğini belirterek “yanıltıcı, demagojik açıklamalarla hekimleri susturamazsınız” demişti. Hatırlanacağı gibi tasarıyla hekim ücretlerine ciddi artışlar getirildiğini savunan tek odak Sağlık Bakanlığı ile kendilerine Türkiye Hekim Platformu adını veren ve bakanlığa yakınlığıyla bilinen bir gruptu.

Tekrarlıyoruz:

Türkiye’de kamuda çalışan hekim sayısı 80 bin civarındadır.

Hekim maaşları ortalama 1600 TL dolayındadır.

Performansa dayalı ödeme hekimlerin istemedikleri, güvencesiz, adaletsiz, etik açıdan sıkıntılı çalışma ortamı doğuran bir uygulamadır.

Haberde yer alan örneklerle hekimlerin gelirleri hakkında yanıltıcı bir kamuoyu oluşturulması hedeflenmektedir. Böylece “tam gün” tasarısı ile yaratılmak istenen ortam desteklenmeye çalışılmaktadır.

Anlaşıldığı kadarıyla TTB’nin 3 Temmuz 2009 Cuma günü yaptığı açıklama ile duyurduğu gerçekleri açıklama ve ardından da etkin bir programın sonbaharda yürürlüğe konulacağı açıklaması telaş yaratmıştır.

TTB hekimlerle birlikte bütün ekip üyelerinin maaşlarında emekliliğe yansıyan, güvenceli artış talep etmektedir. Bir savcıya 5.300TL verildiği ve emekli maşı olarak 3.200 TL ödendiği göz önüne alındığında hekimlerin de taleplerinin yerindeliği anlaşılır.

Bakanlığın/yetkililerin yanılsama yaratacak haberler “hazırlama” yerine hekimlerin talepleri doğrultusunda hazırlık yapmaları yerinde olacaktır. Hekimler haklarını almak için ekip üyesi arkadaşlarıyla birlikte hazırlığa başlamışlardır. Kamuoyunun bilgisine sunulur. 06 Temmuz 2009

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ

MERKEZ KONSEYİ



*-*-*-*-*-*-*-*-*


BASINA VE KAMUOYUNA

Son yıllarda başta hekimler ve hemşireler olmak üzere sağlık çalışanlarına yönelik artan şiddetin bir örneğini 2 Temmuz 09 sabah saatlerinde Manisa Devlet Hastanesinde yaşadık.

Trafik kazasıyla getirilen bir hastanın yakınları kalabalık bir grup olarak Manisa devlet hastanesi acil servisinden geçerek yoğun bakıma kadar çıkmışlar ve sağlık çalışanlarına şiddet uygulamışlardır.

Gece gündüz demeden yoğun bakım gibi çalışma koşulları zor bir ortamda hastalarını yaşatmak için uğraşan sağlık çalışanlarına yönelik bu eylemi şiddetle kınıyoruz.

Sağlık çalışanlarının ve hekimlerin güvenli ortamda çalışmalarını sağlamak idarecilerinin temel sorumluluklarından bir tanesidir.

Öte yandan güvenli olmayan çalışma ortamının; hekimler, sağlık çalışanları ve hastalar bakımından uygun bir ortam olmayacağı, sunulan hizmetin niteliğinin de doğrudan etkileneceği ortadadır.

Sağlıkta ortaya çıkan şiddet olaylarından sağlık ortamımıza evrensel insani değerler ile mesleki etik değerler yerine ticaretin kurallarını ve dilini yerleştiren, sağlık kuruluşlarını ticaret ortamına çeviren ve sağlıkta yaşanan kaosun sorumlusu olarak sağlık çalışanlarını gösteren politikacılar ve sağlık yöneticileri sorumludur. Sağlıktaki olumsuz sürecin sorumluları,  biz sağlık çalışanları değiliz ve her nerden gelirse gelsin şiddeti sineye çekemeyiz. 03/092009

Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu



*-*-*-*-*-*-*-*-*


TAM GÜN DEĞİL TAM PİYASA…

Kamuoyunda "tam gün" tasarısı olarak bilinen "Üniversite ve Sağlık Personelinin Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"na 26 Haziran 2009 tarihinde TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu'nda sözde iyileştirmelerle son hali verildi.
      AKP hükümetinin tam gün yasası olarak adlandırdığı yasa tasarısı meclise sevk edildi. 
        Bu yasa tasarısı ne yazık ki ne hekimin, ne sağlık çalışanının, ne de toplumun çıkarına düzenlemeler içermemektedir.
       Bu yasa ile hekimler emekliliğe yansıyan adil ve eşit bir ücret sistemine kavuşmayacaklar, sağlık çalışanları arasında iş barışı sağlanmayacak, topluma sunulan sağlık hizmeti daha kaliteli ve ücretsiz hale gelmeyecektir.
        Yasanın çalışma koşullarını düzeltmek, sağlık ortamına ilişkin kötü uygulamaları ortadan kaldırmak gibi bir niyeti yoktur. Kötü altyapı, yetersiz sağlık personeli, uygunsuz çalışma ortamı ve kalitesizleştirilen tıp eğitiminin yarattığı yanlış mesleki uygulamaları azaltmak yerine hekimlere yönelik zorunlu mali mesuliyet sigortasıyla,  sorunu bir finans piyasası meselesi olarak ele almaktadır.
      Bu yasa ile üniversitelerin eğitim ve öğretim önceliği arka plana itilecek, üniversite hastaneleri hizmet birimine indirgenecek, öğretim üyeleri asıl görevleri olan hekim yetiştirme yerine performansa yetişmeye çalışacaklardır.
      Biliyoruz ki siyasi iktidardan da destek alan “serbest girişimcilerin” sağlıktan para kazanabilmesinin öncelikli şartı hekimlerin ekonomik güçlerinin, özlük haklarının, saygınlıklarının ortadan kaldırılmasıdır. Bu yapılmadan sağlık sektöründen kazanç bekleyen sermaye gruplarının tatmin olması mümkün değildir.
      Sonuç; daha kalitesiz sağlık hizmeti, daha kötü çalışma koşulları, daha adaletsiz ücret sistemi, daha kötü emeklilik koşulları, daha az iş barışı, daha kalitesiz tıp eğitimi ama finans piyasası açısından daha çok “işlem hacmi”.
      Bu yasa tasarısı, yıllardır savunduğumuz, doğru bir sağlık sistemi temelinde, adil bir ücret politikası ile gerçekleşecek bir “tam süre” çalışma düzenlemesi değil, hekim emeğinin ucuzlatılması ve sağlık hizmetinin tümüyle bir piyasa malı haline getirilmesine dönük bir TAM PİYASA yasasıdır.  Bu nedenle de yasalaşması kamu yararına değildir.

Kamuoyuna saygıyla duyururuz. 02/07/2009

Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu



*-*-*-*-*-*-*-*-*


BASINA VE KAMUOYUNA

Hekimlik mesleği yüzyıllardan beri tüm yeryüzünde en saygın ve en nitelikli mesleklerden biri olagelmiştir. Çünkü hekimlik en çok emek ve çaba gerektiren mesleklerdendir. Bu nedenle hekim emeği “kalifiye” bir emek sürecine denk düşmektedir. 1980'lerden bu yana ülkemizde uygulanan sağlık politikaları, kamu sağlık kurumlarının çökertilmesine, sağlık çalışanlarının ve toplumun, piyasanın insafına terkedilmesine dönük bir programın basamakları olmuştur daima. Mevcut siyasi iktidar da aslında kendi sağlık politikalarını değil önceden hazırlanarak eline verilmiş bir programı uygulamaktadır. Siyasi iktidarın bu konudaki en önemli başarısı ise gündelik uygulamalarda iki adım ileri bir adım geri giderek toplumun gözünü boyamaya dönük manevralarıdır. Oysa, gayet iyi biliyoruz ki siyasi iktidarın bu gün allayıp pullayıp sunduğu elma şekeri aslında bir kazığı gizlemektedir. Şeker ve elma tükendikten sonra hepimizin elinde yalnızca bir kazık kalacaktır.

Tam Gün Yasa Tasarısı hekimin, sağlık çalışanının hakkını vermeyi, kamusal sağlık hizmetini güçlendirmeyi hedefleyen bir tasarı değildir. Aksine hekim emeğinin ucuzlatılması ve sağlık hizmetinin tümüyle bir piyasa malı haline getirilmesine dönük bir adımdır. Çünkü siyasi iktidardan da destek alan “serbest girişimcilerin” bu işten para kazanabilmesinin öncelikli şartı hekimlerin ekonomik güçlerinin, özlük haklarının, saygınlıklarının ortadan kaldırılmasıdır. Bu yapılmadan sağlık sektöründen kazanç bekleyen sermaye gruplarını memnun etmek mümkün değildir.

Bizler, siyasi iktidarın “tam gün” adını verdiği yasa tasarısına karşıyız. Yoksa, kamusal bir sağlık hizmeti perspektifinde, hekimlerin özlük hakları ve mali hakları gözetilerek, hekimin hakkının “hakkıyla” verilmesi şartıyla ortaya çıkarılacak bir tam süre çalışma düzenlemesine karşı değiliz elbette. Geçmişte TTB ve Tabip Odaları’nın Sağlık Bakanlığı kadrolarıyla birlikte tam süre yasası için çalıştığı ve yürürlüğe giren bu yasanın 12 Eylül hukuksuzluk ortamında yok edildiği anımsanmalıdır.

Siyasi iktidarın bu konudaki yaklaşımı doğru olmayıp, niyeti de dürüst olmayınca ortaya “doğru dürüst” bir uygulamanın çıkmasını beklemek tabii ki hayaldir. Herkes bilmelidir ki bu gün hekimlik mesleğine yöneltilen bu ekonomik, siyasi ve psikolojik saldırı, aslında bu toplumda yaşayan her bireyin sağlığının “piyasa malı”  haline getirilmesine yönelik planın en önemli halkasıdır. 10/06/2009

Kamuoyuna saygıyla duyururuz.

Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu



*-*-*-*-*-*-*-*-*

 

Türkiye’nin en aydınlık yüzlerinden birisiydi.

Yıllarca bir sağlık emekçisi olarak cüzzamla savaştı.

Unutmak mümkün değil…

Türkiye’nin en onurlu seslerinden birisiydi.

Sonra daha büyük bir düşman seçti kendisine.

Yıllarca ülkemizin en büyük sorunuyla, cehaletle savaştı.

Unutmak mümkün değil…

Türkiye’nin en yürekli yüreklerinden birisiydi.

Direndi hastalığa, direndi son günlerinde reva görülen ayıplara.

Unutmak mümkün değil…

 

Ülkemizin yetiştirdiği en saygın, en çalışkan, en çağdaş değerlerinden birini sonsuzluğa uğurlamanın hüznünü yaşarken, meslektaşı ve öğrencileri olmaktan onur duyuyoruz.

Sevgili Türkan Saylan’ı unutmayacağız.

Unutmak mümkün değil… 20/05/2009

Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu



*-*-*-*-*-*-*-*-*


Basın Açıklaması

 Hekimlik mesleğinin ülkemizdeki en onurlu temsilcilerinden biri olan Prof.Dr. Türkan Saylan’a ve yöneticiliğini yaptığı Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne yönelik kovuşturma ile aralarında Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal, Ondokuz Mayıs Üniversitesi eski rektörü Prof. Dr. Ferit Bernay, Uludağ Üniversitesi eski rektörü Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran, İnönü Üniversitesi eski rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu ve Van 100. Yıl Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ayşe Yüksel’in bulunduğu akademisyenlerin gözaltına alınmaları olağan bir hukuki sürecin işletilmesinin ötesinde anlamlar taşımaktadır.

Suça iştirakleri konusunda henüz kesinleşmiş bir yargı kararı olmayan bu kişilere yönelik uygulamanın biçimi rahatsız edici ve kuşku vericidir.

Türkiye’de yıllarca cüzzam hastalığına karşı mücadelenin öncülüğünü yürüten Prof. Dr. Türkan Saylan bugüne dek bir çok demokratik kitle örgütünde görev almış, iyi hekimlik değerlerine sonuna kadar sahip çıkmış bir hekimdir. Sağlık sorunlarına rağmen gerek Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği gerekse Türk Tabipler Birliği içinde aktif rol almaktadır. Bugün, ülkemizde Türkan Saylan adının temsil ettiği değerler, iyi hekimlik değerleridir.

Prof. Dr. Türkan Saylan’a, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği yöneticilerine ve temel amaçları bu ülke için nitelikli insan gücü yetiştirmek olan öğretim üyelerine yönelik yaklaşım biçiminden duyduğumuz kaygıyı kamuoyu ile paylaşıyoruz.

Saygılarımızla. 16/04/2009

Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu



*-*-*-*-*-*-*-*-*


BASIN/YÖNETİCİ ÖZETİ 

Bu döküman, Manisa Tabip Odası MTO 2009.01 kodlu Teknik Raporun Basın/Yönetici özetidir. Raporun bütününe www.manisatabip.org.tr adresinden ulaşılabilir.

 MANİSA İLİNDE BİR YILLIK AİLE HEKİMLİĞİ PİLOT UYGULAMASININ DEĞERLENDİRİLMESİ

 02. Mart. 2009

Manisa 

Manisa Tabip Odası

Temel Sağlık Hizmetleri Komisyonu 

Prof. Dr. Erhan Eser, Yrd. Doç. Dr. Serol Deveci, Dr. Derya Yüksel, Dr. Bedri Bilge, Dr. Oytun Çalışkan, Dr. Tülay Lağarlı, Dr. Öznur Özkan Bambal, Dr. Bülent Kundak, Dr. Sunay Hacıoğlu, Dr. Gökben Yaslı 

Bu raporun amacı, Sağlık Bakanlığı tarafından Aile Hekimliği (AH) örgütlenme ve hizmet modelinin Pilot uygulanması için seçilmiş illerden biri olan Manisa ilinde 1 Ocak 2008 tarihinde başlayan uygulamanın bir yıllık değerlendirmesinin ortaya konmasıdır. Bu raporda, bir yıllık pilot uygulamanın, AH Türkiye modelinin bütünü açısından Manisa pilot uygulamasına olan yansımalarına ek olarak Manisa ilindeki uygulamaya özel gözlem ve sonuçları yer almaktadır.

Kaynaklar, Birinci Basamak Sağlık Hizmetlerinin (BSH’nin) değerlendirilmesinde üç temel yaklaşımdan söz etmektedir. Bunlar:

·         Toplumun sağlık düzeyi göstergeleri

·         Nüfus başına düşen birinci basamak hekimi

·         BSH’nin “özelliklerinin” gerçekleştirilebilme durumu. 

Bu raporda “BSH’nin “özelliklerinin” gerçekleştirilebilme durumu” yaklaşımına ağırlık verilmiştir.

BSH nin bu son başlık altında belirtilen 4 temel özelliği şunlardır:

a- İlk başvuru,

b- Süreklilik,

c- Kapsayıcılık (bütüncül hizmet) ve

d- Eşgüdüm (koordinasyon)dur.

Bu başlıklara göre genel olarak Manisa ilindeki 2008 yılı Aile Hekimliği uygulama modelinde belirlenebilecek sorunlar şöyle özetlenebilir:

Manisa ili için genellikle bağlı bulunulan aile hekimine olan coğrafi uzaklık erşilebilirlik açısından sorun oluşturmamaktadır. Sadece aile hekimine kayıtlı olanların koruyucu hizmetleri aldığı düşünülürse kayıtsız bir nüfusun varlığı ve bu nüfusa ulaşabilme konusunda yeterli ve sistemli bir çabanın gösterilip gösterilmediği henüz açıklığa kavuşturulmamış bir konudur.

