|
BASIN AÇIKLAMALARIMIZ
*-*-*-*-*-*-*-*-*
BASIN AÇIKLAMASI
Bilindiği gibi 12 Eylül 2010 Pazar günü Anayasa Değişiklik
Paketi halk oyuna sunulacaktır. Biz, aşağıda adı yazılı Tabip
Odaları olarak;
1.
Her şeyden önce, 12 Eylül Anayasası’nı değiştirerek daha
demokratik bir Anayasa oluşturmak iddiası ile gündeme getirilen
bu değişiklik paketinin gerek meclis içinde gerekse meclis
dışındaki siyasi partilerin; üniversitelerin, sivil toplum
örgütlerinin, sendikaların ve meslek odalarının katkısı
alınmaksızın toplumsal bir uzlaşma sağlanmadan hazırlandığı;
2.
Değişiklik paketinin, ülkemizin gereksinimlerini karşılayan,
toplumun tüm kesimlerini içine alan, halktan ve emekten yana,
katılımcı, eşitlikçi, özgürlükçü, her türlü ayrımcılığı ve
ötekileştirmeyi reddeden, düşünce ve ifade özgürlüğü ile
örgütlenme özgürlüğünü genişleten bir nitelikten yoksun olduğu,
3.
Değişiklik paketinde yer alan Anayasa Mahkemesi ve HSYK’nın
yapısındaki değişikliklerle, yüksek yargıyı iktidarın güdümüne
sokacağı ve yargının daha da siyasallaşmasına yol açacağı,
çağdaş demokrasilerin olmazsa olmazı olan kuvvetler ayrılığı
ilkesini, paketteki değişikliklerle mevcut siyasal iktidar
lehine bozarak ülkemizdeki demokratik sürece zarar vereceği,
4.
Sağlıkta Dönüşüm Programı adı altında yürütülen ve
meslektaşlarımızın çalışma koşulları ve özlük haklarında ve
halkın sağlık hizmetlerine erişiminde önemli düzeyde gerilemeler
getiren düzenlemeler (sonradan ödenen katkı payları gibi?)
karşısında meslek örgütümüz olan Türk Tabipleri Birliği’nin
yargıya başvurması sonucu; Tam Gün Yasası konusunda Anayasa
Mahkemesinin verdiği iptal kararı ve Danıştay’ın Sağlık
Bakanlığının hukuksuz uygulamalarını durdurma kararı dikkate
alındığında, mevcut paketteki değişikliklerle yüksek yargının
siyasallaşması ve iktidarın güdümüne girmesi durumunda
haklarımızı korumak adına çalacak kapımızın kalmayacağı,
5.
Daha fazla demokrasi söylemiyle gündeme getirilen bu Anayasa
Değişiklik Paketinde, ülkemizin acilen ihtiyacı olan
milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması, siyasi partiler
ve seçim yasalarının yeniden düzenlenmesi, 12 Eylül Anayasasının
birer ürünü olan YÖK ve RTÜK gibi kurumların kaldırılması gibi
konuların bulunmadığı,
6.
Yasama, Yürütme ve Yargının tek elde toplanacağı bir siyasal
düzenin ülkemiz demokrasisini askeri darbelerden çok daha uzun
bir süre için duraksatacağı – geri götüreceği, daha kötüsü
ülkede rejim değişikliğine yol açarak her türlü kazanılmış
sosyal ve insani haklarımızın sonu olacağı
Konularındaki görüşlerimizi üyelerimizle paylaşıyor, ve
üyelerimizi, siyasi görüşlerine saygı duymakla birlikte,
mesleğimizin, meslek örgütümüzün ve ülkemizin geleceği
açısından son derece önem taşıyan yukarıdaki gerçekler
doğrultusunda, 12 Eylül’deki referandumda “HAYIR” oyu kullanmaya
davet ediyoruz.
Meslektaşlarımıza ve kamuoyuna saygı ile duyurulur. 03/09/2010
ANTALYA TABİP ODASI
AYDIN TABİP ODASI
BALIKESİR TABİP ODASI
DENİZLİ TABİP ODASI
İZMİR TABİP ODASI
MANİSA TABİP ODASI
MUĞLA TABİP ODASI
*-*-*-*-*-*-*-*-*
MANİSA’da GÖRÜLEN ÖLÜMLER HAKKINDA BASIN AÇIKLAMASI
Son günlerde basına da yansıyan Manisa’da görülen ölümlerin
nedenleri ve bu ölümlerin toplumu tehdit eden ortak bir köken
veya nedenden kaynaklanmış olabileceği konusundaki kaygı ve
duyarlılıklar nedeniyle bu raporun kamuoyu ile paylaşılması
yönetim kurulumuzca uygun bulunmuştur.
Söz konusu ölümler hakkında TTB yasasının 4. maddesi uyarınca
odamız konuyu yakından izlemektedir. Konu ile ilgili olarak bu
güne dek başta İl Sağlık Müdürlüğü uzmanları olmak üzere, gerek
Devlet Hastanemizdeki, gerekse Tıp Fakültemizdeki enfeksiyon
hastalıkları ve halk sağlığı uzmanlarının sistemli çalışmaları
dikkate değerdir. Bu açıdan bu aşamada sorunun yönetimi
açısından bir sorun göze çarpmamaktadır. Yapılan Eliza
testlerinin ardından Elektron Mikroskopik değerlendirmeler,
sorunun nihai olarak tanımlanmasına katkı sağlayacaktır.
24 Ağustos 2010 tarihi öğlen saatleri itibarıyla yapılan
değerlendirmede klinik olarak bu ölümler henüz bir “salgın”
olarak değerlendirilmemiştir. Laboratuar parametreleri açısından
da alınan numuneler ışığında şu ana kadar bu ölüm olgularının
ortak bir neden veya ajandan kaynaklandığı hakkında herhangi bir
kesin kanıt elde edilememiştir. Son olgudan bu yana geçen 4
günlük süre içinde yeni bir olguya rastlanmaması salgına neden
olabilecek bir enfeksiyon ajanından bizi uzaklaştırmaktadır.
Ancak olgulardan alınan örneklerin ileri analizinin
sonuçlanması, bu konuda kesin bir yargıya varmaya olanak
verecektir. Yine de komşumuz Yunanistan’da bazı Batı Nil Humması
olgularının bulunması, konu üzerindeki çalışmaların ülkemizde de
özenle sürdürülmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Unutulmamalıdır ki son yıllarda ülkemizde Kırım Kongo Ateşi ve
Tularemi gibi hayvanların ara konakçısı olduğu yeni enfeksiyon
hastalıkları ortaya çıkmıştır. Bu koşullarda duyarlılığımız daha
artmıştır. Konu hakkındaki her türlü gelişme kamuoyu ile
paylaşılmaya devam edilecektir.
Halkımıza duyurulur. 25/08/2010
Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu
*-*-*-*-*-*-*-*-*
“SAYIN”
SAĞLIK BAKANI’NI,
DOKTORLARA YÖNELİK SEVGİSİZ, HÜRMETSİZ, DEĞERBİLMEZ ÜSLUP VE
TUTUMUNDAN VAZGEÇMEYE DAVET EDİYORUZ!
“Tuzu
kuru doktorlar.”
"Neden
bir üniversite öğretim üyesi, bir anabilim dalı başkanı
’muayenehanem olacak’ der? O anabilim dalı başkanlığını
muayenehanesi için bir şekilde kullanıyor da ondan.”
“Bir
şef doktora Tabipler Birliği’nin dediği gibi sekiz bin lira
verirsem çalışmazlar.”
“TTB
sağlık hizmetlerinin paralı olmasını savunuyor.“
“TTB
tarih önünde hesap verecektir.”
Bu
sözler; “Sayın” Sağlık Bakanı Dr. Recep Akdağ’ın, “Tam Gün
Yasası” tartışmaları sırasında kamuoyunda sık sık kullandığı
ifadelerden sadece bazıları.
Öncelikle;
Bu
ifadelerin (ve Sayın Başbakan’ın “Bana da kartvizit verdiniz.
Beni de muayenehanenize çağırdınız.” şeklindeki sözlerinin)
meslektaşlarımız arasında büyük bir tepkiye yol açtığını
belirtiyoruz.
Ve
devamla…
“Sayın” Sağlık Bakanı’na hatırlatırız;
“Tam
Gün” Yasası, hiçbir şekilde, hem kamuda hem muayenehanelerinde
çalışan 4.500 hekimle sınırlı değildir. Bütün hekimleri
ilgilendiren bir işgücü piyasası düzenlemesidir.
“Sayın”
Sağlık Bakanı’na hatırlatırız;
TTB’nin, tabip odalarının ve hekimlerin karşı çıktığı; tam süre
çalışma değildir. Bir yandan sağlık alanının özelleştirilme
kapsamına alınması, diğer yandan, tam da bu nedenle,
hekim emeğinin ucuzlatılması, hekimlerin düşük ücretlerle ve
güvencesiz çalışmaya zorlanmasıdır.
“Sayın”
Sağlık Bakanı’na hatırlatırız;
Her bir
muayene için 15 TL “katılım payı” ödeten, özel hastanelere giden
sigortalılara yüzde 70, yüzde yüz “ilave ücret” zorunluluğu
getiren; TTB değil, Hükümet olmuştur.
“Sayın”
Sağlık Bakanı’na hatırlatırız;
Eğer
amacı ucuz popülizm yapmak, doktorlara “vurarak” oy toplamak
değil de, gerçekten vatandaşın yararını düşünmekse;
TTB’nin her zaman ve açık sözlülükle savunduğu gibi bütün
sağlık hizmetlerinin ücretsiz olmasını sağlamalıdır.
“Sayın”
Sağlık Bakanı’na hatırlatırız;
Biz
hekimler “doktorları ağaca bağlayın, kaçmasınlar” diyen
cuntacıları da, “bu doktorların gözü doymaz” diyen siyasetçileri
de hatırlıyoruz. Ama hiçbirinin bu ülkenin sağlık sorunlarını
çözdüğünü hatırlamıyoruz.
“Sayın”
Sağlık Bakanı’na hatırlatırız;
Hiç
kimsenin, hiçbir bahaneyle; bu ülkenin insanlarına sağlık
hizmeti sunmak için fedakârca çaba gösteren hekimlik gibi
saygın ve değerli bir mesleğin mensuplarına saygısızlık
yapmaya hakkı yoktur.
“Sayın”
Sağlık Bakanı’na hatırlatırız;
Hekimlere yönelik her türlü küçük düşürücü ifade; hastalarla
aramızdaki güven ilişkisini tahrip etmekte, sağlıkta yaşanan
sorunların faturasının hekimler olduğu algısına yol açmakta ve
bizlere, hemen her gün polikliniklerde, acil servislerde,
hastane koridorlarında şiddet olarak geri dönmektedir.
Bu
nedenlerle…
“Sayın”
Sağlık Bakanı’nı;
Sevgisiz, hürmetsiz, değerbilmez
üslup ve tutumundan vazgeçmeye ve doktorlara karşı saygılı
olmaya davet ediyoruz.
Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu
*-*-*-*-*-*-*-*-*
Değerli Basın Mensupları,
Anayasa Mahkemesi, “tam gün” yasası ile ilgili olarak CHP’nin
açtığı davada konu hakkında bilgi almak üzere, TTB Merkez
Konseyi Başkanı ve yöneticilerini 14 Temmuz Çarşamba günü sözlü
açıklama için çağırdı.
Olasılıkla
bu hafta içinde yaşamsal bir karar verecek.
Bu
nedenle Türk Tabipleri Birliği, Tabip Odaları, Hekimler neye
itiraz ediyoruz? Bir kez daha sizlere açıklamak istiyoruz.
Bu
yasa ile ilgili Hükümetin, Sağlık Bakanı’nın kamuoyuna
söylediklerinin doğru olmadığını, gerçeği yansıtmadığını,
aldatmaca olduğunu biliyoruz.
1.
Hükümet sürekli
olarak yanıltıcı beyanlarla hekim ücretlerine yönelik
açıklamalar yapmakta ve hekimleri hedef tahtası haline
getirmektedir. Biliyoruz ki global bütçeye geçildiği, Kamu
Hastane Birlikleri kurularak maaşların da döner sermayeden
ödeneceği koşullarda şu andaki ücretleri almak bile hayal
olacaktır. Çünkü Kamu Hastane Birliği işletmesi kurulduğunda
devletin maaş ödemesi kalkacak elde edilen gelir ölçüsünde para
ödenecektir.
2. 2.
Ayrıca hekimlerce
yine çok iyi bilinmektedir ki Sağlık Bakanı ve Başbakan’ın
kamuoyuna duyurduğu ücretler kağıt üzerinde olup tavan rakamları
yansıtmaktadır. Halen mevcut döner sermaye ödemeleri bile
tavandan yapılmamakta, tasarıda belirtilen mesai dışı çalışma
ile elde edilecek kazanca ulaşabilmek ise günde en az 13-14 saat
çalışmayı gerektirmektedir. Bu gerçeği de bütün hekimler
bilmektedir.
3. 3.
Emekli hekimlere
1.250 TL civarında ödeme yapılmaktadır. Yasa mevcut emeklilere
hiçbir iyileştirme sunmamakta; yasa çıktıktan bir yıl sonra
emekli olan hekimin maaşında ise 19-44 TL arasında iyileştirme
yapmaktadır. Bugün çalışmakta olan hekimler için bir tür zorunlu
bireysel emeklilik sigortası getirilerek 30 yıl sonra emekli
olacakların maaşının 2.000 küsür TL’yi ancak geçeceğini vaat
etmektedir. Oysaki bugün emekli bir hakimin maaşının 3.000
TL’nin üzerinde olduğu bilinmektedir.
4. 4.
Yasa araştırma ve
sağlık hizmeti açısından da eğiticilere, öğretim üyelerine daha
iyi bir ortam sağlamamaktadır. Hekimleri güvencesiz bir ortamda
çalışmaya iten bu anlayış, hekimlerin gelirini performans
sistemiyle hastaların cebinden alınacak paraya, daha fazla ve
niteliksiz hasta bakmaya endekslemiştir. Son beş yılın
performans uygulamasının sonucu budur.
5. 5.
Sağlık hizmetlerinin
katkı-katılım payı, fark ücreti getirilerek giderek daha fazla
paralı hale dönüştürülmesi gidilen yolu göstermektedir.
6. 6.
Yasa radyoloji
çalışanlarının sağlığını riske etmektedir.
7. 7.
Zorunlu mesleki
sorumluluk sigortası ise sağlık hizmet sunumunda zarar gören
vatandaşı mahkemelerde süründürüp -eğer parası varsa- sigorta
avukatlarıyla boğuşmaya ve yıllar sonra zararını tazmin etmeye
yöneltirken hekimlerden de içine ittiği uzun ve olumsuz çalışma
koşullarında daha fazla yapacağı hatalar için prim kesmektedir.
Amerika’nın iflas etmiş modelini Türkiye’de yaşatmayı
hedeflemektedir. Sürekli suçlu ilan ettiği hekimleri şiddete
maruz bırakmaktadır. İşin özü ise kesilen paralarla sigorta
şirketlerini zengin etmeye, kaynak aktarmaya dayanmaktadır.
Yasa tasarı
halindeyken uyarmıştık, yine uyarıyoruz:
Tam Gün adıyla
bilinen yasa halen TBMM gündeminde olan Kamu Hastane Birlikleri
yasa tasarısı ile birlikte değerlendirildiğinde Bakanlığa bağlı
eğitim ve araştırma hastaneleri ile tıp fakülteleri hastaneleri
başta olmak üzere sağlık ortamında telafisi mümkün olmayan
sakıncalar doğacaktır:
·
Hastane gelirlerinin
artırılması temel hedef olurken, nitelikli hasta bakımı, eğitim
ve araştırma bugünkünden daha da geri plana itilecektir;
· ·
Zor ve zaman
harcanması gereken hastalardan uzak durularak, sadece "bakılan"
hasta sayısının artırılmasına çalışılacak;
· ·
Öğretim üyesinden
sağlık ocağı hekimine tüm sağlık çalışanları, emekliliğe
yansımayan düşük bir temel ücrete mahkum edilerek, daha fazla
hasta bakıp daha fazla kazanç elde etmeye yönlendirilecektir.
· ·
Sonuç
olarak verilen sağlık hizmeti her alanda giderek kötüleşecektir.
Biz; hekimlerden
taşeron işçilere, kamu-özel ayrımı olmaksızın bütün sağlık
çalışanlarının, iş güvencesi başta olmak üzere, özlük haklarının
kalıcı bir şekilde düzeltilmesini;
Hekimlerimizin ve
sağlık çalışanlarının, iyi ve nitelikli hizmet üretecekleri,
işsizlik kaygısı duymayacakları ve emekliliklerinde
geçinebilecekleri düzenlemelerin acilen yapılmasını bir kez daha
talep ediyoruz.
Buradan Anayasa
Mahkemesine sesleniyoruz:
Bugüne dek
uyarılarımıza kulak verilmemiştir. Bu yasa basit bir “çalışma
alanı” düzenlemesi değildir. Bu yasa sağlık alanında hekim iş
gücü piyasası düzenlemesidir.
Neredeyse 7 gün 24
saat çalışmayı dayatan, hizmetin niteliğini daha fazla tehlikeye
sokan, ülkenin kaynaklarını özel sigorta şirketlerine
aktaran/heba eden, radyoloji çalışanlarının sağlığı başta olmak
üzere uzun çalışma süreleri sonucu bütün sağlık çalışanları ile
birlikte halkın sağlığını tehdit eden bir düzenlemedir.
Anayasa
Mahkemesinden; sadece bizlerin değil, gelecek nesillerimizin de
sağlık hakkını gasp eden uygulamaların bir parçası olan bu
yasayla ilgili yürürlüğü durdurma ve iptal kararı vermelerini
talep ediyoruz. 13.07.2010
Saygılarımızla.
Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu
*-*-*-*-*-*-*-*-*
ONYEDİ YIL OLMUŞ GÜLLERİMİZ YANALI
Onyedi yıl geçmiş dile kolay, “Cumhuriyet burada kuruldu,
burada yıkılacak” söylemleri ile insanlarımızın yakılmasının
ardından…
“Güneşin
akyüzüne bir duman çöküşüne
bir türkünün çığlıkla ateşe
düşmesine
kuytu bir köşede bir çiçeğin
küsmesine
bükerek yaprağını boynunu
bükmesine”…
“güllerim yandı yüreğim dayanmaz” diyor Edip AKBAYRAM,
Şair, yazar, karikatürcü, sanatçı, ve aralarında 12 yaşında
Koray’ın da olduğu (ikisi de otel görevlisi olan)
13 ‘ü sünni, 1’ i hristiyan ve
23’ü alevi toplam 37 yurttaşımızın yakılarak katledildiği “Sivas Katliamı”
ya da ”Madımak Olayı” diye bilinen katliamın
yıldönümündeyiz. Başta Türk edebiyatının değerli temsilcisi
Aziz NESİN olmak üzere pek çok aydınımız da bu katliamdan
kısmen darbelerle, kısmen yanıklarla ya da diğer yönlerden
şiddet görerek kurtulmuşlardı, eğer anımsarsanız.
Elbette kendi kaleminden çıkmamıştır ama Koray Kaya için
yazılan bir şiir şöyle başlar ve biter;
“adım
Koray benim
………………………
devletin gözü önünde
sizlerin gözü önünde
naklen izlerken siz
yanan bendim orada
en küçükleri otuz yedinin
otuz yedi canın
otuz yedi karanfilin”
Emperyalizm ve kapitalizm kıskacında sıkıştırılan güzelim
ülkemizde bizi ayrıştıracak, bizi birbirimize düşman edecek,
bizi kendilerine maşa edecek, terörü, inancı, imanı, dini,
ağalığı ve feodaliteyi kullanan her ülkeyi, her işbirliğini, her
işbirlikçiyi ve tüm bu olanlar karşısında suskun kalanları
kınamayı bir borç biliriz.Saygılarımızla
Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu
*-*-*-*-*-*-*-*-*
YİNE PUSU YİNE
BASKIN, YETMEYECEK Mİ?
İsrail’in
baskını ile Giresun’da nöbet değiştiren askerlerimize yapılan
saldırının ardından 31 MAYIS 2010 tarihinde “Giderek sistemleşen
ve kurumsallaşan, pusuculuğun kültür haline gelmesine hayır!”
diye haykırmıştık. Bu coğrafya ve bu topraklar yabancı değildir
aslında pusuya ya da baskına, kalu beladan beri. Habil’le
Kabil’den beri biliriz biz pusuyu.
En son
pusular 12 askerimizin ve İstanbul’da aralarında bir genç
kızımızın da bulunduğu 5 kişinin bedeninde son buldu. Ve
yine her zamanki gibi sustu, sinlendi, gizlendi, kaçıp kayıplara
karıştı.
Şiddet ve terör
son bir yılda tırmanış göstererek askerimize, gençlerimize,
insanlarımıza… yapılan saldırılar ile her geçen gün devam
etmektedir. Tek amaçları vatan görevini yaparak tamamlamak,
okuluna zamanında gidebilmek, üniversiteye girmek hayallerini
gerçek hale dönüştürmek istek ve arzusunda olan insanlarımız,
çocuklarımız, terörün acımasızlığında tüm bu hayallerine ve
bedenlerine veda etmektedirler.
Vatan savunmasında yer alan ve saldırı halinde bulunmayan
askerlere üniversiteye hazırlanan, öğrencilerimize, işine-gücüne
giden, gitmeye çalışan halkımıza neden aylardır pusu kurulur bu
ülkede?
Kimin kime
hizmet ettiğinin bilinmezliğinin yeşertilmeye çalışıldığı bu
güzelim ülkede 31 MAYIS günü söylediğimiz gibi “Pusunun bir
kültür olarak giderek kurumsallaşmasını şiddetle kınıyoruz.”
22.06.2010
Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu
*-*-*-*-*-*-*-*-*
Basın Açıklaması
Merkez Efendi
Devlet Hastanesi çatısı altında Kadın Doğum ve Çocuk Bakımevi
Hastanesi ve Moris Şinasi Çocuk Hastanesi’nin tek bir hastane
olarak birleşmesi sürecinde başhekim atanması ve ardından yargı
kararı ile Merkez Efendi Devlet Hastanesi başhekimi Uz. Dr.
Yavuz Bayır’ın görevine iade edilmesi süreci herkes tarafından
bilinmektedir.
Bu süreç
içerisinde İl Sağlık Müdürlüğü tarafından bir hekim
meslektaşımız hedeflenerek yapılan açıklamalar, bir kısmı
sonradan tekzip edilse de, odamızca incitici bulunmuştur.
Ayrıca, 11/06/2010 tarihinden bu yana Merkez Efendi Devlet
Hastanesi’nde yapılan çok sayıdaki geçici görevlendirme sağlık
hizmetinin sunumunda hekimler açısından zorluk yaratabileceği
gibi sağlık hizmetini alanların mağduriyetine neden
olabilecektir. İki otorite arasında sıkıştırılan bir hastanede
gerekli ya da gereksiz gerekçelerle yönetimin güçsüz bırakılması
hastanenin kısa zaman sonra tıbbi malzeme yetersizliği ile karşı
karşıya kalmasını doğurmuş ya da doğuracaktır. Bu durum sonuçta
sağlık hizmeti verilmesine büyük ölçüde engel olacak ve üzücü
sonuçlara yol açabilecektir.
Başhekimlik
makamının sürekli el değiştirmesi öncelikle hekimler olmak üzere
o hastanedeki tüm sağlık çalışanlarının huzurunu bozacak,
gereksiz kırgınlıklar ve hatta karşıtlıklara yol açacak; bu da
çalışma barışını ve sağlıklı bir sağlık hizmeti verilmesini
engelleyecektir.
Bu süreçte
devlet geleneğine uygun davranılarak hukukun gereğinin
yapılmasını, personel arasında kutuplaşmaya neden olunmamasını,
hastane çalışanlarının iki otorite arasında çaresiz
bırakılmamasını, sunulan sağlık hizmetinin kötüye gitmesine
neden olacak herhangi bir uygulamada bulunulmamasını bekliyoruz.
Herkesin
aklıselim ile davranacağı umuduyla…
Saygılarımızla.
19/06/2010
Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu
*-*-*-*-*-*-*-*-*
İSRAİL’İN YARDIM KONVOYUNA SALDIRISINI VE İSKENDERUN’DA YAPILAN
SALDIRIYI KINIYORUZ
Giderek
sistemleşen ve kurumsallaşan, pusuculuğun kültür haline
gelmesine hayır!
Bir zamanlar
bodrumlarda, çatı katlarında ya da Fransa’daki elçiliğimizin
kapısında yardım, umut ve kurtuluş arayan ve zor şartlarda
yapılan yardımlarla ayakta kalabilen ya da kalabilmeye çalışan
bir ulusun yardım amaçlı gemilere sabaha karşı pusu/baskın
şeklinde bilinçli yapılan saldırıları maalesef ölümlerle
sonuçlanmıştır. Kurşunla yaralanan insanlar hastanelere
taşınırken bile kelepçelenerek götürülmüşlerdir. Kuşatma
altındaki Filistin halkına giden yardıma engel olurken geçmişte
çektiklerini unutan İsrail’in giderek sistemleşen baskın tarzı
pusu politikalarını ve bunun sonucunda insanları öldürmelerini
hangi gerekçe ile olursa olsun kabul etmek mümkün değildir.
Giderek tiranlaşan İsrail’i yaptıkları bu pusu/baskın saldırısı
nedeniyle şiddetle kınamaktayız.
Yine aynı gece
İskenderun’da görev başında nöbet değişimi yapan askerleri
taşıyan araca yapılan benzer nitelikli saldırı sonucu şehit olan
askerlerimize rahmet ve yaralılara şifalar dileriz.
Pusunun
bir kültür olarak giderek kurumsallaşmasını şiddetle
kınıyoruz.31/05/2010
Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu
*-*-*-*-*-*-*-*-*
“TAM
GÜN” / DURUM DEĞERLENDİRMESİ
Hekimler ve sağlık çalışanları tarafından yakından takip edilen
ve kamuoyunda bilinen ismi ile “Tam Gün Yasası” 21 Ocak 2010
Perşembe günü TBMM’nde oyçokluğu ile kabul edildi ve hızlı bir
şekilde 29 Ocak günü cumhurbaşkanının onayını aldı. Yasa, Resmi
Gazetede 30 Ocak 2010’da yayınlandı. Bazı hükümleri hemen,
diğerleri ise altı ay ve bir yıl sonra yürürlüğe girecek.
Her ne
kadar hükümet ve sağlık bakanı medyada günlerce yasanın
faydalarını anlata anlata bitiremeseler de Türk Tabipleri
Birliği bu yasa tartışmalarının başından bu yana, yasada
sağlık çalışanlarına ve sağlık hizmetine olumlu etkide bulunacak
hükümlerin bulunmadığını belirtmiştir. Tam süre çalışma fikri,
yeni bir şey değildir ve yıllardır TTB tarafından
savunulmaktadır. Bu konu ile ilgili TTB tarafından hazırlanmış
bir yasa önerisi de kitapçık halinde yayınlanmıştır. Buna rağmen
başbakanın ve sağlık bakanının TTB ve tabip odalarını tam süre
çalışma karşıtı gibi gösterme çabaları ne yazık ki görsel ve
yazılı basında karşılığını bulmuştur. Hükümetin başından beri
sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesine yönelik politikası
gözönüne alındığında, bu yasanın özünde kamusal içerikli bir
sağlık hizmeti sağlamaya dönük olmadığı anlaşılabilir. Amaç,
hekimin nitelikli işgücünün değersizleştirilmesi ve kısa bir
süre sonra tüm “piyasayı” kontrol edecek özel sağlık tekellerine
dikensiz gül bahçesi sunulabilmesidir. Amaç refahı değil
yoksulluğu paylaştırmaktır.
Bu
yasanın uzun vadede, halkın nitelikli sağlık hizmetini bedelsiz
alması anlamına gelmediğini hep birlikte göreceğiz.
Bununla
birlikte sağlık çalışanlarının karşılaştığı şiddetin daha da
artacağını, iş barışının bozulacağını da göreceğiz.
Performansa dayalı bir ücret politikasının mesleğimize olumsuz
yansımalarının ne boyutlara ulaşacağını hep birlikte göreceğiz.
Hekim
maaşlarında yüksek rakamlarla ifade edilen ücretlerin hayal
mahsulü olduğunu hep birlikte göreceğiz.
Hekimlere verilen sabit döner sermaye ödemesinin diğer sağlık
çalışanlarının döner sermayelerinde düşüşe sebep olacağını da
göreceğiz.
Hekimlerin şimdiki durumlarında kazandıklarını alabilmek için
günde en az 14 saat çalışmaları gerektiğini de göreceğiz.
O gün
geldiğinde başbakanın, bakanına “bana neden bunları
söylemediniz, benim haberim yoktu” mazaretinin arkasına
sığınamayacağını şimdiden hatırlatıyoruz. Çünkü biz söyledik.
Üstelik defalarca...
Bu
noktadan sonra, çabamız yasanın anayasaya aykırı olan hükümleri
nedeniyle anayasa mahkemesine götürülmesini sağlamak olacaktır.
Hukuki süreç ne gösterir bilemeyiz ama, nitelikli sağlık hizmeti
ve adil bir ücret düzeni için mücadelemiz devam edecek.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur. 01/02/2010
Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu
*-*-*-*-*-*-*-*-*
Değerli Meslektaşlarım, Değerli Basın Mensupları,
“Tam
Gün” yasa tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde son iki
gündür görüşülüyor.
13 ocak
2010 günü Ankara’da 65 tabip odası ve 80 uzmanlık derneği
olarak, hekim örgütlerinin temsilcileri olarak biraya geldik ve
bu yasa ile ilgili Hükümetin, Sağlık Bakanı’nın kamuoyuna
söylediklerinin doğru olmadığını, gerçeği yansıtmadığını,
aldatmaca olduğunu söyledik.
BİZ BU
YASAYA, SÖZDE TAM GÜN YASASINA KARŞIYIZ, dedik.
Hükümetin bize rağmen çıkarmaya çalıştığı bu yasanın ve
“muayenehaneleri kapatıyoruz” sloganının arkasına gizlenen
gerçekleri bir kez daha tekrarlamak istiyoruz.
Bu
Tasarı;
-
Sağlık çalışanlarının ücretlerinde kalıcı ve emekliliğe
yansıyan bir düzenleme içermemekte,
-
Halkı ve hastaları hekimlere-sağlık çalışanlarına karşı
kışkırtmakta,
-
Hekim ücretleriyle ilgili kamuoyuna yansıtılan rakamlar
hiçbir şekilde gerçeği yansıtmamakta,
-
Sağlık çalışanlarını geçinebilmek için 7 gün 24 saat
çalışmaya zorlayarak hasta güvenliğini tehlikeye atmakta,
-
Hekimleri “daha fazla muayene, daha fazla tetkik, daha fazla
ameliyat” yapmaya yönlendirmekte,
-
Üniversitelerde ve eğitim hastanelerinde eğitimin kalitesini
daha da düşürmekte,
-
Getirdiği mesleki sorumluluk sigortasıyla yerli-yabancı özel
sigorta şirketlerine yeni bir kazanç kapısı açmakta,
-
Radyasyonla çalışan sağlık mensuplarının haftalık mesai
sürelerini 25 saatten 35 saate çıkarmakta,
-
Kısacası; ne sağlık çalışanları, ne de hastalar için hiçbir
olumlu düzenleme içermemektedir.
Üstelik…
Bizler biliyoruz ki;
-
“Tam
Gün” Tasarısı’nı da içeren Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın
temel hedefi sağlığın
ticarileştirilmesidir/özelleştirilmesidir,
-
Sağlık hizmetleri, son yedi yılda, daha önce hiç olmadığı
kadar ticarileşmiş, özelleşmiştir,
-
Sosyal Güvenlik Kurumu’nun fonlarıyla büyüyen özel hastane
zincirleri daha şimdiden yabancı tekellere satılmaya
başlanmıştır,
-
Hızla artan sağlık harcamalarını karşılamanın yolu
vatandaşın cebi olarak görülmeye başlanmıştır,
-
Vatandaşlar, sağlık hizmetlerine ulaşabilmek için her geçen
gün daha fazla para ödemek zorunda bırakılmıştır,
-
Özel
hastaneler yıldızlandırılmış; vatandaşlar bizzat devlet
tarafından ödeme güçlerine göre sınıflara ayrılmıştır,
-
Sağlık Bakanlığı iş güvenceli istihdam yerine yüz binin
üzerindeki taşeron çalışan istihdamıyla Taşeron Bakanlığı’na
dönüşmüş durumdadır,
-
Devlet Hastaneleri’nin özelleştirilmesini hedefleyen bir
diğer Yasa Tasarısı da Meclis’in gündeminde beklemektedir.
Bizler
mevcut “Tam Gün” Tasarısı’na başından itibaren karşı çıktık.
Karşı çıkmakla yetinmedik; kendi alternatif talep ve
önerilerimizi yetkililere defalarca ilettik.
Açık ki,
siyasi iktidar sağlık çalışanlarının sesine kulak vermek yerine
kendi programını okumaya devam etti.
Şimdi
sözün bittiği yerdeyiz...
Bizler,
sağlık çalışanlarının örgütleri, bu nedenle 19 Ocak 2010 günü
tüm gün “Ücretimiz, İş Güvencemiz, Meslek Onurumuz, Sağlık
Hakkı” için işimizi gücümüzü bırakıp eylemde olacağız.
Eylemimizin öncelikli talebi mevcut Tasarı’nın acilen geri
çekilmesidir. Eylemimiz süresince hastalarımızın herhangi bir
zarar görmemesi için gerekli tedbirler alınacaktır. Uygulanan
sağlık politikalarından zarar gören, mağdur olan bütün
vatandaşlarımız da eylemimize davetlimizdir.