Aile planlaması, sağlık eğitimi, atıkların kontrolü gibi koruyucu hizmetlerin işleyişi ve sonuçları ile ilgili aile hekimleri ile toplum sağlığı merkezleri arasında yeterli ve uygun bir kayıt ve bilgi paylaşım sistemi varsa da henüz uygulamaya konmamış görünmektedir .

 Hekimler tarafından fazla olarak değerlendirilen günlük başvuru sayısı aslında sistem uygulamaya konarken hayata geçirilmesi ‘geciktirilen’ basamaklar arası sevk zorunluluğu ile daha da artacaktır. Öte yandan bilgi sürekliliği olgu düzeyinde yeterli, grup düzeyinde ise yok sayılabilecek durumdadır. Sevk koşulunun ve uygulamasının Pilot uygulamada (popülist kaygılarla olduğu aşikardır) öngörülmemiş olması nedeniyle yönetsel süreklilik ve ilişki sürekliliği çok zayıftır.

Aile Sağlığı Birimleri ve Toplum Sağlığı Merkezleri, kendilerine bağlı nüfusun sağlık düzeyini ve ara göstergeler olan risk grupları izlemlerini ve diğer koruyucu sağlık hizmetleri faaliyetlerini “nüfus bazında” izleyememektedir. Kişisel olarak izleyebilmek mümkünse de bu yalnızca kayıt altındaki bireylere ait bilgilerle sınırlı kalınmasına yol açmaktadır. Toplum Sağlığı Merkezleri’nin (TSM) denetleyici ve güdüleyici işlevleri henüz hayata geçirilebilmiş değildir ve uygulamada bu işlevleri yerine getirebilecek araç, donanım ve eğitimli personele sahip olmadıkları izlenmektedir. Bu durum, sistemin bütününün denetlenmesi ve uygulamadaki genel aksaklıkları izleyebilmek ve gerektiğinde düzeltebilmek için çok hayati sayılabilecek bir problemdir ve ivedilikle çözüm beklemektedir. Manisa ilinde Toplum Sağlığı Merkezleri’nin (TSM) kendi nüfuslarına hakim olmamaları başlı başına bir sorundur ve bu sorun hallolmadan başka bir şeyden söz etmek bilimsellikten uzaklaşmak olur.

Koruyucu ve sağlığı geliştirici programlar sistem içinde çok yetersiz olarak sunulmaktadır.

Hekimler gruplar halinde çalışmadığı için (İngiliz modelinde olduğu gibi) ve ekip hizmeti örgütlenmesi oluşturulamadığı için kapsayıcılık yetersiz düzeyde görülmektedir. Manisa AH pilot uygulamasında görev alan aile hekimleri ve aile sağlığı elemanlarının bölgede çalışma ve birinci basamak hizmetlerde çalışma deneyimi büyük sorundur. Kapsayıcılığa koruyucu ve sağaltıcı hizmet bütünleşmesi açısından bakıldığında özellikle çevreye yönelik koruyucu hizmetler konusunda Sağlık Ocaklarında işleyen bazı düzenlemelerin AH sisteminde (Toplum Sağlığı Merkezleri yaması henüz daha tutmadığından) budandığı belirgindir. Kapsayıcılığın sağlanamamasının önündeki en büyük engellerden birisi “sevk sistemi”nin çalıştırılmamasıdır.

Koordinasyon sorunu Manisa’ya özel bir sorun değil, genel bir sorundur. Eşgüdüm, sistemin temel direğidir. Bu olmadan ne ilk başvuru, ne süreklilik ve de kapsayıcı/bütüncül hizmet layıkıyla yerine getirilebilir.

“Ekip” hizmeti önemli ölçüde güç yitirmiştir. Hekim ve hekim dışı sağlık çalışanları aynı binada çalışıyor olsalar da hiçbir şekilde hizmetin uygulanmasında bir dayanışmaları ve yardımlaşmaları söz konusu değildir. Toplu kararlara katılım önceden de (Sağlık Ocakları döneminde de) bir sorun olarak karşımızda dururken AH uygulaması bu soruna hiçbir çözüm ve yenilik getirememiş, Sosyalleştirme döneminde başarılamasa da mevzuatında var olan halkın kararlara katılımını sağlayacak olan “sağlık kurulları” gibi potansiyel olanaklar da tamamen ortadan kaldırılmıştır

Doğum Öncesi Bakım izlemleri/hizmetleri açısından veri akışında sorun vardır. Eşitsizlikleri derinleştiren ve il genelinde oranları %10’un üzerinde olan kapsam dışı kitleye yönelik daha ayrıntılı bir değerlendirmeye gereksinim vardır.  

Manisa İçin Yerel Düzeyde Öneriler:

1- Aile Hekimleri bir KAMU HEKiMİ olarak kabul edilmelidir.

2- Hekim seçiminde (ve değişiminde) -en azından- TSM bölgesi dışına çıkılmaması için önlemler alınmalıdır.

3- TSM nüfusları düşürülmelidir. TSM sayıları arttırılmalı, personel açısından güçlendirilmelidir. Ayrıca TSM lerin aile hekimlerini denetlemeleri sağlanmalıdır.

4- Getirilmesi düşünülen sevk uygulamasının olası olumsuz sonuçlarını (yığılmaları ve bundan doğacak koruyucu ve sağaltıcı hizmetler alanındaki nitelik kaybını) önlemek amacıyla ASB (Aile Sağlığı Birimi) başına düşen nüfusun 1500-1800’e indirilmesi gereklidir (İngiltere’deki uzun yılların deneyimi bu doğrultudadır).

5- ASB nüfusuna genellenmiş sağlık düzeyi göstergelerine dayalı performans uygulamasının getirilmesi veya daha da önemlisi uygulamanın GRUP uygulama şekline dönüştürülmesi uygun olur. Ekip hizmeti bozulmuştur, ekip hizmetinin olanaklarından (ortak insan-gücü, ortak teknoloji, donanım ve yönetim kaynaklarından) yararlanılamamaktadır. Kayıtlı kişi sayısına göre ödeme yapılması hekimler arasında gerilime sebep olmuş, ekip çalışması bozulmuştur. Hekimler listelerine kişi ekleme telaşıyla etik dışı ilişkilere açık hale getirilmiştir. Yönetim bu duruma başlangıçta seyirci kalmış, sonradan bazı tedbirler alınmış fakat geç olmuştur.

6- Bölge temel sağlık düzeyi göstergeleri izlenememektedir. TSM’ler işlevsizdir. Kendilerine bağlı bulunan ASM’lerin etkinliklerini izleyememekte, periyodik (aylık) raporlamalar yapamamaktadırlar. Manisa’da sağlık düzeyi yalnızca il sağlık müdürlüğü merkezinden yapılabilmektedir. Dar bölgelerde işlerin nasıl gittiği hakkında bölge sağlık yöneticileri (TSM ekipleri) ve hatta Aile hekimleri ve Aile sağlığı elemanları kendi bölgelerindeki durumdan habersizdirler. Kullanılmakta olan bilgi işlem veri akış sistemi buna olanak vermemektedir. Çoğu zaman Manisa’da bu bir başarı gibi gösterilse de uygulamadaki en önemli sorunlardan birisi sürveyansın merkeze hapsedilmesidir. Veri işleme ve yorumlama işi (sürveyans) daha küçük ölçeklerde daha küçük nüfuslarda da yapılabilmelidir. Bu başarılamıyorsa diğer bir çok pilot ilde olduğu gibi aylık bildirimlere geri dönülmeli, bu bildirimleri TSM’ler işlemeli ve raporlamalıdırlar.

7- ASM’lerde ortak teknoloji (tanı olanakları ve laboratuar) kullanımı yaygınlaştırılmalıdır. Merkezi laboratuar bilgisayar sistemine entegre olmalı, sonuçlar kayıtlarda depolanabilmelidir. Laboratuarda kalibrasyon sorunları, teknik insangücü ve laboratuar sonuçlarına olan güvenin artırılması da çözüm bekleyen sorunlar arasıdadır.

8-İkinci ve üçüncü basamaklarla performansa da yansıyan organik işbirliği olanakları yaratılmalıdır. Uzman hekimlerin ASM’lerle işbirliği özendirilmelidir.

9- Performans kriteri olmayan başta doğurgan çağ kadın izlemleri olmak üzere temel bazı göstergeler hiç izlenmemektedir. Bu soruna yakından odaklanılmalıdır.

10- Özellikle birinci basamak deneyimi olmayan (Sağlık Ocaklarında belirli bir süre çalışmamış olan) hekim ve hekim dışı personele ivedilikle “Bölge Sağlık Yönetimi” eğitimi verilmelidir.

11- ASM’lerde sürekli denetlemeler yapılmalıdır. Bu denetlemeler, yerinde ziyaret ile olabileceği gibi online bildirimlerle de (karşılıklı bildirimler) yapılabilir.

12- Yoğun hizmet-içi eğitim programları uygulanmalı, bu programlara katılım çeşitli yöntemlerle özendirilmelidir.

13- ASB’de en azından haftada bir yarım gün ayaktan tanı-tedavi hizmetlerine ara verilmeli, bu yarım gün, ASB’nin iç değerlendirmelerine, yönetsel toplantılara ve eğitim toplantılarına ayrılmalıdır.

14- Aile Hekimliği uygulamasının bir “pilot” uygulama olduğu unutulmamalıdır. Pilot uygulama, başarı ve başarısızlıkların ortaya konduğu uygulamadır. Sonuçları alınmadan yaygınlaştırılamaz. Bu denli önemli bir konuda yapılan pilot uygulamanın nesnel sonuçları ve raporları sık aralıklarla toplumdaki ilgili gruplarla (Halk, Basın, Üniversite, Meslek Kuruluşları, Sivil Toplum Kuruluşları) paylaşılmalı, şeffaf olunmalıdır. Bu amaçla ayrıntılı ve düzenli basılı ve elektronik bültenlerden yararlanılmalıdır. Aksi halde toplumda başarısızlığın gizlendiği görüşü hakim olur.

15- Sevk uygulamasının mümkün olduğu gerek Sağlık Bakanlığı birimleri, gerek sağlıkla ilgili sendika ve meslek odaları tarafından ısrarla savunulmalıdır. Bu konuda uzman lobisi, Türkiye’de olduğu gibi Manisa’da da bir baskı unsuru olarak sağlıkla ilgili tüm kesimleri bir umutsuzluğa sevk etmektedir. Adı ne olursa olsun “Birinci Basamak Sağlık Sisteminin” yürütülmesi diğer basamaklarla eşgüdüm (sevk sistemi) olmaksızın mümkün değildir. Bu bir bilimsel gerçekliktir. Bunu sağlayamayan sistemler ne yaparlarsa yapsınlar çökmeye mahkumdurlar. Bunun en canlı örneğini Türkiye’deki kişi başına Milli Gelir kadar sağlığa pay ayıran ama yine de başarı ölçütlerinde son sıralarda yer alan Amerika Birleşik Devletleri sağlık sistemindeki başarısızlıkta görmekteyiz.

Sorunları yel değirmenlerinde aramak yerine bilimsel gerçekler ışığında çözümler üzerinde çalışılmalıdır.08/04/2009



*-*-*-*-*-*-*-*-*


“NO MİNUTE”

Ekonomik kriz derinleşiyor; işten çıkarmalar çığ gibi yayılıyor. İşten çıkarılan yüz binlerce insan sosyal güvencesini de kaybediyor. Aynı zamanda Genel Sağlık Sigortası (GSS) primini ödeyemediği için hem kendisi hem de bakmakla yükümlü olduğu ailesinin sağlık hakkı yok oluyor. GSS kapsamındaki yurttaşlarımız ise her gün yeni kısıtlamalarla karşılaşıyor; gittikleri hastanelerde yeni “katılım payları”, yeni “ilave ücretler” ödemek zorunda kalıyorlar.

AKP Hükümeti ise sağlıktaki hedefini 31 Aralık 2008 tarihli üçüncü “AB Ulusal Programı”nda açık olarak itiraf etti. Programda; “Özelleştirme vizyonu çerçevesinde önümüzdeki dönemde, devletin… sağlık… işletmeciliğindeki payının azaltılması hedeflenmektedir” denildi.

Hükümet ve Sağlık Bakanlığı, sağlık çalışanları ve vatandaş üzerine yıkıcı etkileri bir bir ortaya çıkmasına rağmen bu özelleştirme vizyonu çerçevesinde Sağlıkta “Dönüşüm” Programı’nı uygulamakta ısrar ediyor. Bu ısrarın sonucunda, hekimlere, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet günden güne artıyor, paran kadar sağlık hizmeti anlayışı yerleştiriliyor, hastaneler ticarethaneye, sağlık çalışanları taşeron şirket personeline, hastalar müşteriye dönüştürülmeye çalışılıyor. Hekime Kesintisiz mecburi hizmet, bütün sağlık çalışanlarına emekliliğe yansımayan belirsiz ücret, yoğun nöbetler ve angarya, taşeron sağlık işçisine 40 yaşında işsizlik dayatılıyor.

Türkiye, sağlık ve hekimlik ortamı bugün gündemde olan olumsuzlukların ötesinde yeni ve ne yazık ki olumsuz gelişmelere gebedir. Bütün belirtiler yerel seçimler sonrasında sağlık çalışanlarını ve vatandaşları çok daha zor günlerin beklediğine işaret ediyor.

Tüm sağlık çalışanları olarak, sağlık alanında yaşanan bu erozyona, yıkıma, olumsuz gidişe dur demek için eyleme geçiyoruz.

Doktorlar, hemşireler, biyologlar, laborantlar, hastabakıcılar, taşeron firma çalışanları, kısacası tekmil sağlık çalışanları;

“İş Güvencesi/Can Güvencesi/Mesleki Bağımsızlık Güvencesi/Herkese Eşit, Ücretsiz Sağlık Güvencesi” için “NO MİNUTE” diyoruz.

Bu amaçla 12 Mart 2009 Perşembe günü tüm ülkede, bütün sağlık kurumlarında acil servislerin önünde toplandık ve görüşlerimizi, tepkilerimizi, taleplerimizi hastalarımızla ve kamuoyuyla paylaşıyoruz.

 “Acil” Eylemimizin hedefi hastalarımız değil, bütün itirazlarımıza rağmen uygulanmaya devam eden, kar amaçlı, tüketime dayalı, gittikçe bilimsellikte uzaklaşan sağlık politikalarıdır. 12/03/2009 

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ



*-*-*-*-*-*-*-*-*


BASINA VE KAMUOYUNA

Son yıllarda başta hekimler ve hemşireler olmak üzere sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan sağlık personeline yönelik şiddette çok ciddi artış görülmektedir. Kadın hekimler, özellikle de genç hekimler bu grup içinde daha çok risk altındadır, şiddete daha fazla maruz kalmaktadır. Geçtiğimiz aylarda Urfa'da Dr. Venhar Önat ve Dr. Sultan Kara hastalar ve yakınları tarafından saldırıya uğramıştı. Bu örneklerde olduğu gibi hasta ve hasta yakınlarından yönelen çok sayıda örneğin yanı sıra, şiddet, son olarak hepimizi çok yaralayan bir “yer”den, bir başhekimden (de) geldi. Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin başhekimi 15 Ocak 2009 tarihinde Dr. Dilek Argon’a saldırdı. Bu başhekimin halen görevde tutulması, sorunun ve şiddete “toleransın” kaynağının bir merkezi yönetim anlayışı olduğunu düşündürtmektedir. Ülkemizde erk, kimi zaman bir yöneticinin kimi zaman bir hastanın elinden şiddet uygulamaktadır.