Kamuoyuna saygılarımızla duyururuz.
19 Ocak 2010 Salı
Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu
*-*-*-*-*-*-*-*-*
“TAM GÜN” DAYATMASINA KARŞI
19 OCAK
SALI TÜM GÜN
İŞİMİZİ
GÜCÜMÜZÜ BIRAKIP EYLEMDE OLACAĞIZ
“Tam Gün” Yasa Tasarısı’nın Meclis’te
görüşülmesine 19 Ocak Salı günü devam edilecek.
Bu
yasa tartışmaları boyunca “muayenehaneleri kapatıyoruz” gibi bir
sloganın arkasına gizlenen gerçekleri bir kez daha tekrarlamak
istiyoruz.
Bu Tasarı;
-
Sağlık çalışanlarının ücretlerinde kalıcı ve
emekliliğe yansıyan bir düzenleme içermemekte,
-
Halkı-hastaları hekimlere-sağlık
çalışanlarına karşı kışkırtmakta,
-
Hekim ücretleriyle ilgili kamuoyuna
yansıtılan rakamlar hiçbir şekilde gerçeği yansıtmamakta,
-
Sağlık çalışanlarını geçinebilmek için 7 gün
24 saat çalışmaya zorlayarak hasta güvenliğini tehlikeye
atmakta,
-
Hekimleri “daha fazla muayene, daha fazla
tetkik, daha fazla ameliyat” yapmaya yönlendirmekte,
-
Üniversitelerde ve eğitim hastanelerinde
eğitimin kalitesini daha da düşürmekte,
-
Getirdiği mesleki sorumluluk sigortasıyla
yerli-yabancı özel sigorta şirketlerine yeni bir kazanç
kapısı açmakta,
-
Radyasyonla çalışan sağlık mensuplarının
haftalık mesai sürelerini 25 saatten 35 saate çıkarmakta,
-
Kısacası; ne sağlık çalışanları, ne de
hastalar için hiçbir olumlu düzenleme içermemektedir.
Üstelik… Bizler biliyoruz ki;
-
“Tam Gün” Tasarısı’nı da içeren Sağlıkta
Dönüşüm Programı’nın temel hedefi sağlığın
ticarileştirilmesidir/özelleştirilmesidir,
-
Sağlık hizmetleri, son yedi yılda, daha önce
hiç olmadığı kadar ticarileşmiş, özelleşmiştir,
-
Sosyal Güvenlik Kurumu’nun fonlarıyla büyüyen
özel hastane zincirleri daha şimdiden yabancı tekellere
satılmaya başlanmıştır,
-
Hızla artan sağlık harcamalarını karşılamanın
yolu vatandaşın cebi olarak görülmeye başlanmıştır,
-
Vatandaşlar, sağlık hizmetlerine ulaşabilmek
için her geçen gün daha fazla para ödemek zorunda
bırakılmıştır,
-
Özel hastaneler yıldızlandırılmış;
vatandaşlar bizzat devlet tarafından ödeme güçlerine göre
sınıflara ayrılmıştır,
-
Sağlık Bakanlığı iş güvenceli istihdam yerine
yüz binin üzerindeki taşeron çalışan istihdamıyla Taşeron
Bakanlığı’na dönüşmüş durumdadır,
-
Devlet Hastaneleri’nin özelleştirilmesini
hedefleyen bir diğer Yasa Tasarısı da Meclis’in gündeminde
beklemektedir.
Bizler mevcut “Tam Gün” Tasarısı’na başından itibaren karşı
çıktık. Karşı çıkmakla yetinmedik; kendi alternatif talep ve
önerilerimizi yetkililere defalarca ilettik.
Soruyoruz: Bu yasayı destekleyen sağlık çalışanlarını temsil
eden herhangi bir örgüt var mıdır?
Açık ki siyasi iktidar sağlık çalışanlarının sesine kulak vermek
yerine kendi programını okumaya devam etti.
Bizler, sağlık çalışanlarının örgütleri, bu nedenle 19 Ocak 2010
günü tüm gün işimizi gücümüzü bırakıp eylemde olacağız.
“Ücretimiz, İş Güvencemiz, Meslek Onurumuz, Sağlık Hakkı”
için yapacağımız eylemimizle ilgili olarak
bilinmesini isteriz ki;
-
Eylemimizin öncelikli talebi mevcut
Tasarı’nın acilen geri çekilmesidir,
-
Eylemimizden etkilenecek hastalarımızın
herhangi bir zarar görmemesi için gerekli tedbirler
alınacak, belirlediğimiz kurallara sıkı sıkıya uyulacaktır,
-
Eylemimiz hiçbir şekilde halkımıza,
hastalarımıza karşı değildir,
-
Sağlık ocaklarında 2 TL, devlet
hastanelerinde 10 TL, özel hastanelerde hem 15 TL hem de
üstüne “ilave ücret” ödemek zorunda kalanlar başta olmak
üzere… Uygulanan sağlık politikalarından zarar gören,
mağdur olan bütün vatandaşlarımız davetlimizdir,
-
Eylemimiz, aynı zamanda, hastalarımızın
seslerini siyasi yetkililere ve kamuoyuna duyurabilmesi için
birer özgür kürsü olacaktır.
Kamuoyuna saygılarımızla duyururuz. 18/01/2010
Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu
EYLEMLERDE ÖZEN GÖSTERİLECEK KURALLAR
Bu amaçla;
-
Çocukların, hamilelerin, diyaliz
hastalarının, yoğun bakım hastalarının ve kanserli
hastaların acil olmasa bile her türlü tıbbi tedavisi
aksatılmadan sürdürülecektir.
-
Servislerde yatarak tedavi görmekte olan
hastaların her türlü tıbbi işleminin aksatılmadan
yürütülmesini sağlayabilecek sayıda sağlık personeli, mesai
dışı sürelerde (gece ve hafta sonu nöbetleri, vb.) olduğu
gibi servislerde hazır bulunacaktır.
*-*-*-*-*-*-*-*-*
BASINA VE KAMUOYUNA
Ülkemizde Temmuz – Ağustos 2009 aylarında, aile hekimliği pilot
ili olan 33 ilde, Konjenital Kızamıkcık Enfeksiyonu ve
konjenital kızamıkcık sendromunu engellemek amacıyla 18 – 35 yaş
grubu kadınlara 1 doz kızamıkçık aşısı uygulanmıştı. Bu
doğrultuda Aile hekimliği pilot ili olan Manisa’da da bu
uygulama gerçekleştirilmişti.
Kampanyanın başladığı günlerde SES İzmir Şubesi, TTB – Pratisyen
Hekimler Kolu, Pratisyen Hekimler derneği İzmir Şubesi, İzmir
Sağlık ve Hasta Hakları derneği ortak bir açıklama yayınlamış ve
kampanyayla ilgili kuşkularını kamuoyu ile paylaşmıştı.
Açıklamada aşı kampanyası ile ilgili özetle; bilimsellikten
uzak, aceleye getirilen, iyi organize edilmemiş bir kampanya
olması, aşıların son kullanma tarihlerinin dolmaya yakın bir
zamanda uygulanması ve ekip hizmetinin olmaması konularına
değinilmişti.
O günlerde bizler de benzer kaygıları duymamıza rağmen İzmir’den
yapılan açıklamanın kamuoyuna yansıması sonrası benzer kaygıları
ifade eden bir açıklamaya ihtiyaç olmadığını düşünerek beklemeye
ve süreci takip etmeye başladık.
8 Ekim 2009 günü yine İzmir’den yapılan açıklamada aşılama
sonrası 100 kadının gebe olduğunun anlaşıldığı ve kürtajla
gebelikleri tahliye edilen kadın sayısının ise 60 civarında
olduğunu öğrendik.
Bu kapsamda Manisa’daki durumu araştırmaya başladık.
Araştırmalarımız neticesinde olayın vahameti ile karşılaştık.
Çünkü konuyla ilgili sağlıklı bir istatistik çalışması nerdeyse
yok gibiydi. Var olan ise güvenilir olmaktan uzaktı.
Bizler genel gözlemlerimiz, sağlık emekçileri ile yaptığımız
görüşmeler neticesinde edindiğimiz izlenimleri kamuoyu ile
paylaşmayı uygun gördük. Bu basın toplantısı da bu nedenle
düzenlendi.
Değerli basın emekçileri,
AKP hükümetinin iktidara
geldiği 2002 yılından bu yana IMF ve Dünya Bankası talimatları
ile uygulamaya çalıştığı “Sağlıkta Dönüşüm Programı”nın ki biz
buna “Sağlıkta Yıkım Programı” diyoruz, bizleri getirdiği çıkmaz
ortadadır.
Artık hükümetin sağlık alanında, kendisinin dahi kabullendiği
bir çıkmaz ve mali yük gizlenemez noktadadır. Hükümet, sağlıkta
özelleştirmelerin, özel sektöre kaynak aktarmanın, ilaç ve
medikal malzemede inanılmaz savurganlıkların; kısacası “sağlıkta
yıkımın müsebbibi kendisi değilmiş gibi çıkış yolları tarif
etmektedir. Bu çıkış yolları hepimizin çok iyi tahmin edeceği
üzere yine vatandaşın cebidir. Yani cepten ödemelerdir.
Sağlıkta yaşanan bu savurganlık ve iş bilmezlik bir yana şimdi
bir de kadınların ve çocukların sağlığını hiçe sayan dolayısıyla
da sağlık emekçilerini kendi iş bilmezliklerine alet eden bir
yaklaşımla karşı karşıyayız.
Bu yaklaşım Temmuz-Ağustos 2009 aylarında 33 ilde uygulanan
Konjenital Kızamıkcık Enfeksiyonu ve konjenital kızamıkcık
sendromunu engellemek amacıyla 18 – 35 yaş grubu kadınlara 1 doz
kızamıkçık aşısı uygulanması kampanyasında ortaya çıkmıştır.
Kampanyanın başlamasından hemen sonra İzmir’den yapılan
açıklamada da belirtildiği üzere;
Kampanya bilimsellikten uzaktı: Konjenital kızamıkçık olgusu
tanı, teşhis, saptama ve kontrol altına alma çalışmaları
yapılmadığı halde uygulandı.
Hedef gruba ilişkin bilgilendirme ve bilinç oluşturma ön
çalışması yapılmadan, hekimler ve sağlık çalışanları ikna
edilmeden alelacele, ben yaptım oldu mantığı ile yürütülmeye
çalışıldı.
Yaz ayları olan Temmuz ve Ağustos aylarında uygulanmaya
çalışıldığı için, sağlık ocaklarında var olan ekip dağıldığı
için hedef grubun ancak % 40 ına ulaşılabildi. (Oysa sağlık
ocakları döneminde bu oran % 95 ler deydi.)
Kampanyanın hedef gruba yeterince anlatılmadığı, aydınlatılmış
onam içeren formların ilk günlerde sağlık çalışanlarına
ulaştırılmadığı, bazı hekimlerin bunu kendi imkânları ile
düzenledikleri sağlık müdürlüğünün sonradan bu formları
düzenleyip dağıtması kampanyanın diğer aksayan yönleridir.
Aile hekimlerine İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yazı yazılarak;
kampanyanın hedefin gerisinde olduğu ve çalışmaların azami
düzeyde hızlandırılması istenmiş ve aile hekimlerine sözleşmeli
oldukları hatırlatılmıştır. Aile hekimliği uygulamasına karşı
çıktığımızda üzerinde önemle durduğumuz kadrolu
çalışma-sözleşmeli çalışma nedeniyle hekimlere bu yönde yazı
yazılması sözleşmeli çalışmanın sağlık çalışanlarına ve halka
nasıl olumsuz yansıması olduğunun göstergesidir.
Ancak hükümet her zaman olduğu gibi bizlerin değil IMF’nin ve
Dünya Bankasının sözüne değer vermeye devam etmektedir. Bu aşı
kampanyasında yaşanan sıkıntılar bu günlerde ve bundan sonraki
günlerde de sürecek gibi görünmektedir.
Sonuç olarak bizler kampanya sonrası Manisa’daki gözlemlerimiz
sonucunda aşağıdaki veri ve görüşlere ulaştık.
Kampanya sırasında bazı gebe kadınlara kızamıkcık aşısı
yapıldığı ya da bazı kadınların, aşı yapıldıktan sonraki dört
hafta içinde gebe olduğunun anlaşıldığı çok sayıda vaka olduğunu
ve bu vakaların İl Sağlık Müdürlüğünün web sayfasında
yayınlananan ve basına da yansıyan şekilde 100 üzerinde kadından
kan alındığı.
Gebelerin kan alma ve bilgilendirmelerinde yetersizlikler olması
ve gebe kadınların paniğe kapılarak küretajla gebeliklerini
tahliye ettirdikleri.
Manisa’da bu nedenle küretaj olan gebe sayısının bu işlemin
kamudan ziyade özel muayenehanelerde de yapılması dolayısıyla
da sağlıklı bir kayıt ortamının olmaması nedeniyle, söz konusu
durumla ilgili olarak CBÜ Hastanesine 8 başvurunun olduğu bu
başvurulardan 2 tanesinin küretajla sonuçlandırıldığı. Aile
Sağlığı Merkezlerinde çok dar bir alanda yaptığımız
araştırmalarda dahi küretaj sayısının 10-15 civarında çıktığı.
Ancak tablonun daha da vahim olduğunu düşünmemizi gerektiren bir
sürü veri olduğu hatta bir Kadın Doğum Uzmanının bu nedenle
yaptığı küretaj sayısının 20 olduğunu ifade ettiği.
Konuyla ilgili sağlıklı bir veriye sahip olmamakla birlikte İl
Sağlık Müdürlüğü dahil hiçbir kurumunda net bir rakama sahip
olabildiğini zannetmiyoruz.
Bu durum tam anlamıyla bir skandaldır. Bu konuda ilgili, yetkili
makamlarda bulunanlar acilen açıklama yapmalı ve kamuoyunu
aydınlatmalıdır.
Konuyla ilgili mağduriyeti olan kişilerinde bu durumu resmiyete
kavuşturacak başvurularda bulunmasının toplum sağlığı açısından
gerekli olduğunu düşünüyoruz.
Şimdi, Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Temel Sağlık Hizmetleri Genel
Müdür Vekili Seracettin Çom ve Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Ali
Torunoğlu’nu sorularımızı cevaplamaya ve bilimsel açıklama
yapmaya davet ediyoruz:
Aile Hekimliği pilot
uygulamasına geçilen 33 ilde;
1. Kızamık ve kızamıkçık
hastalıklarına yönelik süreveyans sistemini iyileştirmek için ne
yaptınız?
2. Gebe olduğu halde
kızamıkçık aşısı yapılan 18–35 yaş arası kadın var mıdır? Varsa
sayısı kaçtır?
3. Kızamıkçık aşısı
yapıldıktan sonra gebe kalan kadın sayısı kaçtır?
4. Toplam kaç vakada
küretaj yapılarak gebelik tahliye edilmiştir?
5. Toplam kaç vaka prenetal
tanı merkezlerinde takip edilmektedir?
6. 18 – 35 yaş arası kadın
hedef nüfusta istenen bağışıklama oranına ulaşılmış mıdır? Yoksa
hedef nüfusun sadece %40’na mı ulaşılabilmiştir?
7. Ülkemizde birinci
basamak sağlık hizmetlerinin sağlık ocakları tarafından
sunulduğu dönemde yapılan diğer ulusal aşı kampanyalarında
(çocuk felci, kızamık…) hedef nüfusta gerçekleşen bağışıklama
oranları kaçtır? %40 mı yoksa %90–95’lerde mi olmuştur?
8. Aşı kampanyasında
kullanılan aşıların temin yolu nedir? İhale ile alınmışsa
belirlenen tutar ve aşı adedi nedir? Aşılar hangi tarihte Sağlık
Bakanlığı’na teslim edilmiştir ve teslim edilen aşıların son
kullanma tarihleri nelerdir? Son kullanma tarihi biten ve imha
edilen aşı miktarı nedir?
9. Temmuz – Ağustos 2009
Aşılama Programında amaç konjenital kızamıkcık enfeksiyonunu ve
konjenital kızamıkçık sendromunu engellemek midir? Yoksa son
kullanma tarihi Ağustos 2009 olan aşıları tüketmek midir?
10. Bu olayın vebali,
sorumluluğu kimdedir? Sizde midir?
18–35 YAŞ GRUBU KADINLARA
YAPILAN BİR DOZ KIZAMIKCIK AŞISI VE UYGULMA HATALARINA İLİŞKİN
GÖRÜŞLERİMİZ:
1.Koruyucu sağlık hizmeti
olan ve hastalığın oluşmasını engelleyecek aşılama
uygulamalarını önemsiyor ve destekliyoruz.
2.Aşılama bir ekip
hizmetidir. Ekip hizmeti sağlık ocaklarında vardı ancak sağlıkta
dönüşüm programı ile ekip ortadan kaldırılmıştır.
3.Aşılamada önemli olan
hedeflenen aşılama oranının gerçekleşmesidir. Yani hedef kitleye
ulaşılmasıdır. Hedef nüfusun en az %90’nına ulaşılması beklenir.
4.Düşük aşılama hızları,
virüsün dolaşımını da yavaşlattığından yıllar içinde duyarlı
kişi havuzları oluşturmaktadır. Sonuçta düşük aşılama oranı
nedeniyle aşılama programı sonrasında Yunanistan, Hollanda gibi
ülkelerde yaşandığı gibi “Konjenital Kızamıkcık Sendromu
salgınları” meydan gelmektedir.
5.Çok yüksek oranlara
ulaşamayan bağışıklıma çalışmalarının konjenital Kızamıkcık
Sendromunu kontrol edemediği çok sayıda araştırmayla
gösterilmiştir.
6. Surveyans sistemleri
güçlendirilmeli ve işletilmelidir.
7. Aşılama öncesi gerekli
sorgulama yapılarak gebe olan, gebe olma olasılığı bulunan veya
dört hafta içinde gebelik planlayan kişilere aşı kesinlikle
yapılmamalıdır. Aileye iyi bir danışmanlık verilerek, olumsuz
sonuçlara karşı önlem alınmalıdır.
8. Aşılama evlilik öncesi
uygulaması önemlidir. Evlilik öncesi kadınlardan istenen rutin
tetkiklere Rubella IgG tetkiki ilave edilmelidir. Rubella IgG
tetkiki negatif olanlara aşı adetin ilk günü uygulanmalıdır.
9.Sağlık Bakanlığı ilgili
uzmanlık dernekleri (Prenatoloji, Enfeksiyon Hastalıkları,
Klinik Mikrobiyoloji, Jinekoloji ve Obstetri, Halk Sağlığı) ve
TTB’nin de içinde ve katkıda bulunduğu bir izleme ve takip
komisyonu oluşturulmalı, bu komisyon süreci yönetmelidir.
10.Aşılanan gebeler ve
aşılandıktan sonra gebe kalanlar literatür bilgileri ışığında
bilgilendirilmeli, gebe izlemi gerekliliği konusunda iyi bir
danışmanlık verilmelidir.
11.Gebelikte kızamıkçık
aşısı uygulanmış olan ya da aşı olduktan sonra gebe kalan
kadınların ve bebeklerin doğum sonrası dönemde yakın izlemi
gereklidir. Sosyal Güvencesi olsun olmasın her türlü tetkik,
muayene ve ulaşım giderleri Sağlık Bakanlığı tarafından
karşılanmalıdır. 14/10/2009
MANİSA TABİP ODASI
SES MANİSA ŞUBESİ
SAHHAD- (Sağlık Hakkı ve
Hastalıkları Derneği)
*-*-*-*-*-*-*-*-*
Genel
$ağlık(sızlık) $igortası’nın Birinci Yılı
AKP, IMF, DÜNYA BANKASI SAĞLIĞA ZARARLIDIR
Genel
Sağlık Sigortası (G$$) bundan bir yıl önce, 1 Ekim 2008’de
yürürlüğe girmişti. Sendikalar ve meslek örgütleri olarak G$$’nin
yol açacağı sakıncalara dikkat çekmiş ve şiddetle karşı
çıkmıştık. Peki aradan geçen bir yıl içinde neler oldu?
·
Muayene ücretleri devlet hastanelerinde 8, özel hastanelerde 15
TL’ye çıkarıldı. Daha önce parasız olan sağlık ocakları da
paralı hale getirildi.
·
İlaca ulaşmak zorlaştırıldı; ilaçta vatandaşın ödediği pay
arttırıldı. Düşük ücretli emeklilerin ve sürekli ilaç kullanan
sigortalıların katkı payları, ücret ve maaşların satın alma
gücünü önemli ölçüde geriletti.
·
Milyonlarca vatandaş hâlâ sağlık güvencesinden mahrum. Dahası,
kriz gerekçesiyle işinden atılan yüz binlerce emekçi ve aileleri
de sağlık güvencelerini yitirdiler. 72 milyonluk Türkiye’de
sosyal güvenceden kesin olarak mahrum 14 milyon insan
bulunuyor.
·
Özel hastanelere giden hastalar “ilave ücret” adı altında
paralar ödemeye zorlandı. Üstelik şimdilik güya % 30 olan bu
“bıçak parası” yakında % 70’e çıkarılacak. Hükümet ve Özel
hastane patronları ise hastalara ilave maliyet çıkarmak için
büyük çaba harcıyorlar.
·
Muayene olurken, ilaç alırken ödediğimiz yetmedi; bundan sonra
hastaneye yattığımızda, ameliyat olduğumuzda da katılım payı
ödeyeceğiz.
·
En
çok propagandası yapılan “bütün çocuklar koşulsuz olarak GSS’li
olacak” vaadi daha şimdiden boş çıktı.
·
Seçim döneminde sağlıktaki “başarıları” ile övünüp oy avcılığı
yapanlar şimdi ağız değiştirdiler. Sağlık harcamalarının
artmasını gerekçe gösterip 3 milyar TL kısıntıya gidiyorlar.
Yani daha az sağlık hizmeti alacak ve daha çok katılım payı
ödeyeceğiz. Ama özel hastanelere aktarılan kaynaklarda bir
azalma olmayacak.
·
Emekli olabilmek bir ayrıcalık haline geldi ve emekli maaşları
geriledi. Son bir yılda yaklaşık 250 bin kişi sigorta primi
ödenemediği için sistemden çıkmak zorunda kaldı.
Kısacası; GSS’nin sağlıkta yaşanan sorunları
çözemeyeceği, tam tersine sağlığı her geçen gün daha fazla
paralı hale getireceği ve sağlığa ulaşmayı daha da
zorlaştıracağı daha ilk yıldan belli oldu.
Peki AKP Hükümeti GSS’yi çıkarmak için neden bu
kadar çok ısrar etmişti? Çünkü uluslararası sermayenin soygun
örgütleri, IMF ve Dünya Bankası böyle istemişti. Sermaye
bütçeden sosyal harcamalara kaynak aktarılmasını istemiyordu.
Amaçları sağlığı piyasalaştırmak, özelleştirmek ve kendileri
için bir kâr alanına dönüştürmekti.
Onlar emretmişti; bütün siyasi geleceğini
küresel kapitalist merkezle olan ilişkilerine bağlayan AKP de
Millet Meclisi’nden geçirmişti G$$’yi.
G$$’nin birinci yılını doldurduğumuz bugünlerde
sağlığımızı, sosyal güvenliğimizi, geleceğimizi çalan kapitalist
efendiler ülkemize geliyorlar. Bu ülkenin halkına karşı polis
barikatlarıyla korundukları vadide bizleri daha da yoksul, daha
da sağlıksız, daha da güvencesiz, daha da çaresiz bırakmak için
yeni planlar, programlar yapacaklar.
Bizler; bu ülkenin hekimleri, mimarları
mühendisleri, işçileri, kamu emekçileri, yoksulları; neo-liberal
soygun politikalarının tekmil mağdurları ve mazlumları; IMF ve
Dünya Bankası’nı da, temsil ettikleri uluslararası sömürü-soygun
düzenini de, onun emrindeki siyasetçileri de istemediğimizi
yıllardır söyledik, söylüyoruz.
Bugün de yüzlerine karşı hep birlikte bir kez
daha haykırıyoruz:
AKP, IMF, DÜNYA BANKASI SAĞLIĞA ZARARLIDIR!
BAŞKA BİR SAĞLIK SİSTEMİ, BAŞKA BİR DÜNYA
MÜMKÜNDÜR! 01/10/2009
Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu
*-*-*-*-*-*-*-*-*
BASINA VE KAMUOYUNA
Manisa Tabip Odası, hekimlerin döner
sermayeden aldıkları katkı payının ne kadar yüksek olduğuna dair
haberlerin gerçekleri yansıtmadığını ve manipülatif bir içerikle
hazırlandığını düşünmektedir. Bu konu ile ilgili TTB'nin yaptığı
basın açıklaması aşağıdadır.08/07/2009
Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu
BASIN AÇIKLAMASI
“Döner sermaye bereketi”nin yanıtını hekimler veriyor, verecek!
Bugün Anadolu Ajansı üzerinden basına geçilen
bir haberle “tam gün” tartışmaları sürerken Sağlık Bakanlığı’na
bağlı hastanelerdeki personelin, özellikle de doktorların
aldıkları döner sermaye katkısının ne kadar çok olduğu
duyuruldu. Öncelikle bu haberin gerçekleri yansıtmadığını,
manipülatif bir içerikle hazırlandığını belirtmek istiyoruz.
Yüzlerce hatta bazısında binlerce hekimin çalıştığı illerden tek
bir hekimin gelirini örneklemenin ve bunu tüm hekimleri
ilgilendiriyormuş gibi Anadolu Ajansı üzerinden servis yapmanın
ciddiyetle bağdaşır bir yönü yoktur.
TTB Merkez Konseyi 3 Temmuz 2009 Cuma günü
yaptığı bir basın toplantısıyla “tam gün” tasarısının kamuoyuna
yansıtıldığı gibi hekim ücretlerine ciddi artışlar getirmediğini
belirterek “yanıltıcı, demagojik açıklamalarla hekimleri
susturamazsınız” demişti. Hatırlanacağı gibi tasarıyla hekim
ücretlerine ciddi artışlar getirildiğini savunan tek odak Sağlık
Bakanlığı ile kendilerine Türkiye Hekim Platformu adını veren ve
bakanlığa yakınlığıyla bilinen bir gruptu.
Tekrarlıyoruz:
Türkiye’de kamuda çalışan hekim sayısı 80 bin
civarındadır.
Hekim maaşları ortalama 1600 TL dolayındadır.
Performansa dayalı ödeme hekimlerin
istemedikleri, güvencesiz, adaletsiz, etik açıdan sıkıntılı
çalışma ortamı doğuran bir uygulamadır.
Haberde yer alan örneklerle hekimlerin gelirleri
hakkında yanıltıcı bir kamuoyu oluşturulması hedeflenmektedir.
Böylece “tam gün” tasarısı ile yaratılmak istenen ortam
desteklenmeye çalışılmaktadır.
Anlaşıldığı kadarıyla TTB’nin 3 Temmuz 2009 Cuma
günü yaptığı açıklama ile duyurduğu gerçekleri açıklama ve
ardından da etkin bir programın sonbaharda yürürlüğe konulacağı
açıklaması telaş yaratmıştır.
TTB hekimlerle birlikte bütün ekip üyelerinin
maaşlarında emekliliğe yansıyan, güvenceli artış talep
etmektedir. Bir savcıya 5.300TL verildiği ve emekli maşı olarak
3.200 TL ödendiği göz önüne alındığında hekimlerin de
taleplerinin yerindeliği anlaşılır.
Bakanlığın/yetkililerin yanılsama yaratacak
haberler “hazırlama” yerine hekimlerin talepleri doğrultusunda
hazırlık yapmaları yerinde olacaktır. Hekimler haklarını almak
için ekip üyesi arkadaşlarıyla birlikte hazırlığa
başlamışlardır. Kamuoyunun bilgisine sunulur. 06 Temmuz 2009
TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
MERKEZ KONSEYİ
*-*-*-*-*-*-*-*-*
BASINA VE KAMUOYUNA
Son yıllarda başta
hekimler ve hemşireler olmak üzere sağlık çalışanlarına yönelik
artan şiddetin bir örneğini 2 Temmuz 09 sabah saatlerinde Manisa
Devlet Hastanesinde yaşadık.
Trafik kazasıyla
getirilen bir hastanın yakınları kalabalık bir grup olarak
Manisa devlet hastanesi acil servisinden geçerek yoğun bakıma
kadar çıkmışlar ve sağlık çalışanlarına şiddet uygulamışlardır.
Gece gündüz demeden
yoğun bakım gibi çalışma koşulları zor bir ortamda hastalarını
yaşatmak için uğraşan sağlık çalışanlarına yönelik bu eylemi
şiddetle kınıyoruz.
Sağlık çalışanlarının
ve hekimlerin güvenli ortamda çalışmalarını sağlamak
idarecilerinin temel sorumluluklarından bir tanesidir.
Öte yandan güvenli
olmayan çalışma ortamının; hekimler, sağlık çalışanları ve
hastalar bakımından uygun bir ortam olmayacağı, sunulan hizmetin
niteliğinin de doğrudan etkileneceği ortadadır.
Sağlıkta ortaya çıkan
şiddet olaylarından sağlık ortamımıza evrensel insani değerler
ile mesleki etik değerler yerine ticaretin kurallarını ve dilini
yerleştiren, sağlık kuruluşlarını ticaret ortamına çeviren ve
sağlıkta yaşanan kaosun sorumlusu olarak sağlık çalışanlarını
gösteren politikacılar ve sağlık yöneticileri sorumludur.
Sağlıktaki olumsuz sürecin sorumluları, biz sağlık çalışanları
değiliz ve her nerden gelirse gelsin şiddeti sineye çekemeyiz.
03/092009
Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu
*-*-*-*-*-*-*-*-*
TAM GÜN DEĞİL TAM PİYASA…
Kamuoyunda "tam gün" tasarısı olarak bilinen
"Üniversite ve Sağlık Personelinin Çalışmasına ve Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"na 26
Haziran 2009 tarihinde TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal
İşler Komisyonu'nda sözde iyileştirmelerle son hali verildi.
AKP hükümetinin tam gün yasası olarak
adlandırdığı yasa tasarısı meclise sevk edildi.
Bu yasa tasarısı ne yazık ki ne hekimin, ne sağlık
çalışanının, ne de toplumun çıkarına düzenlemeler
içermemektedir.
Bu yasa ile hekimler emekliliğe yansıyan
adil ve eşit bir ücret sistemine kavuşmayacaklar, sağlık
çalışanları arasında iş barışı sağlanmayacak, topluma sunulan
sağlık hizmeti daha kaliteli ve ücretsiz hale gelmeyecektir.
Yasanın çalışma koşullarını
düzeltmek, sağlık ortamına ilişkin kötü uygulamaları ortadan
kaldırmak gibi bir niyeti yoktur. Kötü altyapı, yetersiz sağlık
personeli, uygunsuz çalışma ortamı ve kalitesizleştirilen tıp
eğitiminin yarattığı yanlış mesleki uygulamaları azaltmak yerine
hekimlere yönelik zorunlu mali mesuliyet sigortasıyla, sorunu
bir finans piyasası meselesi olarak ele almaktadır.
Bu yasa ile üniversitelerin eğitim ve öğretim
önceliği arka plana itilecek, üniversite hastaneleri hizmet
birimine indirgenecek, öğretim üyeleri asıl görevleri olan hekim
yetiştirme yerine performansa yetişmeye çalışacaklardır.
Biliyoruz ki siyasi iktidardan da destek alan
“serbest girişimcilerin” sağlıktan para kazanabilmesinin
öncelikli şartı hekimlerin ekonomik güçlerinin, özlük
haklarının, saygınlıklarının ortadan kaldırılmasıdır. Bu
yapılmadan sağlık sektöründen kazanç bekleyen sermaye
gruplarının tatmin olması mümkün değildir.
Sonuç; daha kalitesiz sağlık hizmeti, daha kötü
çalışma koşulları, daha adaletsiz ücret sistemi, daha kötü
emeklilik koşulları, daha az iş barışı, daha kalitesiz tıp
eğitimi ama finans piyasası açısından daha çok “işlem hacmi”.
Bu yasa tasarısı, yıllardır savunduğumuz, doğru
bir sağlık sistemi temelinde, adil bir ücret politikası ile
gerçekleşecek bir “tam süre” çalışma düzenlemesi değil, hekim
emeğinin ucuzlatılması ve sağlık hizmetinin tümüyle bir piyasa
malı haline getirilmesine dönük bir TAM PİYASA yasasıdır. Bu
nedenle de yasalaşması kamu yararına değildir.
Kamuoyuna saygıyla duyururuz. 02/07/2009
Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu
*-*-*-*-*-*-*-*-*
BASINA VE KAMUOYUNA
Hekimlik mesleği
yüzyıllardan beri tüm yeryüzünde en saygın ve en nitelikli
mesleklerden biri olagelmiştir. Çünkü hekimlik en çok emek ve
çaba gerektiren mesleklerdendir. Bu nedenle hekim emeği
“kalifiye” bir emek sürecine denk düşmektedir. 1980'lerden bu
yana ülkemizde uygulanan sağlık politikaları, kamu sağlık
kurumlarının çökertilmesine, sağlık çalışanlarının ve toplumun,
piyasanın insafına terkedilmesine dönük bir programın
basamakları olmuştur daima. Mevcut siyasi iktidar da aslında
kendi sağlık politikalarını değil önceden hazırlanarak eline
verilmiş bir programı uygulamaktadır. Siyasi iktidarın bu
konudaki en önemli başarısı ise gündelik uygulamalarda iki
adım ileri bir adım geri giderek toplumun gözünü boyamaya
dönük manevralarıdır. Oysa, gayet iyi biliyoruz ki siyasi
iktidarın bu gün allayıp pullayıp sunduğu elma şekeri aslında
bir kazığı gizlemektedir. Şeker ve elma tükendikten sonra
hepimizin elinde yalnızca bir kazık kalacaktır.