 Sağlık ortamında yöneticilerin çalışanlar üzerinde baskı, korku ve şiddet uygulamasını kabul etmemiz mümkün değildir. Ortaya çıkan şiddet olaylarından, sağlık ortamımıza evrensel insani değerler ile mesleki etik değerler yerine ticaretin kurallarını ve dilini yerleştiren, sağlık kuruluşlarını ticaret ortamına çeviren ve sağlıkta yaşanmakta olan kaosun sorumlusu olarak hekimleri işaret eden AKP Hükümeti ve sağlık yöneticileri sorumludur.

 Toplumsal kültüre egemen kılmaya çalıştıkları korku, baskı ve şiddet düzenini sağlık ortamında da kurmalarına izin vermeyeceğiz. Sağlıktaki olumsuz sürecin sorumluları biz değiliz. Şiddeti sineye çekmeyeceğiz. Sağlık Bakanlığına Kartal DH Başhekiminin görevden alınması gereğini bir kez daha hatırlatıyor, şiddet başta olmak üzere çalışma koşullarımızın düzeltilmesini talep ediyoruz. Bunun için bir tek şeye ihtiyaç vardır: çalışanlarının sağlığını düşünen bir Sağlık Bakanlığı.

 BİZLER İNSANLARA HİZMET EDİYORUZ VE İNSANCA DAVRANIŞ BEKLİYORUZ! 10/03/2009

Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu



*-*-*-*-*-*-*-*-*


BASINA VE KAMUOYUNA

Yüksek Öğretim Kurulu’nun 26.2.2009 tarihinde Yürütme Kurulu kararı ile 27 tıp fakültesinden 250’den fazla  öğretim üyesini 2009-2010 ders yılı sonuna kadar en az 1 yıl süreyle görevlendirdiği öğrenilmiştir. Bu öğretim üyeleri 13 tıp fakültesinin öğretim üyesi ihtiyacını karşılamak üzere görevlendirilmişlerdir.

YÖK’ün kararının, altyapısı oluşturulmadan ve toplumsal bir uzlaşı sağlanmadan tepeden inme ve dayatmacı bir karar olduğunu düşünüyoruz. Bu uygulamayı, Türk Tabipleri Birliği, Uzmanlık dernekleri ve üniversite öğretim üyelerinin uyarı ve önerilerini dikkate almadan, plansızca açılan tıp fakültelerinin doğal bir sonucu olduğunu görüyoruz. Bu plansızlığın faturasının meslektaşlarımızca ödenmesinin haksızlık olduğuna inanıyoruz. Hiç bir itiraz hakkı olmadan, 15 gün içinde apar topar görevlendirildiği üniversiteye gitmesi istenen meslektaşlarımızın aile ortamı, iş ortamı düşünülmeden; öğretim üyelerinin nerede kalacakları, nerede yaşayacakları planlanmadan görev yerlerine gitmek zorunda bırakılmaları öncelikle insani değildir.

Ayrıca rotasyona tabi tutulacak öğretim üyelerinin bulundukları üniversitelerde yürüttükleri çalışmalar ve eğitim faaliyetleri varken öğretim elemanlarını böylesi bir emri vakiyle diğer üniversitelere kaydırmanın esas görev yaptıkları üniversitelerde işgücü kaybına; planlanmış faaliyetlerde ve programlanmış eğitimlerde  aksaklıklara yol açması da kaçınılmazdır.

TTB tarafından dile getirilen önerileri Manisa Tabip Odası olarak yineliyoruz.

 Yeni tıp fakültesi açılmamasını,

Alt yapısı tamamlanmamış tıp fakültelerinin değerlendirilerek öğrenci almasının durdurulmasını,

Görevlendirmelerin zorunlu değil gönüllü olmasını,

Gelişmekte olan üniversitelerde öğretim üyelerinin özlük haklarının iyileştirilmesini ve buralarda görev yapmanın özendirilmesini,

Bu fakültelerde alt yapı olanaklarının iyileştirilmesini,

Öğretim üyesi yetiştirme programları çerçevesinde kalıcı eğitici kadro yetiştirilmesini,

Bu uygulamanın geri çekilmesini, gerçekçi bir planlamayla eğitici yetiştirilerek toplum sağlığı açısından kalıcı bir yarar sağlanmasını bekliyoruz.09/03/2009

 Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu



*-*-*-*-*-*-*-*-*


BASINA VE KAMUOYUNA

Geçtiğimiz hafta Moris Şinasi Çocuk Hastanesi’ndeki fiziksel yetersizlikler nedeniyle gündeme gelen sıkıntıların sadece basit idari sorunlardan kaynaklanmadığı, son yıllarda uygulanan sağlık politikalarının bir yansıması olduğu kanısındayız.
     Sağlık hizmetlerinin kamusal hizmet anlayışından uzak biçimde yeniden yapılandırılması, koruyucu sağlık hizmetlerinin gözden çıkarılması, tedavi edici sağlık harcamalarının arttırılması anlamına gelmiştir. Bilindiği gibi ana ve çocuk sağlığı hizmetleri koruyucu sağlık hizmetlerinin temel taşlarından birisidir. Bu hizmetler birinci basamakta uygun biçimde verilmediği takdirde ikinci basamağın yani hastanelerin yükü kaçınılmaz olarak artacaktır. Her başvuran hastaya, hastanede bir yatak bulmak, sorunu tek başına çözmeyecektir. 
     Fiziki koşullar düşünülmeden hastanelerin birleştirilmesi, çocuk hastanesi binasını kullanan üniversite hastanesinin kendi binasının kaynak aktarılmaması nedeniyle yıllardır bitmemesi Manisa’da durumu daha da kötüleştirmektedir.
     Hastanelerin hekim dışı sağlık personeli sayısı bilimsel standartlar göre düzenlenmeli, yeterli sayıda hemşire ve yardımcı sağlık personelinin istihdamı sağlanmalı, personelin sosyal hakları eksiksiz verilerek iş verimi arttırılmalıdır. Temizlik hizmetlerinde taşeronlaştırılmadan vazgeçilerek temizlik personelinin sürekli eğitim ve yeterli deneyim ile bilinçli hizmet vermesi sağlanmalıdır.
     Hastanelerin çalışma esaslarının sadece mali ölçütlerde karlılık esasına dayandırılması yerine bu kuruluşların bilimsel verilerle desteklenen verimlilik hesapları yapılmalıdır. Sağlık hizmetlerinde sadece nicelik hesabı yapmak yerine nitelikle de ilgilenilmeli, verilen hizmetin kalitesini arttırmaya yönelik ekipman desteği sağlanmalı; hastanelerin küvöz, solunum destek cihazları (ventilatör), ambulans gibi hayati eksiklikleri bir an önce giderilmelidir.
    Ancak bu yolla hastane enfeksiyonlarını azaltır, bebek ölüm oranlarını düşürebilir, hastalarımızın ambulanssızlıktan hayatını kaybetmesini engelleyebiliriz.
      Kısacası, amaç bugünü kurtarmak değil, yarını kurmak olmalıdır.

 Saygılarımızla.17/02/2009
                                                                          
Manisa Tabip Odası
                                                                                                 Yönetim Kurulu



*-*-*-*-*-*-*-*-*


BASINA VE KAMUOYUNA

      YÖK’ün üniversitelere gönderdiği yazıyla, öğretim üyelerinin üyesi oldukları örgütlerde seçilme haklarını kullanabilmeleri için YÖK yasasının 38. maddesine göre görevlendirilmeleri gerekmektedir. 38. Maddeye göre görevlendirme için ise ilgilinin isteği dışında üniversite yönetim kurulunun uygun görmesi ve rektörün onayı gerekmektedir. Genel yazıyla, Üniversite Öğretim üyelerinin örgütlenme özgürlüğü haklarının kullanımını Üniversite Yönetim Kurulunun ve rektörün uygun görmesine bağlanmakta, emekleri sonucu elde ettikleri ücretlerin önemli bir parçası olan döner sermaye ödemelerinden de vazgeçmeye zorlanmaktadır. Böylece hem öğretim üyesi olan bireylerin örgütlenme özgürlüğüne hem de bu kişilerin yönetim ve denetim organlarında yer aldığı meslek örgütlerinin faaliyetlerine müdahale süreci başlatılmaktadır.

       Oysa yazıda değinilen 36. ve 38.maddelerden 36. Madde “ÇALIŞMA ESASLARI” başlığını taşımaktadır. “Çalışma” kavramının kullanılmasından anlaşılacağı üzere öğretim üyesi olarak akademik personelin “bir iş görmesine” ilişkin kuralları düzenlemektedir. Öğretim üyesinin iş görmesi dışında örgütlenme hakkının sınırlanması ile ilgili bir hüküm içermemektedir.

      Diğer değinilen madde olan 38. maddenin üst başlığı ise “KAMU KURULUŞLARI VE VAKIFLARDA GÖREVLENDİRME” dir. Bu madde başlığından ve kapsamından açıkça anlaşıldığı üzere izne bağlanan durum, öğretim üyelerinin öğretim üyeliği görevinin “işinin” devamı ve bir parçası olarak belirtilen kuruluşlarda “iş görmek” üzere geçici olarak görevlendirilmesidir. Bu iki madde de örgütlenme hakkıyla veya üyesi oldukları örgütlerde seçilme haklarıyla ilgili bir kısıtlama getirmemektedir.

      Düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğü bilimsel üretimin önkoşuludur. Üniversitelerin bilimsel çalışmalar için gereksinim duyduğu bilimsel özerkliği; düşünce ve ifade özgürlüğü ile bu özgürlüklerin altyapısını oluşturan örgütlenme özgürlüğü olmadan gerçekleştirmek olanaklı değildir. Bu özgürlüklere, bilimsel özerklik konusunda yüksek düzeyde duyarlı olması gereken Yükseköğretim Kurulu tarafından müdahale edilmesi hukuka aykırılığı daha da ağırlaştırmaktadır. Bu uygulamadan bir an önce vazgeçilmesini umuyoruz. 09/01/2009
 

Manisa Tabip Odası
Yönetim kurulu


*-*-*-*-*-*-*-*-*


31.12.2008

BASINA VE KAMUOYUNA

İSRAİL DEVLET TERÖRÜ UYGULUYOR, FİLİSTİN’DE İNSANLIK ÖLÜYOR!

 

Gazze’de İsrail’in son hava saldırılarında ölenlerin sayısı 5 günde 400’ü geçti. 2000’den fazla Filistinli yaralı. Yüzlerce ev ve kamu binası yandı, yıkıldı. Zaten çok yetersiz olan altyapı tamamen tahrip oldu.

Yıllardır ambargo altında aç, susuz, elektriksiz, ilaçsız yaşayan Gazze’lilerin üzerine İsrail’in acımasızca saldırmasıyla tam bir katliam yaşanıyor.

İsrail saldırısını çocukların okuldan çıktıkları bir zamanda yapıyor ve halen insafsızca, utanmazca terörist hedeflerin vurulduğunu iddia ediyor. Kendi varlığını yaşatabilmek için tankların üzerine taş atan çocuklara terörist diyor sırf kendisi devlet ve güçlü olduğu için.

Filistin’de sadece Filistinliler değil, insanlık da ölüyor! Filistin halkının yok edilişine suskun kalan bütün devletler bu katliamın suç ortağıdır.

Filistin 60 yıldır direniyor!

Dünya Filistin’deki haksız işgali, ölçüsüz şiddeti, alçakça cinayetleri ve insanlık dramını seyrediyor. İsrail Devletine egemen olan saldırgan militarist anlayış, yıllardır sürdürdüğü insanlık dışı saldırılarının en pervasızı, en vahşisiyle, dünyaya meydan okuyor.

İşgal altındaki Filistin’de yaşanan dram, bugün azgın bir vahşete bıraktı yerini.

Gazze’de dünyadan fiziken tecrit edilmiş,  bir avuç toprak parçasına sıkıştırılıp nefes almalarına bile izin verilmeyen 1.5 milyon Filistinli çok ağır koşullarda yaşıyor.…

Başta ABD, AB ve İsrail olmak üzere birçok ülke, İşgalci İsrail’i tanımadığı gerekçesiyle seçilmiş Hamas yönetimiyle tüm ilişkileri kesti.

İsrail, Gazze sınırlarını kapadı. Son 6 aya kadar bölgenin Mısır’la olan bağlantısını sağlayan ve dünyaya açılan tek kapı olan Refah Sınır Kapısı da kapatılınca, Gazze tam bir hapishaneye dönüştü.

Bugün ise, vahşetin son noktasındayız artık. İsrail’in yaptığı devlet terörüdür.

Saldırılar üzerine dünyanın dört bir yanından isyan çığlıkları yükseldi.

Saldırıların insanlık suçu olduğunu ifade eden Başbakan’a ve AKP Hükümetine sesleniyoruz:

- İSRAİL’İ KINAMAK YETMEZ!

- BU VAHŞET SONA ERENE KADAR İSRAİL İLE TÜM ASKERİ VE EKONOMİK İLİŞKİLERİ DONDURUN!

- YAPTIĞINIZ TÜM ASKERİ ANLAŞMALARI İPTAL EDİN!

- BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GÜVENLİK KONSEYİ ÜYESİ OLARAK, İSRAİL’E SİYASİ YAPTIRIM ÖNERİN.

Bu bir insanlık sınavıdır

Tüm dünyanın savaş ve işgal karşıtlarıyla birlikte Ortadoğu’da barış için, Filistin halkıyla dayanışma içindeyiz. İşgal sona ermeli, Filistin halkı, talebi ve ihtiyacı olan devletine kavuşmalıdır. Orta Doğu’ya barış başka türlü gelmez!

Tüm dünya halklarının tepkisine, kendi ülkesindeki savaş ve işgal karşıtlarının, vicdani retçilerin taleplerine kulak tıkayıp DEVLET TERÖRÜNDE ısrar eden İsrail devletini bir kez daha kınıyoruz.

Sadece İsrail’i değil; 400’den fazla insan katledilmişken İsrail’i değil Filistin’i kınayan;

Irak’ta 5 yılda 1 milyondan fazla Iraklıyı katleden, işkencelerden geçiren, tüm yaptıklarıyla İsrail’e küstahça bir cesaret veren Amerika Birleşik Devletleri yönetimini de kınıyoruz.

Filistin Halkı Yalnız Değildir!

Katil İsrail, Filistin’den Defol!

Katil ABD, Orta Doğudan Defol!

İnadına Barış, İnadına Halkların Kardeşliği!

 

KATILIMCILAR      :

EĞİTİM SEN-SES-BES-TARIM ORKAM SEN-MANİSA TABİP ODASI-EMEKLİ SEN-GENÇ SEN-SHP-TKP-EMEP-ÖDP-SOSYALİST GENÇLİK DERNEĞİ-SHAAD-MANİSA İŞÇİ BİRLİĞİ DERNEĞİ-HACI BEKTAŞ VELİ ANADOLU KÜLTÜR VAKFI



*-*-*-*-*-*-*-*-*


Basın Açıklaması

1.Ekim.2008’de yürürlüğe giren 2008 Yılı Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği (SUT), sağlık harcamaları SGK tarafından karşılanan kişilerin, sağlık hizmetlerinden, yol, gündelik ve refakatçi giderlerinden yararlanma esas ve usullerini düzenliyor. SUT, AKP Hükümetinin öne sürdüğü, ancak büyük bir hekim kitlesi ve tabip odaları tarafından kabul edilmeyen ve eleştirilen “Sağlıkta Dönüşüm Programı”nın en önemli bileşenlerinden olan GSS kapsamında ortaya çıkmıştır.