Tam Gün Yasa
Tasarısı hekimin, sağlık çalışanının hakkını vermeyi, kamusal
sağlık hizmetini güçlendirmeyi hedefleyen bir tasarı değildir.
Aksine hekim emeğinin ucuzlatılması ve sağlık hizmetinin tümüyle
bir piyasa malı haline getirilmesine dönük bir adımdır. Çünkü
siyasi iktidardan da destek alan “serbest girişimcilerin”
bu işten para kazanabilmesinin öncelikli şartı hekimlerin
ekonomik güçlerinin, özlük haklarının, saygınlıklarının ortadan
kaldırılmasıdır. Bu yapılmadan sağlık sektöründen kazanç
bekleyen sermaye gruplarını memnun etmek mümkün değildir.
Bizler, siyasi
iktidarın “tam gün” adını verdiği yasa tasarısına karşıyız.
Yoksa, kamusal bir sağlık hizmeti perspektifinde,
hekimlerin özlük hakları ve mali hakları gözetilerek, hekimin
hakkının “hakkıyla” verilmesi şartıyla ortaya çıkarılacak
bir tam süre çalışma düzenlemesine karşı değiliz elbette.
Geçmişte TTB ve Tabip Odaları’nın Sağlık Bakanlığı kadrolarıyla
birlikte tam süre yasası için çalıştığı ve yürürlüğe giren bu
yasanın 12 Eylül hukuksuzluk ortamında yok edildiği
anımsanmalıdır.
Siyasi iktidarın
bu konudaki yaklaşımı doğru olmayıp, niyeti de dürüst olmayınca
ortaya “doğru dürüst” bir uygulamanın çıkmasını beklemek
tabii ki hayaldir. Herkes bilmelidir ki bu gün hekimlik
mesleğine yöneltilen bu ekonomik, siyasi ve psikolojik saldırı,
aslında bu toplumda yaşayan her bireyin sağlığının “piyasa
malı” haline getirilmesine yönelik planın en önemli
halkasıdır. 10/06/2009
Kamuoyuna
saygıyla duyururuz.
Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu
*-*-*-*-*-*-*-*-*
Türkiye’nin
en aydınlık yüzlerinden birisiydi.
Yıllarca bir
sağlık emekçisi olarak cüzzamla savaştı.
Unutmak
mümkün değil…
Türkiye’nin
en onurlu seslerinden birisiydi.
Sonra daha
büyük bir düşman seçti kendisine.
Yıllarca
ülkemizin en büyük sorunuyla, cehaletle savaştı.
Unutmak
mümkün değil…
Türkiye’nin
en yürekli yüreklerinden birisiydi.
Direndi
hastalığa, direndi son günlerinde reva görülen ayıplara.
Unutmak
mümkün değil…
Ülkemizin
yetiştirdiği en saygın, en çalışkan, en çağdaş değerlerinden
birini sonsuzluğa uğurlamanın hüznünü yaşarken, meslektaşı ve
öğrencileri olmaktan onur duyuyoruz.
Sevgili
Türkan Saylan’ı unutmayacağız.
Unutmak
mümkün değil… 20/05/2009
Manisa
Tabip Odası
Yönetim Kurulu
*-*-*-*-*-*-*-*-*
Basın Açıklaması
Hekimlik
mesleğinin ülkemizdeki en onurlu temsilcilerinden biri olan
Prof.Dr. Türkan Saylan’a ve yöneticiliğini yaptığı Çağdaş Yaşamı
Destekleme Derneği’ne yönelik kovuşturma ile aralarında Başkent
Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal, Ondokuz Mayıs
Üniversitesi eski rektörü Prof. Dr. Ferit Bernay, Uludağ
Üniversitesi eski rektörü Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran, İnönü
Üniversitesi eski rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu ve Van 100.
Yıl Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ayşe Yüksel’in
bulunduğu akademisyenlerin gözaltına alınmaları olağan bir
hukuki sürecin işletilmesinin ötesinde anlamlar taşımaktadır.
Suça iştirakleri konusunda henüz kesinleşmiş bir yargı kararı
olmayan bu kişilere yönelik uygulamanın biçimi rahatsız edici ve
kuşku vericidir.
Türkiye’de yıllarca cüzzam hastalığına karşı mücadelenin
öncülüğünü yürüten Prof. Dr. Türkan Saylan bugüne dek bir çok
demokratik kitle örgütünde görev almış, iyi hekimlik değerlerine
sonuna kadar sahip çıkmış bir hekimdir. Sağlık sorunlarına
rağmen gerek Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği gerekse Türk
Tabipler Birliği içinde aktif rol almaktadır. Bugün, ülkemizde
Türkan Saylan adının temsil ettiği değerler, iyi hekimlik
değerleridir.
Prof. Dr. Türkan Saylan’a, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği
yöneticilerine ve temel amaçları bu ülke için nitelikli insan
gücü yetiştirmek olan öğretim üyelerine yönelik yaklaşım
biçiminden duyduğumuz kaygıyı kamuoyu ile paylaşıyoruz.
Saygılarımızla. 16/04/2009
Manisa Tabip
Odası
Yönetim Kurulu
*-*-*-*-*-*-*-*-*
BASIN/YÖNETİCİ ÖZETİ
Bu döküman,
Manisa Tabip Odası MTO 2009.01 kodlu Teknik Raporun
Basın/Yönetici özetidir.
Raporun bütününe
www.manisatabip.org.tr
adresinden ulaşılabilir.
MANİSA
İLİNDE BİR YILLIK AİLE HEKİMLİĞİ PİLOT UYGULAMASININ
DEĞERLENDİRİLMESİ
02.
Mart. 2009
Manisa
Manisa Tabip
Odası
Temel Sağlık
Hizmetleri Komisyonu
Prof. Dr.
Erhan Eser, Yrd. Doç. Dr. Serol Deveci, Dr. Derya Yüksel, Dr.
Bedri Bilge, Dr. Oytun Çalışkan, Dr. Tülay Lağarlı, Dr. Öznur
Özkan Bambal, Dr. Bülent Kundak, Dr. Sunay Hacıoğlu, Dr. Gökben
Yaslı
Bu raporun
amacı, Sağlık Bakanlığı tarafından Aile Hekimliği (AH)
örgütlenme ve hizmet modelinin Pilot uygulanması için seçilmiş
illerden biri olan Manisa ilinde 1 Ocak 2008 tarihinde başlayan
uygulamanın bir yıllık değerlendirmesinin ortaya konmasıdır. Bu
raporda, bir yıllık pilot uygulamanın, AH Türkiye modelinin
bütünü açısından Manisa pilot uygulamasına olan yansımalarına ek
olarak Manisa ilindeki uygulamaya özel gözlem ve sonuçları yer
almaktadır.
Kaynaklar,
Birinci Basamak Sağlık Hizmetlerinin (BSH’nin)
değerlendirilmesinde üç temel yaklaşımdan söz etmektedir.
Bunlar:
·
Toplumun
sağlık düzeyi göstergeleri
·
Nüfus
başına düşen birinci basamak hekimi
·
BSH’nin
“özelliklerinin” gerçekleştirilebilme durumu.
Bu raporda “BSH’nin
“özelliklerinin” gerçekleştirilebilme durumu” yaklaşımına
ağırlık verilmiştir.
BSH nin bu son
başlık altında belirtilen 4 temel özelliği şunlardır:
a- İlk başvuru,
b- Süreklilik,
c- Kapsayıcılık
(bütüncül hizmet) ve
d- Eşgüdüm
(koordinasyon)dur.
Bu
başlıklara göre genel olarak Manisa ilindeki 2008 yılı Aile
Hekimliği uygulama modelinde belirlenebilecek sorunlar şöyle
özetlenebilir:
Manisa ili
için genellikle bağlı bulunulan aile hekimine olan coğrafi
uzaklık erşilebilirlik açısından sorun oluşturmamaktadır. Sadece
aile hekimine kayıtlı olanların koruyucu hizmetleri aldığı
düşünülürse kayıtsız bir nüfusun varlığı ve bu nüfusa ulaşabilme
konusunda yeterli ve sistemli bir çabanın gösterilip
gösterilmediği henüz açıklığa kavuşturulmamış bir konudur.
Aile
planlaması, sağlık eğitimi, atıkların kontrolü gibi koruyucu
hizmetlerin işleyişi ve sonuçları ile ilgili aile hekimleri ile
toplum sağlığı merkezleri arasında yeterli ve uygun bir kayıt ve
bilgi paylaşım sistemi varsa da henüz uygulamaya konmamış
görünmektedir .
Hekimler
tarafından fazla olarak değerlendirilen günlük başvuru sayısı
aslında sistem uygulamaya konarken hayata geçirilmesi
‘geciktirilen’ basamaklar arası sevk zorunluluğu ile daha da
artacaktır. Öte yandan bilgi sürekliliği olgu düzeyinde yeterli,
grup düzeyinde ise yok sayılabilecek durumdadır. Sevk koşulunun
ve uygulamasının Pilot uygulamada (popülist kaygılarla olduğu
aşikardır) öngörülmemiş olması nedeniyle yönetsel süreklilik ve
ilişki sürekliliği çok zayıftır.
Aile
Sağlığı Birimleri ve Toplum Sağlığı Merkezleri, kendilerine
bağlı nüfusun sağlık düzeyini ve ara göstergeler olan risk
grupları izlemlerini ve diğer koruyucu sağlık hizmetleri
faaliyetlerini “nüfus bazında” izleyememektedir. Kişisel olarak
izleyebilmek mümkünse de bu yalnızca kayıt altındaki bireylere
ait bilgilerle sınırlı kalınmasına yol açmaktadır. Toplum
Sağlığı Merkezleri’nin (TSM) denetleyici ve güdüleyici işlevleri
henüz hayata geçirilebilmiş değildir ve uygulamada bu işlevleri
yerine getirebilecek araç, donanım ve eğitimli personele sahip
olmadıkları izlenmektedir. Bu durum, sistemin bütününün
denetlenmesi ve uygulamadaki genel aksaklıkları izleyebilmek ve
gerektiğinde düzeltebilmek için çok hayati sayılabilecek bir
problemdir ve ivedilikle çözüm beklemektedir. Manisa ilinde
Toplum Sağlığı Merkezleri’nin (TSM) kendi nüfuslarına hakim
olmamaları başlı başına bir sorundur ve bu sorun hallolmadan
başka bir şeyden söz etmek bilimsellikten uzaklaşmak olur.
Koruyucu ve
sağlığı geliştirici programlar sistem içinde çok yetersiz olarak
sunulmaktadır.
Hekimler
gruplar halinde çalışmadığı için (İngiliz modelinde olduğu gibi)
ve ekip hizmeti örgütlenmesi oluşturulamadığı için kapsayıcılık
yetersiz düzeyde görülmektedir. Manisa AH pilot uygulamasında
görev alan aile hekimleri ve aile sağlığı elemanlarının bölgede
çalışma ve birinci basamak hizmetlerde çalışma deneyimi büyük
sorundur. Kapsayıcılığa koruyucu ve sağaltıcı hizmet
bütünleşmesi açısından bakıldığında özellikle çevreye yönelik
koruyucu hizmetler konusunda Sağlık Ocaklarında işleyen bazı
düzenlemelerin AH sisteminde (Toplum Sağlığı Merkezleri yaması
henüz daha tutmadığından) budandığı belirgindir. Kapsayıcılığın
sağlanamamasının önündeki en büyük engellerden birisi “sevk
sistemi”nin çalıştırılmamasıdır.
Koordinasyon sorunu Manisa’ya özel bir sorun değil, genel bir
sorundur. Eşgüdüm, sistemin temel direğidir. Bu olmadan ne ilk
başvuru, ne süreklilik ve de kapsayıcı/bütüncül hizmet layıkıyla
yerine getirilebilir.
“Ekip”
hizmeti önemli ölçüde güç yitirmiştir. Hekim ve hekim dışı
sağlık çalışanları aynı binada çalışıyor olsalar da hiçbir
şekilde hizmetin uygulanmasında bir dayanışmaları ve
yardımlaşmaları söz konusu değildir. Toplu kararlara katılım
önceden de (Sağlık Ocakları döneminde de) bir sorun olarak
karşımızda dururken AH uygulaması bu soruna hiçbir çözüm ve
yenilik getirememiş, Sosyalleştirme döneminde başarılamasa da
mevzuatında var olan halkın kararlara katılımını sağlayacak olan
“sağlık kurulları” gibi potansiyel olanaklar da tamamen ortadan
kaldırılmıştır
Doğum
Öncesi Bakım izlemleri/hizmetleri açısından veri akışında sorun
vardır. Eşitsizlikleri derinleştiren ve il genelinde oranları
%10’un üzerinde olan kapsam dışı kitleye yönelik daha ayrıntılı
bir değerlendirmeye gereksinim vardır.
Manisa İçin
Yerel Düzeyde Öneriler:
1- Aile
Hekimleri bir KAMU HEKiMİ olarak kabul edilmelidir.
2- Hekim
seçiminde (ve değişiminde) -en azından- TSM bölgesi dışına
çıkılmaması için önlemler alınmalıdır.
3- TSM
nüfusları düşürülmelidir. TSM sayıları arttırılmalı, personel
açısından güçlendirilmelidir. Ayrıca TSM lerin aile hekimlerini
denetlemeleri sağlanmalıdır.
4-
Getirilmesi düşünülen sevk uygulamasının olası olumsuz
sonuçlarını (yığılmaları ve bundan doğacak koruyucu ve sağaltıcı
hizmetler alanındaki nitelik kaybını) önlemek amacıyla ASB (Aile
Sağlığı Birimi) başına düşen nüfusun 1500-1800’e indirilmesi
gereklidir (İngiltere’deki uzun yılların deneyimi bu
doğrultudadır).
5- ASB
nüfusuna genellenmiş sağlık düzeyi göstergelerine dayalı
performans uygulamasının getirilmesi veya daha da önemlisi
uygulamanın GRUP uygulama şekline dönüştürülmesi uygun olur.
Ekip hizmeti bozulmuştur, ekip hizmetinin olanaklarından (ortak
insan-gücü, ortak teknoloji, donanım ve yönetim kaynaklarından)
yararlanılamamaktadır. Kayıtlı kişi sayısına göre ödeme
yapılması hekimler arasında gerilime sebep olmuş, ekip çalışması
bozulmuştur. Hekimler listelerine kişi ekleme telaşıyla etik
dışı ilişkilere açık hale getirilmiştir. Yönetim bu duruma
başlangıçta seyirci kalmış, sonradan bazı tedbirler alınmış
fakat geç olmuştur.
6- Bölge
temel sağlık düzeyi göstergeleri izlenememektedir. TSM’ler
işlevsizdir. Kendilerine bağlı bulunan ASM’lerin etkinliklerini
izleyememekte, periyodik (aylık) raporlamalar yapamamaktadırlar.
Manisa’da sağlık düzeyi yalnızca il sağlık müdürlüğü merkezinden
yapılabilmektedir. Dar bölgelerde işlerin nasıl gittiği hakkında
bölge sağlık yöneticileri (TSM ekipleri) ve hatta Aile hekimleri
ve Aile sağlığı elemanları kendi bölgelerindeki durumdan
habersizdirler. Kullanılmakta olan bilgi işlem veri akış sistemi
buna olanak vermemektedir. Çoğu zaman Manisa’da bu bir başarı
gibi gösterilse de uygulamadaki en önemli sorunlardan birisi
sürveyansın merkeze hapsedilmesidir. Veri işleme ve yorumlama
işi (sürveyans) daha küçük ölçeklerde daha küçük nüfuslarda da
yapılabilmelidir. Bu başarılamıyorsa diğer bir çok pilot ilde
olduğu gibi aylık bildirimlere geri dönülmeli, bu bildirimleri
TSM’ler işlemeli ve raporlamalıdırlar.
7-
ASM’lerde ortak teknoloji (tanı olanakları ve laboratuar)
kullanımı yaygınlaştırılmalıdır. Merkezi laboratuar bilgisayar
sistemine entegre olmalı, sonuçlar kayıtlarda
depolanabilmelidir. Laboratuarda kalibrasyon sorunları, teknik
insangücü ve laboratuar sonuçlarına olan güvenin artırılması da
çözüm bekleyen sorunlar arasıdadır.
8-İkinci ve
üçüncü basamaklarla performansa da yansıyan organik işbirliği
olanakları yaratılmalıdır. Uzman hekimlerin ASM’lerle işbirliği
özendirilmelidir.
9-
Performans kriteri olmayan başta doğurgan çağ kadın izlemleri
olmak üzere temel bazı göstergeler hiç izlenmemektedir. Bu
soruna yakından odaklanılmalıdır.
10-
Özellikle birinci basamak deneyimi olmayan (Sağlık Ocaklarında
belirli bir süre çalışmamış olan) hekim ve hekim dışı personele
ivedilikle “Bölge Sağlık Yönetimi” eğitimi verilmelidir.
11-
ASM’lerde sürekli denetlemeler yapılmalıdır. Bu denetlemeler,
yerinde ziyaret ile olabileceği gibi online bildirimlerle de
(karşılıklı bildirimler) yapılabilir.