 

SUT’a göre artık:

Önceki yıllarda muayene ücreti ödemeyen SSK’lı aktif çalışanlar, yeşil kartlılar, kamu çalışanları ve emeklileri ile aile bireyleri bundan sonra ücret ödemek zorundadırlar.

İlimiz Manisa dahil aile hekimliğine geçmiş tüm illerde 1 Ocak 2009 tarihinden itibaren, acil haller dışında ilk müracaatın aile hekimlerine yapılması ve sevk zincirinin uygulanması zorunludur.

Acil haller dışında aile hekimliğinden sevk alınmaksızın ikinci ve üçüncü basamak sağlık kurumlarına yapılan başvurularda, sağlık giderleri kurum tarafından değil, vatandaş tarafından ödenecektir.

Acil durumlarda aile hekimliğinden sevk alınmaksızın ikinci ve üçüncü basamak sağlık kurumlarına yapılan başvurularda, sağlık giderlerinin ödenebilmesi için bu acil durumun başvurulan hekim tarafından bir belge ile onaylanması zorunludur. Yoksa bu giderleri yine vatandaş kendisi karşılayacaktır. Bu durum son zamanlarda sık sık gündeme gelen hasta yakınlarının hekime karşı şiddet eylemlerini arttıracaktır. 

Eski uygulamada sigortalıların ödediği muayene ücreti standart iken, 1 Ekim 2008’den itibaren ikinci basamak resmi sağlık kurumlarında 3 YTL, eğitim ve araştırma hastanelerinde 4 YTL, üniversite hastanelerinde 6 YTL, özel sağlık kurum ve kuruluşlarında 10 YTL olmuştur. Birinci basamak resmi sağlık kuruluşlarında yapılan muayene ile uygulamaya geçilen illerde aile hekimi muayenelerinden katılım payı alınmayacaktır.

Böylece Sağlık Uygulama Tebliğinde yer alan sadece bu birkaç düzenleme bile vatandaşlara yıllık toplamı milyarlarca YTL’yi bulabilecek ek bir mali yük getirmiştir.

Ayrıca bu katılım payları kurumdan aylık alanlar ve bakmakla yükümlü oldukları kişiler için aylıklardan mahsup edilecek, diğer kişiler içinse reçete ile başvurulan kurumla anlaşmalı eczaneler tarafından tahsil edilecektir. Böylece eczacılar da bu uygulamanın yükünü üstlenmek ve hastalara durumu anlatmak zorunda kalacaktır.

“Bedeli ödenecek ilaçlar listesinde” kurumca bedeli ödenecek ilaçlar belirlenmiş olup bu listede yer alamayan ilaçların bedeli ödenmeyecektir, ayrıca bir ilacın ruhsatlı endikasyonları ve prospektüs bilgileri dışında kullanımı ancak Sağlık Bakanlığı’nın izniyle mümkün olacaktır.  

Yürürlüğe gireli daha bir ay bile olmadan değiştirilerek bu günkü (Tarih: 22.Ekim.2008/Sayı: 22037) Resmi Gazete’de yayınlanan” 2008 YILI SOSYAL GÜVENLİK KURUMU SAĞLIK UYGULAMA TEBLİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ”  uygulama sürecinde yaşanacak sorunların, yapılacak yeni değişikliklerin şimdiden habercisi.

İşte bu noktada yapılması gereken; ayrıntılı bir teknik değerlendirmenin   de ötesinde, bu mevzuat belgesinin arkasında yer alan bakışı doğru algılamaktır.

Sağlık için sözde bir “sistem” oluşturulurken, gerçekten bir sistem ortaya konmamış sadece bir “finansman yönetimi” belgesi hazırlanmıştır. Hastanın ya da hastalığın sosyal, psikolojik, etik, hukuki ve insani boyutlarını gözardı ederek yapılandırılan bu “sistem” ve sağlık hizmetlerini “finans kapital” düzeyinin ötesinde göremeyen bu anlayış, hekimi muhasebeci, eczacıyı mutemet, sağlık çalışanını hizmetli, vatandaşı ise müşteri olarak birbiriyle karşı karşıya getirecektir. “Müşteriyi” ürkütmemek uğruna, uygulandığı ülkelerde aile hekimliği modelinin ayrılmaz parçası olarak yürütülen sevk sistemini bile ancak, yeni yeni ve yavaş yavaş uygulamaya sokmaya çalışan bu anlayış ülkede sağlığın kalitesini değil karlılığını arttırmayı hedeflemektedir. Yaklaşık 100 sayfayı bulan bu metin, bebek ölümlerini önlemeye, bulaşıcı hastalıkları ortadan kaldırmaya, iş kazalarını ve meslek hastalıklarını engellemeye yarayacak mıdır; ülkemizin sağlık göstergelerini düzeltecek midir? Ne yazık ki hayır, çünkü bu ve bundan sonra gelecek “yeniliklerin” böyle bir derdi ve amacı yoktur.

Beklentimiz sağlık işkolunda hizmet veren meslek gruplarının uyarılarına halkımızın kulak vermesidir. Çünkü halkımızın sağlığı bizim için basit bir “alışveriş meselesi” nin ötesinde önemli ve değerlidir.

Saygılarımızla   24/10/2008

Manisa Tabip Odası
Yönetim kurulu



*-*-*-*-*-*-*-*-*


Basın Açıklaması

            27 Temmuz 2008 saat 21:45’de İstanbul Güngören’de gerçekleştirilen, 17 kişinin hayatını kaybettiği, 154 kişinin yaralandığı alçak saldırıyı kınıyoruz...
          Yaşam hakkının kutsallığını, dokunulmazlığını koşulsuz gözeten bir mesleğin mensupları olarak bu yüce değerin ortadan kaldırılmasının hiçbir gerekçeyle savunulamayacağına inanıyoruz. Hangi sebeple ve kimler tarafından yapılmış olursa olsun her türlü şiddete karşı olduğumuzu tekrar belirtmek istiyoruz. Unutulmamalıdır ki terör bir insanlık suçudur ve haklı hiçbir gerekçesi olamaz.
         İnsan aklının hiçbir şekilde kabul etmeyeceği bu vahşi saldırıyı planlayan ve gerçekleştirenlerin  kaos, belirsizlik ve korku ortamı yaratmaya çalıştıkları açıktır. Ancak şunu bilmelidirler ki; demokrasi, barış ve kardeşliğe olan inancımız ortadan kalkmayacaktır.
        Saldırının sorumlularının bir an önce açığa çıkarılmasını  umuyor, saldırıda hayatını kaybeden vatandaşlarımızın yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz…

 Her ölüm bir kaybediştir…30/07/2008

 Manisa Tabip Odası
Yönetim kurulu



*-*-*-*-*-*-*-*-*


Basın Demeci,

                 Bilindiği gibi ilimiz Turgutlu ilçesinde yaşanan, içinde bazı meslektaşlarımızın da yer aldığı üzücü olaylar zinciri hepimizi derinden etkilemiştir. Yaklaşık 1,5 aydır gündemi işgal eden bu konu nedeniyle gerek Turgutlu'da görev yapan sağlık çalışanlarının ve gerekse kamuoyunun tedirginlik içinde olduğunu bilmekteyiz. Yeni gözaltılar da bu tedirginliği arttırmaktadır. Bu yüzden adalet mekanizmasının çok hızlı çalışarak suçluyu ve suçsuzu en kısa sürede aydınlatması en büyük dileğimizdir.  27/06/2008

 Doç. Dr. Semin Ayhan
Manisa Tabip Odası Başkanı



*-*-*-*-*-*-*-*-*


BASIN AÇIKLAMASI

Sağlık Bakanlığı, 104 bin hekimin çalışma ve yaşam koşullarını doğrudan etkileyen "Tam Gün" çalışma yasa tasarısını açıkladı. Taslak hakkında göstermelik olarak görüş istenmiş ve hemen ardından Başbakanlığa gönderilmiştir. Taslağın bu halde yasalaşmasına karşıyız, çünkü;

Sağlık Bakanlığı, Üniversiteler ile Diğer Kamu Sağlık Kuruluşlarında çalışan hekimlerin kamu sağlık kuruluşları dışında çalışmaları yasaklanmaktadır,

Türk Silahlı Kuvvetleri’ne mensup tabiplerin kamu görevi dışında serbest çalışmasına olanak tanınmaktadır,

Muayenehanesi olan hekimin SGK ile anlaşması olan özel hastane ve tıp merkezlerinde çalışması, hasta takibi, ameliyat yapması yasaklanmakta, sadece SGK ile sözleşmesi olmayan sağlık kuruluşlarında çalışmasına izin verilmekte, kısacası muayenehaneler fiilen kapatılmaktadır,

Bu taslak ile tıp fakülteleri sadece hasta bakan kurumlara dönüştürülmekte, tıp eğitimi ve araştırmaları ciddi zarar görmektedir,

Özel sağlık kuruluşunda çalışan hekimlerin, kısmi zamanlı olarak birden fazla sağlık kuruluşunda çalışması yasaklanmaktadır,

Hekimlerin ücretlerinin iyileştirilmesinde, sadece döner sermaye gelirleri kaynak olarak gösterilmekte kalıcı, emekliliğe yansıyan bir düzenlemeye gidilmemektedir, ayrıca döner sermaye hekime sadece çalıştığı süre ve yaptığı performansa göre verileceğinden hekimler arasında gelir farklılıkları oluşacaktır,

Yabancı hekimlerin ülkemizde çalışmaları neredeyse kuralsız hale getirilmekte, denkliğin nasıl alınacağı, bu şahısların Türkçeyi mesleğini yapabilecek düzeyde anlama, konuşma ve yazma bilgisine sahip olup olmadıklarının nasıl değerlendirileceği belirtilmemektedir,

Radyasyonla çalışanların günlük mesai süresi 5 saatten 8 saate çıkarılmakta olup sağlık çalışanlarının sağlığı hiçe sayılmaktadır,

Geçmişte Sağlık Bakanlığından ayrılanlar hakkında Bakanlığa sınırsız yetki tanınmakta, kadrolaşmaya olanak tanınmaktadır.

Tüm bunların ışığında;

Tam gün çalışma politikası ancak sağlık hizmetlerinin bütüncül bir bakışla ve gereksinime göre sunulduğu bir hizmet modelinde gerçekçi ve anlamına uygun bir uygulama olabilir. Sağlıkta dönüşüm projesi ile, özel sektöre ağırlık veren, serbest piyasa koşulları içinde bir sağlık sistemi öngörülmesine rağmen hekimlerin çalışma alanlarının katı bir biçimde sınırlandırılması ile hekimlerin nitelikli sağlık hizmeti üretmesi ve verimin arttırılması zemini yaratılamaz. Üstelik bu şekilde getirilen sınırlamalar ile hekimlerin, başta Anayasa ve uluslar arası sözleşmelerle belirlenen, kendi geleceğini belirleme, maddi manevi varlığını geliştirme, kamu görevine girme ve kamu görevlisi güvencelerinden yararlanma, çalışma ve örgütlenme hakları göz ardı edilmektedir.

Hekimlerin çalışma koşullarını ve tıp eğitimini ilgilendiren uygulama işlemlerini gösterecek bütün alt düzenleyici işlemlerin Türk Tabipleri Birliği’nin katılımı ile düzenlenmesine taslakta yer verilmesi, katılımcılığı ve uygulanabilirliği güvence altına alacaktır.

Özetle sağlık hizmetlerinin niteliğini arttıracak, hekimlerin ve diğer sağlık çalışanlarının kabul edebileceği ve uygulanabilir bir tam süre ile çalışma düzenlemesi için:

·            Sağlık kuruluşlarının kar elde etmeye yönelik işletmeler olarak değil, gereksinime uygun sağlık hizmeti vermeye ve hizmetin niteliğini arttırmaya yönelik kamusal kurumlar olarak organize edilmesi,

·            Aksi yönde düzenlemeler içeren tasarıların geri çekilmesi, yürürlüğe konulan yasaların yeniden gözden geçirilerek değiştirilmesi,

·            Genel bütçeden finanse edilen, basamaklandırılmış, birinci basamak sağlık hizmetlerini önceleyen, sevk zincirinin işletildiği, eşit, ücretsiz, nitelikli, ulaşılabilir bir sağlık sisteminin benimsenmesi,

·            Hekimler ve diğer sağlık personeli yönünden insanca yaşanabilecek bir ücret, tam süre tazminatı, eğitim tazminatı ödenmesi,

·            Sağlık personeline ayrımsız, iş güvencesi, grev ve toplu sözleşme hakkını içerir sendikal hakların verilmesi,

·            Tüm kamu hastanelerinin alt yapı, yeni tıbbi teknoloji gereksinimleri için bütçeden yeterli ödenek aktarılması,

·            Tıp Fakülteleri ile tıp fakültelerinin eğitim ve araştırma işlevlerini yerine getirebilmeleri için yeterli kaynak aktarılması,

·            Sağlık kurumlarına nitelikli sağlık hizmetinin ancak gerekli ekiple birlikte verilebileceği gerçeğinden hareketle sadece hekim değil diğer sağlık personeli açıklarını giderici önlemlerin alınması ile olanaklı olacaktır.

Saygıyla kamuoyunun bilgisine sunarız. 04/06/2008

 Manisa Tabip Odası
Yönetim kurulu



*-*-*-*-*-*-*-*-*


BASIN AÇIKLAMASI

 Ülkemizde kadına yönelik ayrımcılık, baskı ve şiddet yazık ki hız kesmeden devam etmektedir. Yapılan yasal düzenlemelerse kağıt üzerinde kalmakta, hayata geçirmek için de siyasi irade gösterilmemektedir.

Kadına yönelik şiddet sadece fiziksel ya da cinsel değildir. Cinsiyeti üzerinden psikolojik ve sosyal baskı yapılması da önemli bir şiddet unsurudur. Ve sinsice kadınların fiziksel, cinsel, ruhsal ve sosyal sağlığını bozmaktadır.

Kadın bedenine yönelik taciz bazen alenen, bazen örtülü bir biçimde evde, işyerlerinde, sokakta, tüm kamu alanlarında yaşanmaktadır. Üstelik bu durumda suçlanan da çoğu zaman aslında mağdur durumda olan kadın olmaktadır. Egemen anlayışa göre kadın giyimini, oturmasını, kalkmasını, her hareketini kontrol etmelidir. Eğer bir sorun yaşanmışsa kendisi sebep olmuştur çünkü. Bu düşünce erkeklerin kontrol mekanizmalarının da yetersiz olduğunu kabul eder. Bu da her iki cinse de haksızlıktır.

Kadın bedeni siyasi gerilimlerin ya da kazanım beklentilerinin de objesi haline getirilmektedir. Bunun bir örneğini de ilimizde 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik Ve Spor Bayramı kutlamaları sonrasında yaşadık. BESYO öğrencisi genç kızlarımızın kıyafetleri üzerinde başlatılan tartışma, egemen durumda olan bazı ideolojilerin kadına bakışını da özetlemektedir. Belediye Başkanı Bülent Kar’ın sporcu kızların kıyafetlerinin “üniversite öğrencisine yakışmadığını, kendisini de huzursuz ettiğini” ifade etmesi ve diğer bazı partilerin temsilcileri tarafından da destek görmesi kadın bedenini meta olarak görmenin bir sonucudur. Kadın bedeni saklanıp korunacak bir mal değildir. Erkek egemen düzen bir kadının bedeninin ne kadar açılacağına, ne kadar kapanacağına dair bir takım normlar dayatmaktadır. Ve bunu bazen “kadın kutsaldır” sözünün arkasına saklanarak yapmaktadır. Oysa kadının bedeni pek tabii ki kendisine aittir. Ve bedeni konusunda tasarrufta bulunmak da kendi hakkıdır. Baba, eş, ağabey ve diğer baskı unsuru olan akrabalara ait olmadığı gibi toplumun mülkiyetinde de değildir.

Belediye Başkanı Bülent Kar gelecek yılki kutlamalara yönelik olarak da şimdiden uyarıda bulunmaktadır. Bir beyanatında “Önümüzdeki yılki kutlamalarda bu tatsızlığın yaşanmayacağını sanıyoruz” demiştir. Bizler de bu tatsızlığın yaşanmasını istemiyoruz. Ama tatsız olan şey öğrenci kızlarımızın kıyafetleri değil kendisinin onların giyimine müdahil olmaya çalışmasıdır.

Kadın özgürlüklerini kısıtlayan, ikinci sınıf gören zihniyetlerle mücadele edilmelidir. Bizce kadının bedeni, kıyafeti, yaşam tarzı üzerinde kontrol kurmak isteyen bazı cinsiyetçi ve muhafazakar ideolojilerin ağzında özgürlük ve demokrasi sözcükleri anlamını yitirmektedir.

Manisa Tabip Odası olarak bu ayrımcı ve baskıcı tutumları kınıyoruz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur. 03/06/2008
 

         Manisa Tabip Odası
Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Komisyonu



*-*-*-*-*-*-*-*-*


BASIN AÇIKLAMASI

 

1-2.Aralık 2007 tarihlerinde yapılan Aile hekimliği yerleştirmelerinden sonra 1 aylık hazırlık süreci geçirilerek 01.01.2008 tarihinde ilimizde Aile hekimliği uygulaması başlatılmıştır. Bir aylık geçiş sürecini geride bıraktığımız şu günlerde süreci değerlendirdiğimizde;

*378 aile hekimliği kadrosu için sözleşmeler imzalanmış olup bugün itibari ile ilk ayda 4 aile hekimi kadrosu boş kalmış olup halen yerleştirme yapılmayarak geçici görevlendirme ile hizmet yürütülmeye çalışılmaktadır.

*Aile hekimliği görevini üstlenen hekim meslektaşlarımız görev tanımlarında yer almadığı halde ek görev olarak Adli tabiplik görevleri ilçelerimizde Sağlık Müdürlüğü’nce aile hekimlerine yüklenme suretiyle iş yükleri daha da arttırılmaktadır.

*Bazı ASM merkezlerinde demirbaş uygulaması olarak adlandırılarak bazı hizmetlerin Sağlık Müdürlüğü tarafından yapılacağı bilgisi alınmıştır. ASM merkezlerinin her türlü giderlerini aile hekimlerine bırakan il Sağlık Müdürlüğünün bazı ASM’ler için farklı uygulamalar içinde olduğu bilgisini almak bizim açımızdan manidar olarak değerlendirilmektedir.

*ASM merkezlerinde yer alan bazı laboratuarların alınan yeni kararlar ile taşındığı konusunda yine aile hekimlerimiz tarafından tarafımıza bilgi ulaştırılmaktadır. Hazırlık aşamasında taşınmaları yapılmayarak Aile Hekimlerimizin yerleşmelerini tamamladıktan sonra yer değişikliğine gidilerek bazı Aile hekimlerimiz mağdur edilirken, bazı aile hekimlerimize haksız avantaj sağlandığı kanısına üzülerek varmış bulunmaktayız.

* Manisa’lı vatandaşımız önceden yanı başındaki yer alan sağlık ocağına başvurmaktaydı. Nüfusun düzenli olarak bölünmemesine bağlı olarak yanı başındaki sağlık ocağından hizmet almakta zorluk çekmektedir. Esnafımız ise işyeri yanında yer alan ASM merkezi yerine ikamet ettiği yerdeki ASM’den hizmet almak durumunda bırakılarak sıkıntı yaşamaya başlatılmıştır.

 *112 acil sağlık hizmetleri’nde hekim sıkıntısı çekildiği bir aşikar haline geldi.112 ekipleri vatandaşımıza eksik personel (Hekimsiz) olarak müdahale etmek durumunda bırakılmıştır. Çalışan hekim ve hekim dışı personelimiz özveri ile çalışmalarını sürdürmekte olup 8 (sekiz) nöbet/ay tutarak sıkıntıları aşmak durumuyla yüz yüze bırakılmaktadır.

*Yoğun bakım ve devlet hastaneleri acil servisleri iflas ettirilerek taşıma suyuyla döndürülmeye çalışılmaktadır.

*İşyeri hekimliği sürecinde işçi sağlığı ve iş güvenliği konusu kaderine terk edilmeye çalışılmaktadır.

 *TSM merkezleri ismen kurulmuş olup herhangi bir hazırlık yapılmayarak kaderine terk edilmiş durumdadır. Görevlerini yerine getirmeyerek vatandaşımızda mağdur edilmektedir. Burada görev almak durumunda kalan hekim ve hekim dışı personelimiz boşalan kadroları doldurmak ve hizmet akışını sağlamak adına atama nakil yönetmeliği ilkeleri göz ardı edilerek geçici görevlendirmeler ile mağdur edilmektedir.

*TSM temel işlevlerine kesin kavuşturulmalıdır. ASM denetlemeleri için görev verilmesi düşünülen TSM’ler aktif görevlerine döndürülmeli ve sağlık insan gücü heba edilmemelidir. TSM’ler ASM’lere yakın olarak konuşlandırılarak görev tanımlarında yer alan görevleri yapmaları sağlanmalıdır.Sağlık hizmeti ekip hizmeti olup “eşit işe eşit ücret” Hakkını koruyanlara hatırlatmak isteriz.!!!

*Manisa hekim kullanma oranı İl Sağlık Müdürlüğü verilerine göre 5.2 olarak göz önüne aldığımız zaman 3000 nüfus için ortalama 15.000 poliklinik demektir.Mesai olarak ortalama 250 gün alırsak günlük 60 poliklinik hastasına denk gelmektedir.Hasta başına 15 dakika hesabıyla 60 çarpı 15 hesabıyla………. Poliklinik çalışması sürdüren hekim diğer çalışmalarını nasıl sürdürecektir.!!!

*Mesleğimizin olmazsa olmazı koruyucu hizmetlerin öncelikli olmasıdır. Risk grupları ile ilgili izlemler hakkıyla yapılmakta mıdır? SORUYORUZ??? İLGİLİLERE…!!!

*2008 Ocak ayında aşı ve risk grupları izlemleri ile ilgili olarak toplum sağlık durumu konusunda bilgi birikimi konusunda kaygı taşımaktayız.

6023 sayılı yasa ile kamu kurumu niteliğinde meslek örgütü sıfatıyla görev yapan meslek örgütümüzün Genel Sekreteri Dr. Bedri BİLGE’nin 110 km uzaklığa rızası dışında görevlendirilmesini anlamlı bulmaktayız. Kamu görevi yapan hekimleri gönderme alışkanlığını kazanan İl SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ’müzü sorguluyoruz…

Görüşmek üzere…Sağlıcakla kalın!!!    06/02/2008
 

Manisa Tabip Odası
    Yönetim Kurulu



*-*-*-*-*-*-*-*-*
 

BASIN AÇIKLAMASI

          Ülkemizin tüm sağlık kurumlarında özveri ile çalışan hekimlere son dönemlerde giderek artan bir şekilde hasta ve hasta yakınları tarafından silahlı ya da silahsız saldırıya uğramalarını üzülerek gözlemliyoruz.
         Hocamız Prof. Dr. Göksel KALAYCI’nın İstanbul’da öldürülmesi, Prof. Dr. Rauf HAZNEDAR‘ın Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi bahçesinde saldırıya uğraması, İlimiz Turgutlu ilçesi Devlet Hastanesi’nde bir meslektaşımızın saldırıya uğraması ve son olmasını umut ettiğimiz Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi 3. Dahiliye Kliniği Şefi Doç. Dr. Necati Yenice’nin silahlı saldırıya uğraması hekim kamuoyunu büyük bir üzüntü ve öfkeye boğmuştur.
          Yıllardır toplumumuza sağlık sorunları gerçek dışı bir şekilde gösterilmiştir. Sağlık sisteminin düzenlenmesi ve yönetiminden sorumlu olanlar, boynunda bir steteskopu olan doktoru bir beldeye tayin ettiklerinde bütün sağlık sorunları bitecekmiş havası çizmişler ve biz sağlık çalışanlarını vatandaşın oyunu almak için paravan olarak kullanmışlardır. Sağlık sorunlarının yaşanmasında asıl sebep olan alt yapı ve organizasyon eksikliğini, yanlış politikaları kılıflamayı da mümkün kılan bu yaklaşımlar, sağlık ilgili her sorunda yaşanan aksaklıkların tek sorumlusunun doktorlar ya da sağlık çalışanları olduğu izlenimini doğurmuştur. İşte bu imaj sağlıkla ilgili her aksaklıkta doktorlara ve sağlık çalışanlarına fiili saldırılara neden olmuştur. Üzülerek belirtmek isteriz ki önümüzdeki süreç sağlıkta daha çok sorunun yaşanacağını düşündürmektedir. Bu da sağlıkçılara daha fazla saldırıların yapılabileceğini göstermektedir. Ancak ne sağlık sorunlarının çözümünde ne de çalışanların güvenliği konusunda iyiye giden hiçbir gelişme görememekteyiz.
        Sağlık çalışanlarının,  çalıştıkları kurumlarda can güvenliğini sağlamak hükümetin sorumluluğundadır. Ancak bu konuda hiçbir yetkilinin hassas davranmadığı, gerekli önlemleri almadığı izlenmektedir. Herhangi bir kişinin hastane ortamına belinde silahla girebilmesinin açıklanabilir ya da kabul edilebilir bir tarafı yoktur. Yaşadığımız her saldırı ve her acı olay bunun en net göstergesidir. Yetkililer acilen sağlık çalışanının can güvenliğini koruyacak önlemleri almalıdır. Önlemleri almayanlardan hesap sorulmalıdır.
        Sayın Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ’ın bu konuda tepkisini belirten, kamuoyunu uyaran bir tek açıklamasını duymamak ve görmemek, özveriyle hizmet vermeye çalıştığı insanlar tarafından sürekli saldırıya uğramanın acısını yaşayan biz hekimlerin acısını daha da artırmaktadır.
         Manisa Tabip Odası yönetim kurulu olarak saldırıyı şiddetle kınıyoruz.
         Kamuoyuna saygıyla duyururuz.

Manisa Tabip Odası
    Yönetim Kurulu



*-*-*-*-*-*-*-*-*


Sosyal Güven(siz)lik ve Genel Sağlık(sızlık) Sigortası bir kez daha TBMM'nin gündeminde

HERKESE SAĞLIK
GÜVENLİ GELECEK HAKKI İÇİN

HEP BİRLİKTE MÜCADELE EDELİM

        AKP Hükümeti'nin 2006 yılı Mayıs ayında IMF ve Dünya Bankası'nın direktifiyle çıkardığı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun bir dizi maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından Aralık ayında iptal edilmişti.
       Hükümet Kanun'un yürürlüğünü önce 1 Temmuz 2007'ye erteledi. Ancak vatandaşların çok büyük bölümünün sağlık ve sosyal güvenlik haklarını yok eden Kanun'a karşı toplumun göstereceği tepkiyi genel seçimler öncesinde göze alamadı ve yürürlük tarihi ikinci defa 1 Ocak 2008'e ertelendi.
        AKP Hükümeti'nin hazırladığı yeni Kanun Tasarısı geçen hafta TBMM'ye gönderildi.
        Tasarı eğer yasalaşırsa sağlık ve sosyal güvenlik haklarımızda bir dizi kayıp oluşacak:
·  Zaten kadınlar için 58, erkekler için 60 olan emeklilik yaşı hem kadınlar, hem de erkekler için 65'e çıkarılacak.
·  Emekliliğe hak kazanabilmek için yakın zamanda 5.000'den 7.000 güne çıkarılan prim ödeme zorunluluğu 9.000 gün prime çıkacak.
·  Emekli maaşları % 23 ila % 33 arasında düşürülecek.
·  Aylık geliri 139,6 YTL'den fazla olan bütün vatandaşlar her ay 73 ila 475 YTL Genel $ağlık $igortası primi ödemek zorunda kalacak.
·  Sadece ayakta tedavi olununca değil; hastalık, kaza, ameliyat gibi nedenlerle hastaneye yatmak gerekince de "katılım payı" adı altında para ödenecek.
·  "Katılım payı" gerektiğinde beş katına kadar arttırılacak.
·  Bütün sağlık hizmetleri paralı olacak.
·  Sağlık hizmeti alabilmek için bu ülkenin vatandaşı olmak, üstelik vergi ödemek, dahası Genel $ağlık $igortası primi yatırmak, hatta bir de "katılım payı" ödemek yetmeyecek. Şimdi bir de "ilâve ücret" adı altında para ödemek gerekecek.
·  Bütün dünyada anne sütünün önemi yeniden anlaşılır ve emzirme teşvik edilirken Türkiye'de "sigortalının çocuğuna bir ay anne sütü yeter" mantığı geçerli olacak. Daha önce doğum yapan sigortalılara altı ay süreyle verilmesi öngörülen emzirme yardımı bir aya düşürülecek.
·  Hastalanan sigortalılara verilen iş göremezlik ödeneği % 16 azalacak.
·  Emekli Bağ-Kur'lularının maaşından 10 yıl süreyle % 10 oranında Genel $ağlık $igortası primi kesilecek.
·  Primini ödeyemeyen vatandaşlar sağlık hizmeti alamayacak, hastane kapılarından geri dönecek.
·  Primini ödeyemeyen çiftçilerin pamuğuna buğdayına, üzümüne tütününe el konulacak.
          Bu gayri vicdani;  gayri ahlaki, gayri insani girişimi durdurmak için "Herkese Sağlık, Güvenli Gelecek" talebiyle başlattığımız mücadeleye hep birlikte katılalım. 12.02.2007

BİZ KARŞI ÇIKARSAK YAPAMAZLAR!