12- Yoğun
hizmet-içi eğitim programları uygulanmalı, bu programlara
katılım çeşitli yöntemlerle özendirilmelidir.
13- ASB’de
en azından haftada bir yarım gün ayaktan tanı-tedavi
hizmetlerine ara verilmeli, bu yarım gün, ASB’nin iç
değerlendirmelerine, yönetsel toplantılara ve eğitim
toplantılarına ayrılmalıdır.
14- Aile
Hekimliği uygulamasının bir “pilot” uygulama olduğu
unutulmamalıdır. Pilot uygulama, başarı ve başarısızlıkların
ortaya konduğu uygulamadır. Sonuçları alınmadan
yaygınlaştırılamaz. Bu denli önemli bir konuda yapılan pilot
uygulamanın nesnel sonuçları ve raporları sık aralıklarla
toplumdaki ilgili gruplarla (Halk, Basın, Üniversite, Meslek
Kuruluşları, Sivil Toplum Kuruluşları) paylaşılmalı, şeffaf
olunmalıdır. Bu amaçla ayrıntılı ve düzenli basılı ve elektronik
bültenlerden yararlanılmalıdır. Aksi halde toplumda
başarısızlığın gizlendiği görüşü hakim olur.
15- Sevk
uygulamasının mümkün olduğu gerek Sağlık Bakanlığı birimleri,
gerek sağlıkla ilgili sendika ve meslek odaları tarafından
ısrarla savunulmalıdır. Bu konuda uzman lobisi, Türkiye’de
olduğu gibi Manisa’da da bir baskı unsuru olarak sağlıkla ilgili
tüm kesimleri bir umutsuzluğa sevk etmektedir. Adı ne olursa
olsun “Birinci Basamak Sağlık Sisteminin” yürütülmesi diğer
basamaklarla eşgüdüm (sevk sistemi) olmaksızın mümkün değildir.
Bu bir bilimsel gerçekliktir. Bunu sağlayamayan sistemler ne
yaparlarsa yapsınlar çökmeye mahkumdurlar. Bunun en canlı
örneğini Türkiye’deki kişi başına Milli Gelir kadar sağlığa pay
ayıran ama yine de başarı ölçütlerinde son sıralarda yer alan
Amerika Birleşik Devletleri sağlık sistemindeki başarısızlıkta
görmekteyiz.
Sorunları
yel değirmenlerinde aramak yerine bilimsel gerçekler ışığında
çözümler üzerinde çalışılmalıdır.08/04/2009
*-*-*-*-*-*-*-*-*
“NO MİNUTE”
Ekonomik kriz derinleşiyor; işten çıkarmalar çığ gibi yayılıyor.
İşten çıkarılan yüz binlerce insan sosyal güvencesini de
kaybediyor. Aynı zamanda Genel Sağlık Sigortası (GSS) primini
ödeyemediği için hem kendisi hem de bakmakla yükümlü olduğu
ailesinin sağlık hakkı yok oluyor. GSS kapsamındaki
yurttaşlarımız ise her gün yeni kısıtlamalarla karşılaşıyor;
gittikleri hastanelerde yeni “katılım payları”, yeni “ilave
ücretler” ödemek zorunda kalıyorlar.
AKP Hükümeti ise sağlıktaki hedefini 31 Aralık 2008 tarihli
üçüncü “AB Ulusal Programı”nda açık olarak itiraf etti.
Programda; “Özelleştirme vizyonu çerçevesinde önümüzdeki
dönemde, devletin… sağlık… işletmeciliğindeki payının
azaltılması hedeflenmektedir” denildi.
Hükümet ve Sağlık Bakanlığı, sağlık çalışanları ve vatandaş
üzerine yıkıcı etkileri bir bir ortaya çıkmasına rağmen bu
özelleştirme vizyonu çerçevesinde Sağlıkta “Dönüşüm” Programı’nı
uygulamakta ısrar ediyor. Bu ısrarın sonucunda, hekimlere,
sağlık çalışanlarına yönelik şiddet günden güne artıyor, paran
kadar sağlık hizmeti anlayışı yerleştiriliyor, hastaneler
ticarethaneye, sağlık çalışanları taşeron şirket personeline,
hastalar müşteriye dönüştürülmeye çalışılıyor. Hekime Kesintisiz
mecburi hizmet, bütün sağlık çalışanlarına emekliliğe yansımayan
belirsiz ücret, yoğun nöbetler ve angarya, taşeron sağlık
işçisine 40 yaşında işsizlik dayatılıyor.
Türkiye, sağlık ve hekimlik ortamı bugün gündemde olan
olumsuzlukların ötesinde yeni ve ne yazık ki olumsuz gelişmelere
gebedir. Bütün belirtiler yerel seçimler sonrasında sağlık
çalışanlarını ve vatandaşları çok daha zor günlerin beklediğine
işaret ediyor.
Tüm sağlık çalışanları olarak, sağlık alanında yaşanan bu
erozyona, yıkıma, olumsuz gidişe dur demek için eyleme
geçiyoruz.
Doktorlar, hemşireler, biyologlar, laborantlar, hastabakıcılar,
taşeron firma çalışanları, kısacası tekmil sağlık çalışanları;
“İş Güvencesi/Can Güvencesi/Mesleki Bağımsızlık
Güvencesi/Herkese Eşit, Ücretsiz Sağlık Güvencesi” için “NO
MİNUTE” diyoruz.
Bu amaçla 12 Mart 2009 Perşembe günü tüm ülkede, bütün sağlık
kurumlarında acil servislerin önünde toplandık ve görüşlerimizi,
tepkilerimizi, taleplerimizi hastalarımızla ve kamuoyuyla
paylaşıyoruz.
“Acil” Eylemimizin hedefi hastalarımız değil, bütün
itirazlarımıza rağmen uygulanmaya devam eden, kar amaçlı,
tüketime dayalı, gittikçe bilimsellikte uzaklaşan sağlık
politikalarıdır. 12/03/2009
TÜRK
TABİPLERİ BİRLİĞİ
*-*-*-*-*-*-*-*-*
BASINA VE KAMUOYUNA
Son
yıllarda başta hekimler ve hemşireler olmak üzere sağlık kurum
ve kuruluşlarında çalışan sağlık personeline yönelik şiddette
çok ciddi artış görülmektedir. Kadın hekimler, özellikle de genç
hekimler bu grup içinde daha çok risk altındadır, şiddete daha
fazla maruz kalmaktadır. Geçtiğimiz aylarda Urfa'da Dr. Venhar
Önat ve Dr. Sultan Kara hastalar ve yakınları tarafından
saldırıya uğramıştı. Bu örneklerde olduğu gibi hasta ve hasta
yakınlarından yönelen çok sayıda örneğin yanı sıra, şiddet, son
olarak hepimizi çok yaralayan bir “yer”den, bir başhekimden (de)
geldi. Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin başhekimi 15
Ocak 2009 tarihinde Dr. Dilek Argon’a saldırdı. Bu başhekimin
halen görevde tutulması, sorunun ve şiddete “toleransın”
kaynağının bir merkezi yönetim anlayışı olduğunu
düşündürtmektedir. Ülkemizde erk, kimi zaman bir yöneticinin
kimi zaman bir hastanın elinden şiddet uygulamaktadır.
Sağlık
ortamında yöneticilerin çalışanlar üzerinde baskı, korku ve
şiddet uygulamasını kabul etmemiz mümkün değildir. Ortaya çıkan
şiddet olaylarından, sağlık ortamımıza evrensel insani değerler
ile mesleki etik değerler yerine ticaretin kurallarını ve dilini
yerleştiren, sağlık kuruluşlarını ticaret ortamına çeviren ve
sağlıkta yaşanmakta olan kaosun sorumlusu olarak hekimleri
işaret eden AKP Hükümeti ve sağlık yöneticileri sorumludur.
Toplumsal kültüre egemen kılmaya çalıştıkları korku, baskı ve
şiddet düzenini sağlık ortamında da kurmalarına izin
vermeyeceğiz. Sağlıktaki olumsuz sürecin sorumluları biz
değiliz. Şiddeti sineye çekmeyeceğiz. Sağlık Bakanlığına Kartal
DH Başhekiminin görevden alınması gereğini bir kez daha
hatırlatıyor, şiddet başta olmak üzere çalışma koşullarımızın
düzeltilmesini talep ediyoruz. Bunun için bir tek şeye ihtiyaç
vardır: çalışanlarının sağlığını düşünen bir Sağlık Bakanlığı.
BİZLER
İNSANLARA HİZMET EDİYORUZ VE İNSANCA DAVRANIŞ BEKLİYORUZ!
10/03/2009
Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu
*-*-*-*-*-*-*-*-*
BASINA VE KAMUOYUNA
Yüksek
Öğretim Kurulu’nun 26.2.2009 tarihinde Yürütme Kurulu kararı ile
27 tıp fakültesinden 250’den fazla öğretim üyesini 2009-2010
ders yılı sonuna kadar en az 1 yıl süreyle görevlendirdiği
öğrenilmiştir. Bu öğretim üyeleri 13 tıp fakültesinin öğretim
üyesi ihtiyacını karşılamak üzere görevlendirilmişlerdir.
YÖK’ün
kararının, altyapısı oluşturulmadan ve toplumsal bir uzlaşı
sağlanmadan tepeden inme ve dayatmacı bir karar olduğunu
düşünüyoruz. Bu uygulamayı, Türk Tabipleri Birliği, Uzmanlık
dernekleri ve üniversite öğretim üyelerinin uyarı ve önerilerini
dikkate almadan, plansızca açılan tıp fakültelerinin doğal bir
sonucu olduğunu görüyoruz. Bu plansızlığın faturasının
meslektaşlarımızca ödenmesinin haksızlık olduğuna inanıyoruz.
Hiç bir itiraz hakkı olmadan, 15 gün içinde apar topar
görevlendirildiği üniversiteye gitmesi istenen
meslektaşlarımızın aile ortamı, iş ortamı düşünülmeden; öğretim
üyelerinin nerede kalacakları, nerede yaşayacakları planlanmadan
görev yerlerine gitmek zorunda bırakılmaları öncelikle insani
değildir.
Ayrıca
rotasyona tabi tutulacak öğretim üyelerinin bulundukları
üniversitelerde yürüttükleri çalışmalar ve eğitim faaliyetleri
varken öğretim elemanlarını böylesi bir emri vakiyle diğer
üniversitelere kaydırmanın esas görev yaptıkları üniversitelerde
işgücü kaybına; planlanmış faaliyetlerde ve programlanmış
eğitimlerde aksaklıklara yol açması da kaçınılmazdır.
TTB
tarafından dile getirilen önerileri Manisa Tabip Odası olarak
yineliyoruz.
Yeni
tıp fakültesi açılmamasını,
Alt
yapısı tamamlanmamış tıp fakültelerinin değerlendirilerek
öğrenci almasının durdurulmasını,
Görevlendirmelerin zorunlu değil gönüllü olmasını,
Gelişmekte olan üniversitelerde öğretim üyelerinin özlük
haklarının iyileştirilmesini ve buralarda görev yapmanın
özendirilmesini,
Bu
fakültelerde alt yapı olanaklarının iyileştirilmesini,
Öğretim
üyesi yetiştirme programları çerçevesinde kalıcı eğitici kadro
yetiştirilmesini,
Bu
uygulamanın geri çekilmesini, gerçekçi bir planlamayla eğitici
yetiştirilerek toplum sağlığı açısından kalıcı bir yarar
sağlanmasını bekliyoruz.09/03/2009
Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu
*-*-*-*-*-*-*-*-*
BASINA VE KAMUOYUNA
Geçtiğimiz
hafta Moris Şinasi Çocuk Hastanesi’ndeki fiziksel yetersizlikler
nedeniyle gündeme gelen sıkıntıların sadece basit idari
sorunlardan kaynaklanmadığı, son yıllarda uygulanan sağlık
politikalarının bir yansıması olduğu kanısındayız.
Sağlık hizmetlerinin kamusal hizmet anlayışından uzak
biçimde yeniden yapılandırılması, koruyucu sağlık hizmetlerinin
gözden çıkarılması, tedavi edici sağlık harcamalarının
arttırılması anlamına gelmiştir. Bilindiği gibi ana ve çocuk
sağlığı hizmetleri koruyucu sağlık hizmetlerinin temel taşlarından
birisidir. Bu hizmetler birinci basamakta uygun biçimde
verilmediği takdirde ikinci basamağın yani hastanelerin yükü
kaçınılmaz olarak artacaktır. Her başvuran hastaya, hastanede bir
yatak bulmak, sorunu tek başına çözmeyecektir.
Fiziki koşullar düşünülmeden hastanelerin
birleştirilmesi, çocuk hastanesi binasını kullanan üniversite
hastanesinin kendi binasının kaynak aktarılmaması nedeniyle
yıllardır bitmemesi Manisa’da durumu daha da kötüleştirmektedir.
Hastanelerin hekim dışı sağlık personeli sayısı
bilimsel standartlar göre düzenlenmeli, yeterli sayıda hemşire ve
yardımcı sağlık personelinin istihdamı sağlanmalı, personelin
sosyal hakları eksiksiz verilerek iş verimi arttırılmalıdır.
Temizlik hizmetlerinde taşeronlaştırılmadan vazgeçilerek temizlik
personelinin sürekli eğitim ve yeterli deneyim ile bilinçli hizmet
vermesi sağlanmalıdır.
Hastanelerin çalışma esaslarının sadece mali ölçütlerde
karlılık esasına dayandırılması yerine bu kuruluşların bilimsel
verilerle desteklenen verimlilik hesapları yapılmalıdır. Sağlık
hizmetlerinde sadece nicelik hesabı yapmak yerine nitelikle de
ilgilenilmeli, verilen hizmetin kalitesini arttırmaya yönelik
ekipman desteği sağlanmalı; hastanelerin küvöz, solunum destek
cihazları (ventilatör), ambulans gibi hayati eksiklikleri bir an
önce giderilmelidir.
Ancak bu yolla hastane enfeksiyonlarını azaltır, bebek ölüm
oranlarını düşürebilir, hastalarımızın ambulanssızlıktan hayatını
kaybetmesini engelleyebiliriz.
Kısacası, amaç bugünü kurtarmak değil, yarını
kurmak olmalıdır.
Saygılarımızla.17/02/2009
Manisa
Tabip Odası
Yönetim Kurulu
*-*-*-*-*-*-*-*-*
BASINA VE KAMUOYUNA
YÖK’ün üniversitelere gönderdiği yazıyla, öğretim üyelerinin üyesi
oldukları örgütlerde seçilme haklarını kullanabilmeleri için YÖK
yasasının 38. maddesine göre görevlendirilmeleri gerekmektedir.
38. Maddeye göre görevlendirme için ise ilgilinin isteği dışında
üniversite yönetim kurulunun uygun görmesi ve rektörün onayı
gerekmektedir. Genel yazıyla, Üniversite Öğretim üyelerinin
örgütlenme özgürlüğü haklarının kullanımını Üniversite Yönetim
Kurulunun ve rektörün uygun görmesine bağlanmakta, emekleri sonucu
elde ettikleri ücretlerin önemli bir parçası olan döner sermaye
ödemelerinden de vazgeçmeye zorlanmaktadır. Böylece hem öğretim
üyesi olan bireylerin örgütlenme özgürlüğüne hem de bu kişilerin
yönetim ve denetim organlarında yer aldığı meslek örgütlerinin
faaliyetlerine müdahale süreci başlatılmaktadır.
Oysa yazıda değinilen 36. ve 38.maddelerden 36. Madde “ÇALIŞMA
ESASLARI” başlığını taşımaktadır. “Çalışma” kavramının
kullanılmasından anlaşılacağı üzere öğretim üyesi olarak akademik
personelin “bir iş görmesine” ilişkin kuralları düzenlemektedir.
Öğretim üyesinin iş görmesi dışında örgütlenme hakkının
sınırlanması ile ilgili bir hüküm içermemektedir.
Diğer değinilen madde olan 38. maddenin üst başlığı ise “KAMU
KURULUŞLARI VE VAKIFLARDA GÖREVLENDİRME” dir. Bu madde başlığından
ve kapsamından açıkça anlaşıldığı üzere izne bağlanan durum,
öğretim üyelerinin öğretim üyeliği görevinin “işinin” devamı ve
bir parçası olarak belirtilen kuruluşlarda “iş görmek” üzere
geçici olarak görevlendirilmesidir. Bu iki madde de örgütlenme
hakkıyla veya üyesi oldukları örgütlerde seçilme haklarıyla ilgili
bir kısıtlama getirmemektedir.
Düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğü bilimsel üretimin
önkoşuludur. Üniversitelerin bilimsel çalışmalar için gereksinim
duyduğu bilimsel özerkliği; düşünce ve ifade özgürlüğü ile bu
özgürlüklerin altyapısını oluşturan örgütlenme özgürlüğü olmadan
gerçekleştirmek olanaklı değildir. Bu özgürlüklere, bilimsel
özerklik konusunda yüksek düzeyde duyarlı olması gereken
Yükseköğretim Kurulu tarafından müdahale edilmesi hukuka
aykırılığı daha da ağırlaştırmaktadır. Bu uygulamadan bir an önce
vazgeçilmesini umuyoruz. 09/01/2009
Manisa
Tabip Odası
Yönetim kurulu
*-*-*-*-*-*-*-*-*
31.12.2008
BASINA VE KAMUOYUNA
İSRAİL
DEVLET TERÖRÜ UYGULUYOR, FİLİSTİN’DE İNSANLIK ÖLÜYOR!
Gazze’de İsrail’in son hava saldırılarında ölenlerin sayısı 5
günde 400’ü geçti. 2000’den fazla Filistinli yaralı. Yüzlerce ev
ve kamu binası yandı, yıkıldı. Zaten çok yetersiz olan altyapı
tamamen tahrip oldu.
Yıllardır ambargo altında aç, susuz, elektriksiz, ilaçsız yaşayan
Gazze’lilerin üzerine İsrail’in acımasızca saldırmasıyla tam bir
katliam yaşanıyor.
İsrail
saldırısını çocukların okuldan çıktıkları bir zamanda yapıyor ve
halen insafsızca, utanmazca terörist hedeflerin vurulduğunu iddia
ediyor. Kendi varlığını yaşatabilmek için tankların üzerine taş
atan çocuklara terörist diyor sırf kendisi devlet ve güçlü olduğu
için.
Filistin’de sadece Filistinliler değil, insanlık da ölüyor!
Filistin halkının yok edilişine suskun kalan bütün devletler bu
katliamın suç ortağıdır.
Filistin 60 yıldır direniyor!
Dünya
Filistin’deki haksız işgali, ölçüsüz şiddeti, alçakça cinayetleri
ve insanlık dramını seyrediyor. İsrail Devletine egemen olan
saldırgan militarist anlayış, yıllardır sürdürdüğü insanlık dışı
saldırılarının en pervasızı, en vahşisiyle, dünyaya meydan okuyor.
İşgal
altındaki Filistin’de yaşanan dram, bugün azgın bir vahşete
bıraktı yerini.
Gazze’de dünyadan fiziken tecrit edilmiş, bir avuç toprak
parçasına sıkıştırılıp nefes almalarına bile izin verilmeyen 1.5
milyon Filistinli çok ağır koşullarda yaşıyor.…
Başta
ABD, AB ve İsrail olmak üzere birçok ülke, İşgalci İsrail’i
tanımadığı gerekçesiyle seçilmiş Hamas yönetimiyle tüm ilişkileri
kesti.
İsrail, Gazze sınırlarını kapadı. Son 6 aya kadar bölgenin
Mısır’la olan bağlantısını sağlayan ve dünyaya açılan tek kapı
olan Refah Sınır Kapısı da kapatılınca, Gazze tam bir hapishaneye
dönüştü.
Bugün ise, vahşetin son noktasındayız artık. İsrail’in yaptığı
devlet terörüdür.
Saldırılar üzerine dünyanın dört bir yanından isyan çığlıkları
yükseldi.
Saldırıların insanlık suçu olduğunu ifade eden Başbakan’a ve AKP
Hükümetine sesleniyoruz:
-
İSRAİL’İ KINAMAK YETMEZ!
- BU
VAHŞET SONA ERENE KADAR İSRAİL İLE TÜM ASKERİ VE EKONOMİK
İLİŞKİLERİ DONDURUN!
-
YAPTIĞINIZ TÜM ASKERİ ANLAŞMALARI İPTAL EDİN!
-
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GÜVENLİK KONSEYİ ÜYESİ OLARAK, İSRAİL’E SİYASİ
YAPTIRIM ÖNERİN.
Bu bir insanlık sınavıdır
Tüm
dünyanın savaş ve işgal karşıtlarıyla birlikte Ortadoğu’da barış
için, Filistin halkıyla dayanışma içindeyiz. İşgal sona ermeli,
Filistin halkı, talebi ve ihtiyacı olan devletine kavuşmalıdır.
Orta Doğu’ya barış başka türlü gelmez!
Tüm
dünya halklarının tepkisine, kendi ülkesindeki savaş ve işgal
karşıtlarının, vicdani retçilerin taleplerine kulak tıkayıp DEVLET
TERÖRÜNDE ısrar eden İsrail devletini bir kez daha kınıyoruz.
Sadece
İsrail’i değil; 400’den fazla insan katledilmişken İsrail’i değil
Filistin’i kınayan;
Irak’ta 5 yılda 1 milyondan fazla Iraklıyı katleden, işkencelerden
geçiren, tüm yaptıklarıyla İsrail’e küstahça bir cesaret veren
Amerika Birleşik Devletleri yönetimini de kınıyoruz.
Filistin Halkı Yalnız Değildir!
Katil
İsrail, Filistin’den Defol!
Katil
ABD, Orta Doğudan Defol!
İnadına Barış, İnadına Halkların Kardeşliği!
KATILIMCILAR :
EĞİTİM
SEN-SES-BES-TARIM ORKAM SEN-MANİSA TABİP ODASI-EMEKLİ SEN-GENÇ
SEN-SHP-TKP-EMEP-ÖDP-SOSYALİST GENÇLİK DERNEĞİ-SHAAD-MANİSA İŞÇİ
BİRLİĞİ DERNEĞİ-HACI BEKTAŞ VELİ ANADOLU KÜLTÜR VAKFI
*-*-*-*-*-*-*-*-*
Basın
Açıklaması
1.Ekim.2008’de yürürlüğe giren 2008 Yılı Sosyal Güvenlik Kurumu
Sağlık Uygulama Tebliği (SUT), sağlık harcamaları SGK
tarafından karşılanan kişilerin, sağlık hizmetlerinden, yol,
gündelik ve refakatçi giderlerinden yararlanma esas ve usullerini
düzenliyor. SUT, AKP Hükümetinin öne sürdüğü, ancak büyük bir
hekim kitlesi ve tabip odaları tarafından kabul edilmeyen ve
eleştirilen “Sağlıkta Dönüşüm Programı”nın en önemli
bileşenlerinden olan GSS kapsamında ortaya çıkmıştır.
SUT’a göre artık:
Önceki yıllarda muayene ücreti ödemeyen SSK’lı aktif çalışanlar,
yeşil kartlılar, kamu çalışanları ve emeklileri ile aile bireyleri
bundan sonra ücret ödemek zorundadırlar.
İlimiz Manisa dahil aile hekimliğine geçmiş tüm illerde 1 Ocak
2009 tarihinden itibaren, acil haller dışında ilk müracaatın aile
hekimlerine yapılması ve sevk zincirinin uygulanması zorunludur.
Acil haller dışında aile hekimliğinden sevk alınmaksızın ikinci ve
üçüncü basamak sağlık kurumlarına yapılan başvurularda, sağlık
giderleri kurum tarafından değil, vatandaş tarafından ödenecektir.
Acil durumlarda aile hekimliğinden sevk alınmaksızın ikinci ve
üçüncü basamak sağlık kurumlarına yapılan başvurularda, sağlık
giderlerinin ödenebilmesi için bu acil durumun başvurulan hekim
tarafından bir belge ile onaylanması zorunludur. Yoksa bu
giderleri yine vatandaş kendisi karşılayacaktır. Bu durum son
zamanlarda sık sık gündeme gelen hasta yakınlarının hekime karşı
şiddet eylemlerini arttıracaktır.
Eski uygulamada sigortalıların ödediği muayene ücreti standart
iken, 1 Ekim 2008’den itibaren ikinci basamak resmi sağlık
kurumlarında 3 YTL, eğitim ve araştırma hastanelerinde 4 YTL,
üniversite hastanelerinde 6 YTL, özel sağlık kurum ve
kuruluşlarında 10 YTL olmuştur. Birinci basamak resmi sağlık
kuruluşlarında yapılan muayene ile uygulamaya geçilen illerde aile
hekimi muayenelerinden katılım payı alınmayacaktır.
Böylece Sağlık Uygulama Tebliğinde yer alan sadece bu birkaç
düzenleme bile vatandaşlara yıllık toplamı milyarlarca YTL’yi
bulabilecek ek bir mali yük getirmiştir.
Ayrıca bu katılım payları kurumdan aylık alanlar ve bakmakla
yükümlü oldukları kişiler için aylıklardan mahsup edilecek, diğer
kişiler içinse reçete ile başvurulan kurumla anlaşmalı eczaneler
tarafından tahsil edilecektir. Böylece eczacılar da bu uygulamanın
yükünü üstlenmek ve hastalara durumu anlatmak zorunda kalacaktır.
“Bedeli ödenecek ilaçlar listesinde” kurumca bedeli ödenecek
ilaçlar belirlenmiş olup bu listede yer alamayan ilaçların bedeli
ödenmeyecektir, ayrıca bir ilacın ruhsatlı endikasyonları ve
prospektüs bilgileri dışında kullanımı ancak Sağlık Bakanlığı’nın
izniyle mümkün olacaktır.
Yürürlüğe gireli daha bir ay bile olmadan değiştirilerek bu günkü
(Tarih: 22.Ekim.2008/Sayı: 22037) Resmi Gazete’de yayınlanan”
2008
YILI SOSYAL GÜVENLİK KURUMU SAĞLIK UYGULAMA TEBLİĞİNDE DEĞİŞİKLİK
YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ” uygulama sürecinde yaşanacak sorunların,
yapılacak yeni değişikliklerin şimdiden habercisi.
İşte
bu noktada yapılması gereken; ayrıntılı bir teknik
değerlendirmenin de ötesinde, bu mevzuat belgesinin arkasında
yer alan bakışı doğru algılamaktır.
Sağlık
için sözde bir “sistem” oluşturulurken, gerçekten bir sistem
ortaya konmamış sadece bir “finansman yönetimi” belgesi
hazırlanmıştır. Hastanın ya da hastalığın sosyal, psikolojik, etik,
hukuki ve insani boyutlarını
gözardı ederek yapılandırılan bu “sistem” ve sağlık hizmetlerini
“finans kapital” düzeyinin ötesinde göremeyen bu anlayış,
hekimi muhasebeci, eczacıyı mutemet, sağlık çalışanını hizmetli,
vatandaşı ise müşteri olarak birbiriyle karşı karşıya
getirecektir. “Müşteriyi” ürkütmemek uğruna, uygulandığı ülkelerde
aile hekimliği modelinin ayrılmaz parçası olarak yürütülen sevk
sistemini bile ancak, yeni yeni ve yavaş yavaş uygulamaya sokmaya
çalışan bu anlayış ülkede sağlığın kalitesini değil karlılığını
arttırmayı hedeflemektedir. Yaklaşık 100 sayfayı bulan bu metin,
bebek ölümlerini önlemeye, bulaşıcı hastalıkları ortadan
kaldırmaya, iş kazalarını ve meslek hastalıklarını engellemeye
yarayacak mıdır; ülkemizin sağlık göstergelerini düzeltecek midir?
Ne yazık ki hayır, çünkü bu ve bundan sonra gelecek “yeniliklerin”
böyle bir derdi ve amacı yoktur.
Beklentimiz sağlık işkolunda hizmet veren meslek gruplarının
uyarılarına halkımızın kulak vermesidir. Çünkü halkımızın sağlığı
bizim için basit bir “alışveriş meselesi” nin ötesinde
önemli ve değerlidir.
Saygılarımızla 24/10/2008
Manisa
Tabip Odası
Yönetim kurulu
*-*-*-*-*-*-*-*-*
Basın
Açıklaması
27 Temmuz 2008 saat 21:45’de İstanbul Güngören’de
gerçekleştirilen, 17 kişinin hayatını kaybettiği, 154 kişinin
yaralandığı alçak saldırıyı kınıyoruz...
Yaşam hakkının
kutsallığını, dokunulmazlığını koşulsuz gözeten bir mesleğin
mensupları olarak bu yüce değerin ortadan kaldırılmasının hiçbir
gerekçeyle savunulamayacağına inanıyoruz. Hangi sebeple ve kimler
tarafından yapılmış olursa olsun her türlü şiddete karşı
olduğumuzu tekrar belirtmek istiyoruz. Unutulmamalıdır ki terör
bir insanlık suçudur ve haklı hiçbir gerekçesi olamaz.
İnsan aklının hiçbir şekilde
kabul etmeyeceği bu vahşi saldırıyı planlayan ve
gerçekleştirenlerin kaos, belirsizlik ve korku ortamı yaratmaya
çalıştıkları açıktır. Ancak şunu bilmelidirler ki; demokrasi,
barış ve kardeşliğe olan inancımız ortadan kalkmayacaktır.
Saldırının sorumlularının bir an önce
açığa çıkarılmasını umuyor, saldırıda hayatını kaybeden
vatandaşlarımızın yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil şifalar
diliyoruz…
Her ölüm bir
kaybediştir…30/07/2008
Manisa
Tabip Odası
Yönetim kurulu
*-*-*-*-*-*-*-*-*
Basın
Demeci,
Bilindiği gibi ilimiz Turgutlu ilçesinde yaşanan, içinde bazı
meslektaşlarımızın da yer aldığı üzücü olaylar zinciri hepimizi
derinden etkilemiştir. Yaklaşık 1,5 aydır gündemi işgal eden bu
konu nedeniyle gerek Turgutlu'da görev yapan sağlık çalışanlarının
ve gerekse kamuoyunun tedirginlik içinde olduğunu bilmekteyiz.
Yeni gözaltılar da bu tedirginliği arttırmaktadır. Bu yüzden
adalet mekanizmasının çok hızlı çalışarak suçluyu ve suçsuzu en
kısa sürede aydınlatması en büyük dileğimizdir. 27/06/2008
Doç.
Dr. Semin Ayhan
Manisa Tabip Odası Başkanı
*-*-*-*-*-*-*-*-*
BASIN AÇIKLAMASI
Sağlık Bakanlığı, 104 bin
hekimin çalışma ve yaşam koşullarını doğrudan etkileyen "Tam Gün"
çalışma yasa tasarısını açıkladı. Taslak hakkında göstermelik
olarak görüş istenmiş ve hemen ardından Başbakanlığa
gönderilmiştir. Taslağın bu halde yasalaşmasına karşıyız, çünkü;
Sağlık Bakanlığı, Üniversiteler
ile Diğer Kamu Sağlık Kuruluşlarında çalışan hekimlerin kamu
sağlık kuruluşları dışında çalışmaları yasaklanmaktadır,
Türk Silahlı Kuvvetleri’ne
mensup tabiplerin kamu görevi dışında serbest çalışmasına olanak
tanınmaktadır,
Muayenehanesi olan hekimin SGK
ile anlaşması olan özel hastane ve tıp merkezlerinde çalışması,
hasta takibi, ameliyat yapması yasaklanmakta, sadece SGK ile
sözleşmesi olmayan sağlık kuruluşlarında çalışmasına izin
verilmekte, kısacası muayenehaneler fiilen kapatılmaktadır,
Bu taslak ile tıp fakülteleri
sadece hasta bakan kurumlara dönüştürülmekte, tıp eğitimi ve
araştırmaları ciddi zarar görmektedir,
Özel sağlık kuruluşunda çalışan
hekimlerin, kısmi zamanlı olarak birden fazla sağlık kuruluşunda
çalışması yasaklanmaktadır,
Hekimlerin ücretlerinin
iyileştirilmesinde, sadece döner sermaye gelirleri kaynak olarak
gösterilmekte kalıcı, emekliliğe yansıyan bir düzenlemeye
gidilmemektedir, ayrıca döner sermaye hekime sadece çalıştığı süre
ve yaptığı performansa göre verileceğinden hekimler arasında gelir
farklılıkları oluşacaktır,
Yabancı hekimlerin ülkemizde
çalışmaları neredeyse kuralsız hale getirilmekte, denkliğin nasıl
alınacağı, bu şahısların Türkçeyi mesleğini yapabilecek düzeyde
anlama, konuşma ve yazma bilgisine sahip olup olmadıklarının nasıl
değerlendirileceği belirtilmemektedir,
Radyasyonla çalışanların günlük
mesai süresi 5 saatten 8 saate çıkarılmakta olup sağlık
çalışanlarının sağlığı hiçe sayılmaktadır,
Geçmişte Sağlık Bakanlığından
ayrılanlar hakkında Bakanlığa sınırsız yetki tanınmakta,
kadrolaşmaya olanak tanınmaktadır.
Tüm bunların ışığında;
Tam gün çalışma politikası ancak
sağlık hizmetlerinin bütüncül bir bakışla ve gereksinime göre
sunulduğu bir hizmet modelinde gerçekçi ve anlamına uygun bir
uygulama olabilir. Sağlıkta dönüşüm projesi ile, özel sektöre
ağırlık veren, serbest piyasa koşulları içinde bir sağlık sistemi
öngörülmesine rağmen hekimlerin çalışma alanlarının katı bir
biçimde sınırlandırılması ile hekimlerin nitelikli sağlık hizmeti
üretmesi ve verimin arttırılması zemini yaratılamaz. Üstelik bu
şekilde getirilen sınırlamalar ile hekimlerin, başta Anayasa ve
uluslar arası sözleşmelerle belirlenen, kendi geleceğini
belirleme, maddi manevi varlığını geliştirme, kamu görevine girme
ve kamu görevlisi güvencelerinden yararlanma, çalışma ve
örgütlenme hakları göz ardı edilmektedir.