Manisa Tabip Odası
    Yönetim Kurulu



*-*-*-*-*-*-*-*-*


BASIN AÇIKLAMASI


        Son dönemlerde hekimlere yönelik saldırıların gittikçe artığını gözlemliyoruz. Hekimlere yönelik şiddete ilişkin son olarak ilimiz Turgutlu ilçesi Devlet Hastanesi’nde bir meslektaşımıza saldırıldığını üzülerek öğrenmiş bulunmaktayız.
        Bir yandan bu sorunlara zemin hazırlayıp biryandan da vatandaşa şirin görünme çabasında olan AKP hükümeti ise bu sorunların nedeni olarak sürekli sağlık çalışanlarını suçlamakta ve onları hedef göstermektedir.
        Manisa Tabip Odası yönetim kurulu olarak saldırıyı şiddetle kınıyoruz.
        “Artık Yeter Diyoruz” 11/12/2007

Manisa Tabip Odası
    Yönetim Kurulu



*-*-*-*-*-*-*-*-*

 


         12 Şehit verdiğimiz son saldırıda yaralanan Doktor Asteğmen Mustafa Barut, bütün uğraşlara rağmen kurtarılamamıştır. 12 vatan evladımızın ardından, bir meslektaşımızı kaybetmiş olmanın derin üzüntüsü içerisindeyiz.
        Ülkemiz başta ABD, AB ve İsrail olmak üzere, emperyalist güçlerin desteği ve organizasyonu ile adı konulmamış bir savaşı yaşamaktadır. Amacı tamamen topraklarımızı ve toplumumuzu parçalamak olan bu savaş bizleri birleştirmeli, bütünleştirmeli ve ülkemiz üzerinde oynanan oyunların farkına varmamızı sağlamalıdır. Kurtuluş savaşını kazandıktan sonra hiç bitmeyen bir şekilde toplumumuzu değişik yöntemlerle kutuplaştırmaya ve parçalamaya çalışan bu karanlık güçlere en güzel yanıt, hepimizin bir araya gelmesi ve bizleri parçalama isteklerine karşı durmamızla mümkün olabilir.
        Çok üzgünüz, ancak karanlık güçlerin oyunlarına gelmeme konusunda çok daha fazla kararlıyız.
        Diğer şehitlerimiz gibi, son şehidimiz Doktor Asteğmen Mustafa Barut’un yalnız olmadığını tüm dünyaya gösterebilmek için bütün meslektaşlarımızı birer “Tıbbiyeli Hikmet” olmaya davet ediyoruz.
        Şehitlerimizin ailesinin, Tıp Dünyasının ve tüm ulusumuzun başı sağolsun. 24/10/2007

 Manisa Tabip Odası
    Yönetim Kurulu



*-*-*-*-*-*-*-*-*

 

BASINA VE KAMUOYUNA DUYURU


          Ülkemizin sınırlarını değiştirmek amacıyla yıllardır bir çok vatandaşımızı haince katletmiş olan PKK terörü, dün gece Mustafa Kemal Atatürk’ün ve milyonlarca şehidimizin kanları ve canları pahasına çizdiği güzel ülkemizin yılmaz bekçisi olan oniki vatan evladını daha şehit düşürmüştür.
        Vatandaşlarımızı katleden ya da katledilmesine katkıda bulunan, hem de bunu güzel ülkemizi bölüp parçalamak için yaptıklarını itiraf eden hiçbir grup, hiçbir topluluk ve hiçbir ülke bizim dostumuz ve müttefikimiz olamaz.
        PKK terörü olarak yapılan niteleme, yıllardır süre gelen ve ivmesi her geçen gün artan Türkiye Cumhuriyetini bölme ve topraklarının bir kısmınıda içine alan emperyalistlerin kontrol ve güdümünde bir uydu devlet kurma çabalarının ülkemize karşı kapsamlı bir savaşa dönüştürüldüğünü ifade etmekten uzaktır.
        Yapılan mücadele bir terörist örgüte karşı olmanın ötesindedir. Yaşanılan savaşta düşmanın adını açıkça ifade etme zamanı gelmiş hatta geçmektedir. Ülkesini seven herkesin beklentisi siyasi ve askeri anlamda her türlü tedbirin en kısa zamanda hayata geçirilmesidir. Yaşadıklarımız bir terör örgütü ile mücadele değil, başta ABD ve AB olmak üzere ülkemizi bölüp parçalamaya and içmiş pek çok ülke ve karanlık güçle olan savaş halidir.
           Bizler, toplumumuzu, vatandaşımızı, sınırlarımızı ve ulusal onurumuzu koruyabilmek adına Habur sınır kapısının kapatılması, enerji ambargoları, İncirlik üssünün kapatılması dahil tedbirlerin kararlılıkla alınmasını şiddetle savunuyoruz. Devletimizin bütün kurumlarının alacağı ekonomik, politik, stratejik ve askeri tedbirlerin yanında yer alacağımızı bildiriyoruz.
           Başta şehit aileleri olmak üzere bütün vatandaşlarımıza baş sağlığı dileriz. 21/10/2007


MANİSA BAROSU
MANİSA TABİP ODASI
MANİSA DİŞ HEKİMLERİ ODASI
MANİSA ECZACI ODASI
MAKİNA MÜHENDİSLERİ ODASI
ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI
SERBEST MUHASEBECİLER VE MALİ MÜŞAVİRLER ODASI
ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI
ŞEHİR PLANCILARI ODASI
MİMARLAR ODASI
JEOLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI
İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI
HARİTA MÜHENDİSLERİ ODASI
ÇEVRE MÜHENDİSLERİ ODASI
ADD MANİSA ŞUBESİ
TÜRKİYE EMEKLİ SUBAYLAR DERNEĞİ MANİSA ŞUBESİ
TÜRKİYE EMEKLİ ASTSUBAYLAR DERNEĞİ BAŞKANI
HARP MALÜLÜ GAZİLER ŞEHİT DUL VE YETİMLER DERNEĞİ
TÜRKİYE YARDIMSEVENLER DERNEĞİ MANİSA ŞUBESİ
MUHARİP GAZİLER DERNEĞİ
TÜRK KADINLAR BİRLİĞİ
 



*-*-*-*-*-*-*-*-*


Daha kaç şehit vereceğiz?

Diyarbakır ilimizde görev yapan Manisa doğumlu polis memuru Hüseyin Özdemir’in bombalı saldırı sonucu şehit düştüğünü, 6 vatandaşımızın da yaralandığını üzülerek öğrenmiş bulunmaktayız. Kederli aileye, emniyet teşkilatımıza ve halkımıza başsağlığı, şehidimize rahmet, tedavi görmekte olan vatandaşlarımıza acil şifalar dileriz.  11/10/2007

 

Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu

 



*-*-*-*-*-*-*-*-*


BASINA VE KAMUOYUNA DUYURU

 Daha kaç şehit vereceğiz?
         Ülkemizin sınırlarını değiştirmek amacıyla yıllardır bir çok vatandaşımızı haince katletmiş olan PKK terörü, dün sınırlarını Mustafa Kemal Atatürk’ün ve milyonlarca şehidimizin kanları ve canları pahasına çizdiği güzel ülkemizin yılmaz bekçisi olan on beş vatan evladı Mehmetçiğimizi şehit düşürmüştür. Okyanus ötesinden gelenler bile, kendi yarattıkları haksız savaşın içinde, son günlerde bizim verdiğimiz şehit kadar asker kaybetmemişlerdir.
        Sadece en üst düzey yöneticiler ve istihbarat elemanları değil, ülkemizdeki sıradan vatandaşlar bile askerlerimizi şehit eden merminin, bombanın ve bütün diğer silahların ABD, İsrail ve AB ülkelerinden geldiğini bilmektedir. Sadece silah değil, uygulanan politikalarla da Irak’ın kuzeyindeki terör örgütünün aynı güçler tarafından himaye edildiği, korunup kollandığı pek çok vatandaşımız tarafından anlaşılmıştır. Savaşların sadece topla tüfekle yapılmadığı çağımızda, stratejik, sosyal ve politik önlemlerin alınması zorunludur. Terör örgütüne sağlanan iç ve dış desteğin kaynakları kesilmedikçe daha çok şehit vereceğimiz açıktır. O zaman terör örgütüne silah sağlamak dahil her türlü desteği veren ABD, İsrail ve AB ülkelerine stratejik müttefikimiz denmesi ve bu şekilde davranılması doğru olamaz. Vatandaşlarımızı katleden ya da katledilmesine katkıda bulunan, hem de bunu güzel ülkemizi bölüp parçalamak için yaptıklarını itiraf eden hiçbir grup, hiçbir topluluk ve hiçbir ülke bizim dostumuz ve müttefikimiz olamaz. Ülkemizi yöneten politikacıların artık bu gerçeği vatandaşlarımıza olduğu kadar kendilerine de itiraf etme zamanı gelmiş ve hatta çoktan geçmiştir. Hükümetin bir an önce iç ve dış desteği kesecek acil önlemleri alması, yukarıda adı geçen ülkelere nota verilmesinden ilişkilerin yeniden düzenlenmesine kadar daha pek çok yaptırımı hayata geçirmesi kaçınılmaz olmuştur. Eğer bu önlemler acilen, kararlı bir şekilde alınmaz ve hayata geçirilmezse ülkemizde büyük bir toplumsal kargaşa ve güvensizlik ortamı doğacağından; toplumsal bölünme ve parçalanmaların yaşanacağından endişe etmekteyiz.
        Bizler, toplumumuzu, vatandaşımızı, askerimizi, onurumuzu ve sınırlarımızı koruyabilmek için, daha kaç şehit vermeyi bekleyeceğiz? Bu ülkeyi kurabilmek için merminin, bombanın ve süngünün önüne hiç tereddüt etmeksizin kendini atan ve milyonlarcası bastığımız her karış toprağın altında yatan şehitlerimizi saygıyla anıyoruz.
         Bütün vatandaşlarımıza baş sağlığı dileriz…….08.10.2007

 
MANİSA TABİP ODASI
MANİSA ECZACI ODASI
MANİSA DİŞHEKİMLERİ ODASI
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ MANİSA ŞUBESİ
TÜRKİYE EMEKLİ SUBAYLAR DERNEĞİ MANİSA ŞUBESİ
TÜRKİYE EMEKLİ ASTSUBAYLAR DERNEĞİ MANİSA ŞUBESİ
TÜRKİYE YARDIMSEVENLER DERNEĞİ MANİSA ŞUBESİ



*-*-*-*-*-*-*-*-*


DEĞERLİ BASIN MENSUPLARI
 

Son günlerde  sağlık alanında yürürlüğe giren yeni uygulamalar ve kamuoyunda bu uygulamalar ile ilgili yaratılmaya çalışılan ancak gerçekleri yansıtmayan bir dizi gelişmelerle ilgili bir değerlendirme toplantısı yapılması kararlaştırılmış, 11/07/2007 tarihinde yapılan toplantıda aşağıdaki tespitlerimizin kamuoyuyla paylaşılması uygun görülmüştür.

Buna göre;
             A-01/07/2007 tarihinde yürürlüğe giren Sağlık Bakanlığı genelgesi ile bu tarihten itibaren birinci basamak sağlık kuruluşlarında verilecek hizmet için vatandaşlarımızdan kimlik belgesi dışında herhangi bir belge istenmeyeceği ve ücret talep edilmeyeceği bildirilmiştir.
           Bu durum konuya ilişkin olarak yapılan bir dizi açıklamanın da etkisi ile sağlık ocaklarında vatandaşlarımızın muayeneleri sonucunda kendilerinden bu muayeneye yönelik herhangi bir ücretin tahsil edilmeyeceği algısını yaratmıştır. Hatta buna yönelik açıklamalar ilgili Bakanlıklar tarafından da yapılmıştır.
              Oysa 15 Haziran 2007 tarihinde yürürlüğe giren sağlık uygulama tebliğinin altıncı maddesinin birinci fıkrasında poliklinik muayene katılım payları için;
     - Kurumdan gelir ve aylık alanlar ile bakmakla yükümlü olduğu eş, çocuk, ana ve babaları için gelir ve aylıklarından,
     - Diğer kişiler için ise reçete ile ilaç temini için başvurulan Kurumla sözleşme yapmış serbest eczaneler tarafından, tahsil edilir.
              ifadesi yer almaktadır.
            Bu durumda Emekli Sandığı, Bağ-kur, SSK’dan sağlık hizmeti alan kişilerin ödedikleri muayene ücretlerinde herhangi bir değişiklik olmamış ancak bu ücretin ödenme şekli ve yeri değişmiştir. Bu durumda bu hizmetlerden artık ücret alınmadığının ifadesi halkımızı yanıltmakta, serbest eczaneleri hem üstlenmemeleri gereken bir göreve zorlamakta hem de hastalarla karşı karşıya getirmektedir.
            B-Siyasi iktidar tarafından uzun uğraşlar sonucunda ve ısrarla hayata geçirilmeye çalışılan GSS sisteminin temel dayanağı sevk zinciriyken, içinde bulunduğumuz süreçte hastaların her kademedeki sağlık kuruluşuna sevksiz başvurabilecekleri bildirilmektedir. GSS’nin ve Aile Hekimliği sisteminin sevk zinciri olmaksızın işletilmesinin kesinlikle mümkün olmadığını savunanların bu yaklaşımlarını gerçekçi bulmuyoruz.
              C- Sağlık Bakanlığı bünyesine sözleşmeli olarak çalışan 40.000 personele bu günlerde kadro sözü verilmesini anlamlı buluyoruz. Örneğin 70 milyon insana 4.000 diş hekimi ile hizmet verilmeye çalışılırken ve bu rakam tüm girişimlere rağmen artırılmamışken 1.350 tane diş hekiminin son birkaç gün içinde işe alınması son derece düşündürücüdür.

            SONUÇ;

1-     İktidar partisi, daha aylar öncesine kadar çıkardığı yasalar ve aldığı kararlarla evk zincirinin çok önemli olduğunu, mutlaka hayata geçirileceğini söylüyor iken, seçime günler kala sevk zincirini kaldırdık herkes istediği hastaneye gidebilir demektedir.
              2-     Yıllardır, hastanelerdeki personel yetersizliği gerek bizler ve gerek başka kurumlar tarafından ifade edildiği halde seçime yine günler kala 40.000 kadro açılmıştır.
              3-     Sağlık ocaklarını ücretsiz yaptık denerek vatandaş kandırılmaktadır.

Bütün bu uygulamaların seçimlere günler kala hayata geçirilmesinin yada geçirilmiş gibi gösterilmesinin sebebini seçim yatırımı ve oy kaygısı olarak değerlendiriyoruz.
              Vatandaşımıza kendi alanımızla ilgili gerçekleri anlatma sorumluluğumuzdan dolayı yukarıdaki bilgileri kamuoyuyla paylaşıyoruz. 11/07/2007

 


MANİSA DİŞHEKİMLERİ ODASI
MANİSA ECZACI ODASI
MANİSA TABİP ODASI
SES MANİSA ŞUBESİ
TÜRK SAĞLIK-SEN MANİSA ŞUBESİ



*-*-*-*-*-*-*-*-*

                                                                                                                 26/04/2007
BASIN AÇIKLAMASI

 Cumhuriyetimiz zor günlerden geçiyor. Cumhuriyetin temel değerlerinin aşındırılması, bu değerlerin savunulmasını ve yaşatılmasını kendi görevi bilen halkımızın, önemli bir kesiminde ciddi rahatsızlıklar yaratıyor. Bu rahatsızlık sadece Cumhurbaşkanlığı seçiminin toplumsal uzlaşma olmaksızın yapılmak istenmesinden kaynaklanmıyor. Mevcut iktidarın geçtiğimiz beş yıldaki icraatlarının bir sonucu.

 Dedelerinin, ninelerinin her karışını kanlarıyla, canlarıyla savunduğu vatan topraklarının pervasızca yabancılara satıldığını, en stratejik olanından, en kârlı olanına kadar tüm fabrika ve kuruluşların çok uluslu firmalara peşkeş çekildiğini, üniversitelerin, yargının, sağlık sisteminin kuşatma altında kaldığını, başta eğitim olmak üzere her alanda kurumların amansız ve acımasız bir kadrolaşma altında ezildiğini gören  halkımız, laiklik gibi ülkemizin Anayasal düzeninin temelini oluşturan kavramların tartışmaya açık hale getirilme çabalarını da  yakından izlemekte, bunun demokrasi ve bireysel özgürlüklerin savunulması gibi evrensel değerler adına yapıldığı şeklindeki takiyeyi ise reddetmektedir.

 Demokrasi; seçenlerin haklarının, seçilmişlerce korunmasıdır. Demokrasi en çok oyu alanın, sadece kendisine oy verenlere hizmet etmesi değildir. Seçilmişler tüm seçenlerin haklarını korumak zorundadır. Bu anlamda;  Laiklik olmadan demokrasi, demokrasi olmadan da laiklik olmaz.

 Kendine bilim ve feni rehber edinmek yoluyla, Atatürk'ün manevi mirasçıları olduğuna inanan milyonlar, bu tehlikeli gidişe dur diyebilmek için 14 Nisan 2007 gününde Ankara'nın Tandoğan Meydanı'nı doldurdu ve seslerini duyurmaya çalıştılar. Meydanda haykırılan tepkilerin ve verilen iletilerin yeterince algılanamadığını o günden beri yaşanılan süreç gözler önüne sermiştir.  Kendilerinin Atatürk Türkiye’sinde yetiştiğini ve mevcut makamlarına otururken Atatürk İlkelerini koruyacaklarına ve kollayacaklarına dair ettikleri yeminleri unutanların,  bu tepkileri de kolaylıkla unutacaklarına ve yaptıkları hataları tekrar edeceklerine yönelik endişelerimiz artmıştır.

 Laiklik karşıtı açıklamalarıyla, ulusumuzun büyük çoğunluğunun tepkisini üzerine çeken bir hemşehrimizin, Atatürkçü, demokrat, aydın insanlarla dolu Manisamız’ın ülke genelindeki algısına ciddi zararlar verdiği açıktır. Burada bizler, yani Manisa'da faaliyet gösteren sivil toplum örgütleri ve meslek odaları önemli bir görevi üstlenmemiz gerektiğini görüyoruz.

 Bu görev, bizlere, Manisalılar’ın haklı tepkilerinin, demokratik sınırlar içinde iletilmesine ve  sağlıklı biçimde duyurulmasına aracılık etme sorumluluğunu yüklüyor. Böyle ağır bir yükün altından dayanışma ruhu ile kalkacağımıza inanıyoruz. Bu mitingin düzenlenmesi bizim için hem bir başlangıç, hem de Manisa'da her zaman özlediğimiz, sivil toplum örgütleri arası eşgüdüm ve dayanışmayı yakalamak için bir fırsat olacaktır.

 Özetle,

Cumhuriyet'in temel değerlerinin aşındırılmasından endişe duyan ,

 Cumhurbaşkanlığı gibi bir makamın, bu değerlere özde inanan ve toplumun büyük çoğunluğunun da, kendisine inandığı bir kişi tarafından doldurulması gerektiğini düşünen,

 Manisamız’ın, laiklik karşıtı çıkışlarıyla  tanınanların şehri olarak anılmasından rahatsızlık duyan tüm yurttaşlarımızı,

 "Manisa Cumhuriyetimize Sahip Çıkıyor Mitingi"ne, davet ediyoruz.

 5 Mayıs Cumartesi günü saat 10'da Öğretmenevi önünde toplanıp, Sultan Önü'ndeki miting alanına  yürürken; yakın uzak tüm illerden gelen misafirlerimiz yüreğimize yürek, gücümüze güç, sesimize ses katacaklardır.

 Biliyoruz elbette kolay olmayacaktır ancak “Söz konusu Vatansa gerisi teferruattır.”

                                                                Düzenleme Komitesi


5 MAYIS 2007 CUMARTESİ GÜNÜ MANİSA’DA YAPILACAK OLAN , CUMHURİYETİMİZE SAHİP ÇIKALIM  MİTİNGİNE KATILACAĞINI AÇIKLAYAN KURUM VE KURULUŞLAR . ( 26.04.2007 TARİHİ İTİBARİYLE)

-     ADD MANİSA ŞUBELERİ
-    TÜRKİYE MUHTARLAR DERNEĞİ
-   TÜRKİYE YARDIM SEVENLER DERNEĞİ ŞUBESİ
-     HACI BEKTAŞ VELİ KÜLTÜR VAKFI
-    TABİPLER ODASI
-    ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI
-    ECZACI ODASI
-    DİŞHEKİMLERİ ODASI
-   TÜRKİYE GÜÇSÜZLER VE KİMSESİZLER YARDIM VAKFI
-    EMEKLİ ASTSUBAYLAR DERNEĞİ
-    EMEKLİ SUBAYLAR DERNEĞİ
-    POLİS EMEKLİLERİ SOSYAL YARDIMLAŞMA DERNEĞİ
-    YENİ KUŞAK KÖY ENSTİTÜLERİ DERNEĞİ
-    EĞİTİM-İŞ
-   TÜRK KADINLAR BİRLİĞİ MANİSA ŞUBESİ
-   TÜRKİYE ZİRAATÇILAR DERNEĞİ
-   TÜRK HAVA KURUMU MANİSA ŞUBESİ
-    MANİSA BİZİM ÇOCUKLARIMIZ  DERNEĞİ
-   MANİSA YURT SAVUNMASI GAZİLERİ VE ŞEHİT AİLELERİ DAYANIŞMA VE İNSAN HAKLARI DERNEĞİ
-   BARO BAŞKANLIĞI
-  JEOLOJİ  MÜHENDİSLERİ ODASI
-  MAKİNE MÜHENDİSLERİ ODASI
-  MANİSA MALATYALILAR KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ
-   MANİSA SPİL LİONS KULÜBÜ DERNEĞİ
-  TÜRK OCAKLARI DERNEĞİ MANİSA ŞUBESİ
-   MANİSA ECZACI YARDIMCILARI DERNEĞİ
-   MANİSA BALKAN GÖÇMENLERİ KÜLTÜR DAYANIŞMA DERNEĞİ
-   MANİSA AZERBAYCAN KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ
-   MANİSA VEREMLE SAVAŞ DERNEĞİ
-    MANİSA YUNTDAĞLILAR SOSYAL YARDIMLAŞMA DAYANIŞMA KÜLTÜR VE TURİZİM DERNEĞİ
-   ÇEVRE MÜHENDİSLERİ ODASI
-    ELEKTİRİK MÜHENDİSLERİ ODASI
-    HARİTA MÜHENDİSLERİ ODASI TEMSİLCİLİĞİ
-   İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI
-   MİMARLAR ODASI TEMSİLCİLİĞİ
-   ŞEHİR PLANCILARI ODASI TEMSİLCİLİĞİ
-   SERBEST MUHASEBECİLER VE MALİ MÜŞAVİRLER ODASI
-   MANİSA HAYVANLARI KORUMA DERNEĞİ
-   CUMHURİYET HALK PARTİSİ
-    DEMOKRATİK SOL PARTİ
-    SOSYAL DEMOKRAT HALK PARTİSİ
-    İŞÇİ PARTİSİ
-    İŞÇİ EMEKLİLERİ DERNEĞİ
-    EĞİTİM-SEN

 

*-*-*-*-*-*-*-*-*

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
MANİSA TABİP ODASI BAŞKANLIĞI

1.Anafartalar Mh.Vatan Sk.No:7 D:2- 45020/MANİSA           Tel: (0236) 2311792-2376018 Fax:2389196
manisato@ttnet.net.tr                                                                                        www.manisatabip.org.tr


BASINA VE KAMUOYUNA
 
İZMİR'DEKİ 243 SAĞLIK OCAĞININ KAPATILMASI GİRİŞİMİ DERHAL DURDURULMALIDIR!
 

Aile Hekimliği Pilot Uygulaması kapsamına alınan İzmir'de bu hafta sonu toplam 1.087 aile hekimliği birimine yerleştirme yapılacaktır. Yıllardır İzmir halkına hizmet veren 243 sağlık ocağı kapatılarak uygulama başlatılacak.
         Ardından sıra güzel Manisa’mıza gelecek.
      İzmir’de sağlık ocakları, yıllardır ihmal edilmiş olmasına karşın ülkemizde en iyi çalışan sağlık kurumlarımızdandır. Bu yüzden halkımız "sağlık ocağı" adındaki sıcaklıkla eşdeğer olarak bu kurumları benimsemiş ve mahallesindeki, sokağındaki, evinin bitişiğindeki yuvası gibi bilmiştir. Bu benimseyişle, her yıl yaklaşık 9 milyon İzmirli bu sağlık ocaklarından poliklinik hizmeti almakta, bunların yaklaşık 2 milyonuna çeşitli laboratuvar tahlilleri yapılmakta, 75 binine küçük cerrahi girişimde bulunulmaktadır. Milyonlarca doz aşı yapılarak bebeklerimiz, çocuklarımızın bulaşıcı hastalıklara yakalanması, ölmesi önlenmektedir. Çocuk felci sağlık ocaklarımızın yürüttüğü kampanyalar sonucu ülkemizden yok edilmiştir ve kızamığın da kökü kazınmak üzeredir. Ayrıca yüz binlerce kadınımıza aile planlaması hizmeti, gebe, loğusa, bebek ve çocuklarımıza evde koruyucu sağlık hizmeti verilmektedir. Yani sağlık ocaklarımız her zaman halkımızın yaşamının içinde olmuş, pratisyen hekim, hemşire, ebe, sağlık memuru, çevre sağlığı teknisyeni, laborant, tıbbi sekreter, ayniyat memuru, temizlik elemanı, şoför ve diğer sağlık çalışanlarından oluşan kocaman ekipleri ile toplum sağlığını korumayı başarmıştır.
         Bizler bu konudaki görüşlerimizi ve hekimlerin, sağlık çalışanlarının, hastalarımızın beklentilerini Sağlık Bakanı Sn. Recep Akdağ'a defalarca ilettik ve aile hekimliği aldatmacısından vazgeçilmesini talep ettik. Ancak, Sn. Sağlık Bakanı'nın Sağlıkta Dönüşüm Programı'nı ve özellikle aile hekimliği uygulamasını kişisel bir siyasi performans kriteri gibi gördüğünü üzülerek gözlemlemekteyiz. İMF heyetinin telkinlerini 13 saat dinleyen Sağlık Bakanlığı, sağlık çalışanlarının sesine kulak vermemekte, bu duruma itiraz edenleri ise soruşturma açmakla, cezalandırmakla tehdit etmektedir.
         Bu çağrı bütün ülkede görev yapan sağlık çalışanlarının ortak sesidir.
        İyi niyetli diyalog çabalarımızın sonuç vermediğini görüyoruz. Bu nedenle 31 Mart 2007 Cumartesi günü İzmirli sağlık çalışanları ve İzmir halkıyla buluşacağız. Keyfiyete dayalı bu projenin ölü doğacağını ve 243 sağlık ocağımızın kapatılamayacağını göstermek üzere saat 08.00'den itibaren yerleştirme işleminin yapıldığı İl Özel İdaresi Balçova Tesisleri Kardelen Salonu'nda olmaya çağırıyoruz. 29.03.2007
 

 MANİSA TABİP ODASI
MANİSA DİŞHEKİMLERİ ODASI
MANİSA ECZACI ODASI
SES MANİSA ŞUBESİ
TÜRK SAĞLIK-SEN MANİSA ŞUBESİ


*-*-*-*-*-*-*-*-*

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ

MANİSA TABİP ODASI BAŞKANLIĞI

1.Anafartalar Mh.Vatan Sk.No:7 D:2- 45020/MANİSA           Tel: (0236) 2311792-2376018 Fax:2389196
manisato@ttnet.net.tr                                                                                        www.manisatabip.org.tr


        
Beyaz Eylem kapsamında Ankara Tabip Odası Yöneticileri Ankara Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesinde düzenlenen bir anket çalışmasında, özel güvenlik görevlileri tarafından tartaklanmış ve çalışmalarının engellendiğini üzülerek öğrenmiş bulunmaktayız.
           Yaşanan olayı şiddetle kınıyoruz. Yetkilileri göreve davet ediyoruz.

 Manisa Tabip Odası
 Yönetim Kurulu


*-*-*-*-*-*-*-*-*

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
MANİSA TABİP ODASI BAŞKANLIĞI

1.Anafartalar Mh.Vatan Sk.No:7 D:2- 45020/MANİSA           Tel: (0236) 2311792-2376018 Fax:2389196
manisato@ttnet.net.tr                                                                                        www.manisatabip.org.tr


BASINA VE KAMUOYUNA
SAĞLIK OCAKLARIMIZA SAHİP ÇIKIYORUZ!
ARTIK YETER !  SAĞLIK HAKTIR!

(1 Mart 2007)

Cumhuriyetimizin kazanımı, toplum sağlığının temel taşları, 50 yıllık birikimimiz sağlık ocaklarımızın kapatılmasına karşı çıkıyoruz.
             Sağlığın ticari mal haline getirildiği, sağlık personelinin özlük haklarının geriletildiği, halkın sağlıklı yaşam ve sosyal güvenlik hakkının ise ortadan kaldırılmaya çalışıldığı günleri yaşamak zorunda bırakılıyoruz.
            Mevcut iktidar halkın ve sağlık çalışanlarının kazanılmış haklarını IMF ve Dünya Bankası’nın programları doğrultusunda uluslararası tekellere peşkeş çekmek için sağlık hizmetlerini özelleştirme çabası içindedir.
              Sağlık ocaklarımızın önceliği, koruyucu sağlık hizmetleri ile Türk halkının sağlığını ve sağlamlığını en üst düzeye çıkarmaktır. Sağlık ocaklarımız kapatılarak yerine konulmak istenen "Aile Hekimliği" sistemi ile  birinci basamak sağlık hizmetleri özelleştirilmekte insanların hastalanmasından kazanç sağlamaya, uluslararası  ilaç ve teknoloji satmayı hedefleyen tekellerin karını  arttırmaya yönelik bir sistem hayata geçirilmeye çalışılmaktadır.
              "Sağlık Ocaklarımıza Sahip Çıkmamız" sağlık alanını tahrip eden ve yıkıma yol açan Genel Sağlık Sigortası, vatandaşlarımızın ilaca ulaşımını güçleştiren uygulamalar, siyasi kadrolaşma, taşeronlaşma, hizmet alımları, ithal hekimler, yeni eğitim hastanelerinin kurulması, zorunlu mesleki sigorta gibi uygulamalar…yani sağlıkta dönüşüm programı ile sağlık sistemimiz çökertiliyor.
              Toplum sağlığını öncelikleyen nitelikli, parasız, eşit, ulaşılabilir bir sağlık hizmetinin sunulması gerektiği kanısındayız.
                11 Mart 2007 Pazar günü Ankara'da “Sağlık Hakkı İçin Beyaz Miting” deyiz.

Kamuoyuna saygıyla duyururuz.

 

MANİSA DİŞHEKİMLERİ ODASI
MANİSA ECZACI ODASI
MANİSA TABİP ODASI
SES MANİSA ŞUBESİ
TÜRK SAĞLIK-SEN MANİSA ŞUBESİ


*-*-*-*-*-*-*-*-*

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
MANİSA TABİP ODASI BAŞKANLIĞI

1.Anafartalar Mh.Vatan Sk.No:7 D:2- 45020/MANİSA           Tel: (0236) 2311792-2376018 Fax:2389196
manisato@ttnet.net.tr                                                                                        www.manisatabip.org.tr


BASIN AÇIKLAMASI

 İTİRAZ EDİYORUZ! ÜLKEMİZDE HEKİMLİK YAPABİLMEK İÇİN TÜRK  OLMA KOŞULU KALDIRILIYOR.

“TORBA YASA” İLE BAŞIMIZA TORBA GEÇİRİLMEK İSTENİYOR! 

AKP Hükümeti tarafından hazırlanan "Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu, Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair Kanun ile Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarz-ı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı" 06.02.2007 tarihinde (bugün) Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşülmeye devam ediliyor.
       "Torba Yasa" olarak tanımlanan bu tasarı ile getirilmeye çalışılan değişikliklerin bazıları şunlardır:
1- İthal ucuz hekim çalıştırmanın yasal altyapısının hazırlanması 1219 sayılı Kanun'daki "Türkiye Cumhuriyeti'nde hekimlik yapmak ve ne biçimde olursa olsun hasta tedavi edebilmek için Türkiye Tıp Fakültesinden diploma almak ve Türk bulunmak gereklidir" ifadesindeki   "ve Türk bulunmak" ibaresi , madde metninden çıkarılmak istenmektedir.
     Bu yasal düzenlemeyle uluslararası deneyim ve bilgiden faydalanma amacı değil, sadece eğitim ve çalışma imkanları bizden daha kötü olan çevre ülkelerden gelecek ve düşük ücretle çalışmaya razı hekimlerin istihdamı hedeflenmektedir. Hükümet, böylece “Sağlıkta Dönüşüm" Programı'nın gereği olarak sağlık piyasasına ucuz iş gücü oluşturmak, yedek işsiz hekim ordusu yaratmak istemektedir.  Nitekim Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın "Türki Cumhuriyetlerde aylık 100- 150 dolara çalışacak yabancı hekimler var" sözleri bu amacı açıkça ortaya koymaktadır.
      "İthal hekim" çalıştırmanın diğer hedefi de “sağlık pazarı"nı uluslararası sermayeye açmaktır. İthal hekimler ile  gelecek çok uluslu sermaye ile sağlık kentleri kurularak ülkemizin kaynakları sömürülecektir. Hükümet'in amacı hiçbir şekilde Türkiye sağlık sisteminin sorunlarını çözmek değil, başta Dubai şeyhi El Maktum olmak üzere uluslararası sağlık patronlarına kârlılık alanları yaratmaktır.
     Türkiye Cumhuriyeti’nde sadece Türk Hekimleri’nin çalışabilmesi, Lozan Antlaşmasıyla sağlanmıştır. Bu yasa tasarısı kabul edilirse Lozan delinmiş olacaktır.
     İthal hekimlerin eğitimlerinin denklikleri, vatandaşımızın ithal hekimle anlaşabilmelerindeki dil sorunu, eğitim kaliteleri konusunda herhangi bir hükme tasarı da yer verilmemiştir. AB’ye uyum sürecinde bu yasayı çıkaranlar kişi ve hizmetlerin serbest dolaşımı önündeki engellerin kaldırılması amacına yönelik olduğu belirtilmesine rağmen, her türlü taviz verilirken karşılıklılık ilkesinin bilerek görmezden gelindiği görülmektedir.
                     “BENİ TÜRK HEKİMLERİNE EMANET EDİNİZ”
                                                                                Mustafa Kemal ATATÜRK

2- Tüm hekimlere zorunlu mali sorumluluk sigortası
Tasarı'yla ister kamuda, ister özelde çalışsın tüm hekimlere mali sorumluluk sigortası yaptırma zorunluluğu getirilmektedir.  Tasarı'nın gerekçesinde sağlık çalışanlarının çalışma koşullarının elverişsizliğinden kaynaklı tıbbi hata yapma olasılığının yüksekliği nedeniyle bu düzenlemenin yapılmak istendiği açık olarak belirtilmektedir.
    Hükümetin sağlık ortamındaki yetersizlikleri gidermek yerine bu yetersizlikler üzerinden sigorta kuruluşlarının fonlarına katkı sağlamayı düşünmesi ve hekimleri potansiyel suçlu olarak görmesi akıl almaz bir çabadır.
     Bu Tasarı yasalaştığı takdirde Türkiye'de hekimlik yapmak fevkalâde zorlaşacak; büyük miktarlardaki tazminat davalarının baskısı altındaki hekimler riskli hastalara gerekli tıbbi girişimlerde bulunmaktan kaçınacaklardır.
     Tasarıyla bir yıllık bir uygulama yapılmak istendiği anlaşılmaktadır. Devlet Bakanlığı’nca yetkilendirilecek  sigorta şirketlerinde aranacak nitelikler de belirtilmemiştir. Şeffaflık ve tarafsızlık ilkesi zedelenecek ve istenilen şirkete yetki verilmesinin önü açılacaktır.
     Sağlık hizmetinin ekip hizmeti ile verilmesi gerekir. Özellikle ebe, hemşire, anestezi teknisyenleri ve acil tıp teknisyenlerinin düzenlemede göz önüne alınmadığı görülmektedir. Alt yapısı oluşturulmayan, malpraktis-komplikasyon ayrımı belirgin olmayan ve önümüzdeki süreçte bürokrasi yönünden karmaşa yaratacak bir sağlık ortamının da oluşacağı kanısındayız.
      "Zorunlu mali sorumluluk sigortası" ile hekimlere ek bir gider yaratılırken, kontrolü doğrudan Bakanlık tarafından yapılacak devasa sigorta anlaşmalarıyla sağlık ortamı yine piyasa ile baş başa bırakılmaktadır.
3- Eğitim hastanelerindeki şef/şef yardımcılığı kadrolarına sınavsız olarak atama yapılması Düzenlemeye göre atamalar, Bakanlık tarafından belirlenmiş jürinin yapacağı değerlendirme sonucu hazırlanan rapor ışığında yine Bakanlık tarafından yapılacaktır. Oysa benzer yönde daha önceden yapılan düzenlemelerin hukuka aykırı olduğu Anayasa Mahkemesi ve diğer yargı organlarının kararlarıyla açıkça ortaya konulmuştur. AKP Hükümeti ise eğitim hastanelerinde artık bir işgal harekatına dönüşmüş olan partizanca kadrolaşma uygulamalarını devam ettirmek istemektedir. 15 yeni ihtisas hastanesinin yapılması ile kadrolaşmanın yolu açılacak, bu ortamda eğitici kadronun siyasetin her türlü müdahalesinden uzak olması gerekirken, eğitici kadroların liyakata değil sadakata dayalı olarak kendi yandaşlarının atamasının yollarını, hukuku dolanarak bulmaya çalışmaktadır. Eğitim kurumlarımızın önümüzdeki süreçte gelecek yeni yasal düzenlemelerle işletme haline getirilmesinin son halkasının da tamamlanması sağlanmış olacaktır.
4- Eğitici kadrolar beş yılda bir sil baştan
Yasa Tasarısı klinik şefi, şef yardımcısı ve başasistan kadrolarına atananların beş yıllık sürelerle Bakanlıkça değerlendirilmeleri ve yeterli görülmeyenlerin uzman kadrolarına nakledilmeleri yönünde bir hüküm içermektedir. Bu değerlendirme için kriterlerin ne olacağı ise tanımlanmamaktadır. Bu durumda halen bu unvanları kazanmış olanlar da dahil bütün eğitici kadroların kaderi partizanlıkta sınır tanımayan Sağlık Bakanlarının iki dudağı arasında olacaktır.
5- Tıpta Uzmanlık Tüzüğü
1219 sayılı Yasa'da değişikliğe gidilerek Tıpta Uzmanlık Eğitimi yönetmelikle düzenlenmeye çalışılmaktadır.
    1219 sayılı Yasa'da yapılacak bir değişiklikle tıpta uzmanlık eğitiminin tüzük yerine yönetmelikle düzenlenmesi, Tüzüğün çıkması için tarafların uzlaşmasını şart koşan Danıştay'ı sürecin dışında bırakırken, Sağlık Bakanlığı'nı tıpta uzmanlık eğitimiyle ilgili düzenlemelerde tek yetkili konumuna getireceği için ciddi sakıncalar içermektedir.
    Tıpta Uzmanlık Kurulu'nda üyelerin çoğunluğunu Sağlık Bakanlığı tarafından atananlar oluştururken, TTB sadece bir üye ile temsil edilmektedir.
6- Radyoloji çalışanlarının çalışma sürelerinin uzatılması
Tasarı'yla 2368 sayılı Kanun'un 2. maddesi değiştirilerek radyoloji çalışanlarının günlük beş saat olan mesai sınırları ortadan kaldırılmaktadır. Yapılan bir anket çalışmasına göre;
     “Röntgen cihazlarının % 45 gibi büyük bir kısmı 20 yıllık ve daha eskidir.Her 100 cihazdan 6’sı 1956 model ve yüksek radyasyon yaydıklarından dolayı sağlık personelinin hayatı için büyük risk oluşturuyorlar.Bu cihazların % 31’i lisanssız ve röntgen birimlerinin %44,44’ünün ruhsatı yok.Anketimizde ayrıca röntgen cihazlarının 4’te 3’ünden fazlasının rutin ölçüm ve kalibrasyonlarının yapılmadığı da ortaya çıktı. Kullandığınız cihazların rutin ölçüm ve kalibrasyonları düzenli olarak yapılıyor mu? sorusuna % 77,38’i yapılmıyor cevabını verdi.
    Ankette radyasyonla çalıştığınız ortam radyasyondan korunma standartlarını taşıyor mu? sorusuna personelin % 65,48’i hayır cevabını verdi. Ayrıca anket sonuçlarına göre personelin % 88,10’unun çalışılan ortamın sağlığa etkileri hakkında bilgilendirilmediği ortaya çıktı.”
    Çalışma ortamlarının fiziki koşulları düzeltilmeden, radyoloji cihazlarının kontrolleri yeterli olarak yapılmadan, çalışanların düzenli sağlık kontrollerinden geçmeleri sağlanmadan sadece işletmenin ihtiyaçlarına göre çalışma sürelerinin uzatılması çalışanlara siz kanser olun ve ölün demektir.
7
- Anestezi teknisyenlerine hasta uyutma yetkisi Kanun Tasarısı ile anestezi teknisyenlerinin anestezi uzmanı veya bunun bulunmadığı hallerde ameliyatı yapan ilgili uzmanın gözetiminde ve direktiflerine uygun olarak anestezi iş ve işlemlerini yapmaları öngörülmektedir.
     Oysa anestezi biliminin gelmiş olduğu düzey göz önünde bulundurulduğunda cerrahın gözetiminde de olsa, anestezi uzmanının denetimi olmaksızın anestezi teknisyenlerine bu sorumluluğun verilmesinin ekip çalışmasını zedeleyeceği, ameliyatlarda hata yapma olasılığını yükselteceği kanısındayız.
8
- Sözleşmeli personel “Sözleşmeli personelin pozisyonlarının bulunduğu hizmet birimlerinin,birleşme nitelik değiştirme veya isim değiştirme gibi nedenlerle değişikliğe uğraması halinde bu değişiklikler, il içinde olması kaydıyla, yılda en fazla iki kez Bakanlar Kurulu kararı aranmaksızın Maliye Bakanlığı vizesiyle yapılabilir” denilerek sağlık çalışanları arasında çalışma barışını bozan, sağlık çalışanları arasında eşitsizlik yaratan, sağlık çalışanlarının haklarının korunmadığı bir ortam süregen hale getirilmekte halkın sağlığı da hiçe sayılmaktadır.
              SON SÖZ:

“İNKILAPÇILIĞIN ÇEŞİTLİ HAYATİ GÖREVLER VERDİĞİ TÜRK VATANDAŞININ SAĞLIĞI VE SAĞLAMLIĞI HER ZAMAN ÜZERİNDE DİKKATLE DURULACAK MİLLİ MESELEMİZDİR.”

Mustafa Kemal ATATÜRK

Kamuoyuna saygılarımızla duyururuz.06/02/2007

 MANİSA ECZACI ODASI
MANİSA DİŞHEKİMLERİ ODASI
MANİSA TABİP ODASI
SES MANİSA ŞUBESİ
TÜRK SAĞLIK-SEN MANİSA ŞUBESİ


*-*-*-*-*-*-*-*-*

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
MANİSA TABİP ODASI BAŞKANLIĞI

1.Anafartalar Mh.Vatan Sk.No:7 D:2- 45020/MANİSA           Tel: (0236) 2311792-2376018 Fax:2389196
manisato@ttnet.net.tr                                                                                        www.manisatabip.org.tr

 

BASIN BİLDİRİSİ

     İthal Ucuz Hekim... Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası... Eğitim Hastanelerinde AKP Kadrolaşması...
      100.000 HEKİMİN ve 70 MİLYONUN BAŞINA GEÇİRİLMEYE ÇALIŞILAN TORBA YASADA NELER VAR!!!

AKP Hükümeti tarafından hazırlanan bir yasa taslağı bugün mecliste görüşülmektedir."Torba Yasa" olarak tanımlanan bu Tasarı ile getirilmeye çalışılan değişikliklerin bazıları şunlardır:
 1- İthal ucuz hekim çalıştırmanın yasal altyapısının hazırlanması
1219 sayılı Kanun'daki "Türkiye Cumhuriyeti'nde hekimlik yapmak ve ne biçimde olursa olsun hasta tedavi edebilmek için Türkiye Tıp Fakültesinden diploma almak ve Türk bulunmak gereklidir" ifadesindeki   "ve Türk bulunmak" ibaresi madde metninden çıkarılmak istenmektedir.
     Bu yasal düzenlemeyle uluslararası deneyim ve bilgiden faydalanma amacı değil, sadece eğitim ve çalışma imkanları bizden daha kötü olan çevre ülkelerden gelecek ve düşük ücretle çalışmaya razı hekimlerin istihdamı hedeflenmektedir. Hükümet, böylece Sağlıkta "Dönüşüm" Programı'nın gereği olarak sağlık piyasasına ucuz iş gücü oluşturmak, yedek işsiz hekim ordusu yaratmak istemektedir.  Nitekim Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın "Türki Cumhuriyetlerde aylık 100- 150 dolara çalışacak yabancı hekimler var" sözleri bu amacı açıkça ortaya koymaktadır.
     "İthal hekim" çalıştırmanın diğer hedefi de sağlık "pazarı"nı uluslararası sermayeye açmaktır. Hükümet'in amacı hiçbir şekilde Türkiye sağlık sisteminin sorunlarını çözmek değil, başta Dubai şeyhleri olmak üzere uluslararası sağlık patronlarına kârlılık alanları yaratmaktır.
     Türkiye Cumhuriyeti’nde sadece Türk Hekimleri’nin çalışabilmesi, Lozan Anlaşmasıyla sağlanmıştır. Bu yasa tasarısı kabul edilirse Lozan delinmiş olacaktır. Türk hekimlerinin kendi topraklarında çalışma hakkı ellerinden alınarak zaten zor koşullarda çalışan hekimlerin çalışma ve yaşam koşulları daha da zorlaştırılacak, Türk Vatandaşlarının yaşamı ve sağlığı yabancılara emanet edilecektir.

2- Tüm hekimlere zorunlu mali sorumluluk sigortası
Tasarı'yla ister kamuda, ister özelde çalışsın tüm hekimlere mali sorumluluk sigortası yaptırma zorunluluğu getirilmektedir.  Tasarı'nın gerekçesinde sağlık çalışanlarının çalışma koşullarının elverişsizliğinden kaynaklı tıbbi hata yapma olasılığının yüksekliği nedeniyle bu düzenlemenin yapılmak istendiği açık olarak belirtilmektedir. Hükümetin sağlık ortamındaki yetersizlikleri gidermek yerine bu yetersizlikler üzerinden sigorta kuruluşlarının fonlarına katkı sağlamayı düşünmesi ve hekimleri potansiyel suçlu olarak görmesi akıl almaz bir çabadır.
     Bu Tasarı yasalaştığı takdirde Türkiye'de hekimlik yapmak fevkalâde zorlaşacak; büyük miktarlardaki tazminat davalarının baskısı altındaki hekimler