Hekimlerin çalışma koşullarını
ve tıp eğitimini ilgilendiren uygulama işlemlerini gösterecek
bütün alt düzenleyici işlemlerin Türk Tabipleri Birliği’nin
katılımı ile düzenlenmesine taslakta yer verilmesi, katılımcılığı
ve uygulanabilirliği güvence altına alacaktır.
Özetle sağlık hizmetlerinin
niteliğini arttıracak, hekimlerin ve diğer sağlık çalışanlarının
kabul edebileceği ve uygulanabilir bir tam süre ile çalışma
düzenlemesi için:
·
Sağlık
kuruluşlarının kar elde etmeye yönelik işletmeler olarak değil,
gereksinime uygun sağlık hizmeti vermeye ve hizmetin niteliğini
arttırmaya yönelik kamusal kurumlar olarak organize edilmesi,
·
Aksi yönde
düzenlemeler içeren tasarıların geri çekilmesi, yürürlüğe konulan
yasaların yeniden gözden geçirilerek değiştirilmesi,
·
Genel
bütçeden finanse edilen, basamaklandırılmış, birinci basamak
sağlık hizmetlerini önceleyen, sevk zincirinin işletildiği, eşit,
ücretsiz, nitelikli, ulaşılabilir bir sağlık sisteminin
benimsenmesi,
·
Hekimler ve
diğer sağlık personeli yönünden insanca yaşanabilecek bir ücret,
tam süre tazminatı, eğitim tazminatı ödenmesi,
·
Sağlık
personeline ayrımsız, iş güvencesi, grev ve toplu sözleşme hakkını
içerir sendikal hakların verilmesi,
·
Tüm kamu
hastanelerinin alt yapı, yeni tıbbi teknoloji gereksinimleri için
bütçeden yeterli ödenek aktarılması,
·
Tıp
Fakülteleri ile tıp fakültelerinin eğitim ve araştırma işlevlerini
yerine getirebilmeleri için yeterli kaynak aktarılması,
·
Sağlık
kurumlarına nitelikli sağlık hizmetinin ancak gerekli ekiple
birlikte verilebileceği gerçeğinden hareketle sadece hekim değil
diğer sağlık personeli açıklarını giderici önlemlerin alınması ile
olanaklı olacaktır.
Saygıyla kamuoyunun bilgisine sunarız. 04/06/2008
Manisa
Tabip Odası
Yönetim kurulu
*-*-*-*-*-*-*-*-*
BASIN AÇIKLAMASI
Ülkemizde kadına yönelik ayrımcılık, baskı ve şiddet yazık ki hız
kesmeden devam etmektedir. Yapılan yasal düzenlemelerse kağıt
üzerinde kalmakta, hayata geçirmek için de siyasi irade
gösterilmemektedir.
Kadına yönelik şiddet sadece fiziksel ya da cinsel değildir.
Cinsiyeti üzerinden psikolojik ve sosyal baskı yapılması da önemli
bir şiddet unsurudur. Ve sinsice kadınların fiziksel, cinsel,
ruhsal ve sosyal sağlığını bozmaktadır.
Kadın bedenine yönelik taciz bazen alenen, bazen örtülü bir
biçimde evde, işyerlerinde, sokakta, tüm kamu alanlarında
yaşanmaktadır. Üstelik bu durumda suçlanan da çoğu zaman aslında
mağdur durumda olan kadın olmaktadır. Egemen anlayışa göre kadın
giyimini, oturmasını, kalkmasını, her hareketini kontrol
etmelidir. Eğer bir sorun yaşanmışsa kendisi sebep olmuştur çünkü.
Bu düşünce erkeklerin kontrol mekanizmalarının da yetersiz
olduğunu kabul eder. Bu da her iki cinse de haksızlıktır.
Kadın bedeni siyasi gerilimlerin ya da kazanım beklentilerinin de
objesi haline getirilmektedir. Bunun bir örneğini de ilimizde 19
Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik Ve Spor Bayramı kutlamaları
sonrasında yaşadık. BESYO öğrencisi genç kızlarımızın kıyafetleri
üzerinde başlatılan tartışma, egemen durumda olan bazı
ideolojilerin kadına bakışını da özetlemektedir. Belediye Başkanı
Bülent Kar’ın sporcu kızların kıyafetlerinin “üniversite
öğrencisine yakışmadığını, kendisini de huzursuz ettiğini” ifade
etmesi ve diğer bazı partilerin temsilcileri tarafından da destek
görmesi kadın bedenini meta olarak görmenin bir sonucudur. Kadın
bedeni saklanıp korunacak bir mal değildir. Erkek egemen düzen bir
kadının bedeninin ne kadar açılacağına, ne kadar kapanacağına dair
bir takım normlar dayatmaktadır. Ve bunu bazen “kadın kutsaldır”
sözünün arkasına saklanarak yapmaktadır. Oysa kadının bedeni pek
tabii ki kendisine aittir. Ve bedeni konusunda tasarrufta bulunmak
da kendi hakkıdır. Baba, eş, ağabey ve diğer baskı unsuru olan
akrabalara ait olmadığı gibi toplumun mülkiyetinde de değildir.
Belediye Başkanı Bülent Kar gelecek yılki kutlamalara yönelik
olarak da şimdiden uyarıda bulunmaktadır. Bir beyanatında
“Önümüzdeki yılki kutlamalarda bu tatsızlığın yaşanmayacağını
sanıyoruz” demiştir. Bizler de bu tatsızlığın yaşanmasını
istemiyoruz. Ama tatsız olan şey öğrenci kızlarımızın kıyafetleri
değil kendisinin onların giyimine müdahil olmaya çalışmasıdır.
Kadın özgürlüklerini kısıtlayan, ikinci sınıf gören zihniyetlerle
mücadele edilmelidir. Bizce kadının bedeni, kıyafeti, yaşam tarzı
üzerinde kontrol kurmak isteyen bazı cinsiyetçi ve muhafazakar
ideolojilerin ağzında özgürlük ve demokrasi sözcükleri anlamını
yitirmektedir.
Manisa Tabip Odası olarak bu ayrımcı ve baskıcı tutumları
kınıyoruz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur. 03/06/2008
Manisa Tabip Odası
Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Komisyonu
*-*-*-*-*-*-*-*-*
BASIN AÇIKLAMASI
1-2.Aralık 2007 tarihlerinde yapılan Aile hekimliği
yerleştirmelerinden sonra 1 aylık hazırlık süreci geçirilerek
01.01.2008 tarihinde ilimizde Aile hekimliği uygulaması
başlatılmıştır. Bir aylık geçiş sürecini geride bıraktığımız şu
günlerde süreci değerlendirdiğimizde;
*378 aile hekimliği kadrosu için sözleşmeler imzalanmış olup bugün
itibari ile ilk ayda 4 aile hekimi kadrosu boş kalmış olup halen
yerleştirme yapılmayarak geçici görevlendirme ile hizmet
yürütülmeye çalışılmaktadır.
*Aile hekimliği görevini üstlenen hekim meslektaşlarımız görev
tanımlarında yer almadığı halde ek görev olarak Adli tabiplik
görevleri ilçelerimizde Sağlık Müdürlüğü’nce aile hekimlerine
yüklenme suretiyle iş yükleri daha da arttırılmaktadır.
*Bazı ASM merkezlerinde demirbaş uygulaması olarak adlandırılarak
bazı hizmetlerin Sağlık Müdürlüğü tarafından yapılacağı bilgisi
alınmıştır. ASM merkezlerinin her türlü giderlerini aile
hekimlerine bırakan il Sağlık Müdürlüğünün bazı ASM’ler için
farklı uygulamalar içinde olduğu bilgisini almak bizim açımızdan
manidar olarak değerlendirilmektedir.
*ASM
merkezlerinde yer alan bazı laboratuarların alınan yeni kararlar
ile taşındığı konusunda yine aile hekimlerimiz tarafından
tarafımıza bilgi ulaştırılmaktadır. Hazırlık aşamasında
taşınmaları yapılmayarak Aile Hekimlerimizin yerleşmelerini
tamamladıktan sonra yer değişikliğine gidilerek bazı Aile
hekimlerimiz mağdur edilirken, bazı aile hekimlerimize haksız
avantaj sağlandığı kanısına üzülerek varmış bulunmaktayız.
*
Manisa’lı vatandaşımız önceden yanı başındaki yer alan sağlık
ocağına başvurmaktaydı. Nüfusun düzenli olarak bölünmemesine bağlı
olarak yanı başındaki sağlık ocağından hizmet almakta zorluk
çekmektedir. Esnafımız ise işyeri yanında yer alan ASM merkezi
yerine ikamet ettiği yerdeki ASM’den hizmet almak durumunda
bırakılarak sıkıntı yaşamaya başlatılmıştır.
*112 acil sağlık hizmetleri’nde hekim sıkıntısı çekildiği bir
aşikar haline geldi.112 ekipleri vatandaşımıza eksik personel
(Hekimsiz) olarak müdahale etmek durumunda bırakılmıştır. Çalışan
hekim ve hekim dışı personelimiz özveri ile çalışmalarını
sürdürmekte olup 8 (sekiz) nöbet/ay tutarak sıkıntıları aşmak
durumuyla yüz yüze bırakılmaktadır.
*Yoğun bakım ve devlet hastaneleri acil servisleri iflas
ettirilerek taşıma suyuyla döndürülmeye çalışılmaktadır.
*İşyeri hekimliği sürecinde işçi sağlığı ve iş güvenliği konusu
kaderine terk edilmeye çalışılmaktadır.
*TSM merkezleri ismen kurulmuş olup herhangi bir hazırlık
yapılmayarak kaderine terk edilmiş durumdadır. Görevlerini yerine
getirmeyerek vatandaşımızda mağdur edilmektedir. Burada görev
almak durumunda kalan hekim ve hekim dışı personelimiz boşalan
kadroları doldurmak ve hizmet akışını sağlamak adına atama nakil
yönetmeliği ilkeleri göz ardı edilerek geçici görevlendirmeler ile
mağdur edilmektedir.
*TSM
temel işlevlerine kesin kavuşturulmalıdır. ASM denetlemeleri için
görev verilmesi düşünülen TSM’ler aktif görevlerine döndürülmeli
ve sağlık insan gücü heba edilmemelidir. TSM’ler ASM’lere yakın
olarak konuşlandırılarak görev tanımlarında yer alan görevleri
yapmaları sağlanmalıdır.Sağlık hizmeti ekip hizmeti olup “eşit işe
eşit ücret” Hakkını koruyanlara hatırlatmak isteriz.!!!
*Manisa hekim kullanma oranı İl Sağlık Müdürlüğü verilerine göre
5.2 olarak göz önüne aldığımız zaman 3000 nüfus için ortalama
15.000 poliklinik demektir.Mesai olarak ortalama 250 gün alırsak
günlük 60 poliklinik hastasına denk gelmektedir.Hasta başına 15
dakika hesabıyla 60 çarpı 15 hesabıyla………. Poliklinik çalışması
sürdüren hekim diğer çalışmalarını nasıl sürdürecektir.!!!
*Mesleğimizin olmazsa olmazı koruyucu hizmetlerin öncelikli
olmasıdır. Risk grupları ile ilgili izlemler hakkıyla yapılmakta
mıdır? SORUYORUZ??? İLGİLİLERE…!!!
*2008 Ocak ayında aşı ve risk grupları izlemleri ile ilgili olarak
toplum sağlık durumu konusunda bilgi birikimi konusunda kaygı
taşımaktayız.
6023 sayılı yasa ile kamu kurumu niteliğinde meslek örgütü
sıfatıyla görev yapan meslek örgütümüzün Genel Sekreteri Dr. Bedri
BİLGE’nin 110 km uzaklığa rızası dışında görevlendirilmesini
anlamlı bulmaktayız. Kamu görevi yapan hekimleri gönderme
alışkanlığını kazanan İl SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ’müzü sorguluyoruz…
Görüşmek üzere…Sağlıcakla kalın!!! 06/02/2008
Manisa
Tabip Odası
Yönetim Kurulu
*-*-*-*-*-*-*-*-*
BASIN AÇIKLAMASI
Ülkemizin tüm sağlık kurumlarında özveri ile çalışan hekimlere son
dönemlerde giderek artan bir şekilde hasta ve hasta yakınları
tarafından silahlı ya da silahsız saldırıya uğramalarını üzülerek
gözlemliyoruz.
Hocamız Prof. Dr. Göksel
KALAYCI’nın İstanbul’da öldürülmesi, Prof. Dr. Rauf HAZNEDAR‘ın
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi bahçesinde saldırıya
uğraması, İlimiz Turgutlu ilçesi Devlet Hastanesi’nde bir
meslektaşımızın saldırıya uğraması ve son olmasını umut ettiğimiz
Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi 3. Dahiliye Kliniği Şefi
Doç. Dr. Necati Yenice’nin silahlı saldırıya uğraması hekim
kamuoyunu büyük bir üzüntü ve öfkeye boğmuştur.
Yıllardır toplumumuza
sağlık sorunları gerçek dışı bir şekilde gösterilmiştir. Sağlık
sisteminin düzenlenmesi ve yönetiminden sorumlu olanlar, boynunda
bir steteskopu olan doktoru bir beldeye tayin ettiklerinde bütün
sağlık sorunları bitecekmiş havası çizmişler ve biz sağlık
çalışanlarını vatandaşın oyunu almak için paravan olarak
kullanmışlardır. Sağlık sorunlarının yaşanmasında asıl sebep olan
alt yapı ve organizasyon eksikliğini, yanlış politikaları
kılıflamayı da mümkün kılan bu yaklaşımlar, sağlık ilgili her
sorunda yaşanan aksaklıkların tek sorumlusunun doktorlar ya da
sağlık çalışanları olduğu izlenimini doğurmuştur. İşte bu imaj
sağlıkla ilgili her aksaklıkta doktorlara ve sağlık çalışanlarına
fiili saldırılara neden olmuştur. Üzülerek belirtmek isteriz ki
önümüzdeki süreç sağlıkta daha çok sorunun yaşanacağını
düşündürmektedir. Bu da sağlıkçılara daha fazla saldırıların
yapılabileceğini göstermektedir. Ancak ne sağlık sorunlarının
çözümünde ne de çalışanların güvenliği konusunda iyiye giden
hiçbir gelişme görememekteyiz.
Sağlık çalışanlarının, çalıştıkları
kurumlarda can güvenliğini sağlamak hükümetin sorumluluğundadır.
Ancak bu konuda hiçbir yetkilinin hassas davranmadığı, gerekli
önlemleri almadığı izlenmektedir. Herhangi bir kişinin hastane
ortamına belinde silahla girebilmesinin açıklanabilir ya da kabul
edilebilir bir tarafı yoktur. Yaşadığımız her saldırı ve her acı
olay bunun en net göstergesidir. Yetkililer acilen sağlık
çalışanının can güvenliğini koruyacak önlemleri almalıdır.
Önlemleri almayanlardan hesap sorulmalıdır.
Sayın Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep
Akdağ’ın bu konuda tepkisini belirten, kamuoyunu uyaran bir tek
açıklamasını duymamak ve görmemek, özveriyle hizmet vermeye
çalıştığı insanlar tarafından sürekli saldırıya uğramanın acısını
yaşayan biz hekimlerin acısını daha da artırmaktadır.
Manisa Tabip Odası yönetim
kurulu olarak saldırıyı şiddetle kınıyoruz.
Kamuoyuna saygıyla duyururuz.
Manisa
Tabip Odası
Yönetim Kurulu
*-*-*-*-*-*-*-*-*
Sosyal Güven(siz)lik ve Genel Sağlık(sızlık) Sigortası bir kez
daha TBMM'nin gündeminde
HERKESE SAĞLIK
GÜVENLİ GELECEK HAKKI İÇİN
HEP BİRLİKTE MÜCADELE EDELİM
AKP Hükümeti'nin 2006 yılı Mayıs ayında IMF ve Dünya Bankası'nın
direktifiyle çıkardığı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunu'nun bir dizi maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından Aralık
ayında iptal edilmişti.
Hükümet Kanun'un yürürlüğünü önce 1 Temmuz
2007'ye erteledi. Ancak vatandaşların çok büyük bölümünün sağlık
ve sosyal güvenlik haklarını yok eden Kanun'a karşı toplumun
göstereceği tepkiyi genel seçimler öncesinde göze alamadı ve
yürürlük tarihi ikinci defa 1 Ocak 2008'e ertelendi.
AKP Hükümeti'nin hazırladığı yeni
Kanun Tasarısı geçen hafta TBMM'ye gönderildi.
Tasarı eğer yasalaşırsa sağlık ve
sosyal güvenlik haklarımızda bir dizi kayıp oluşacak:
·
Zaten kadınlar için 58, erkekler için 60 olan emeklilik yaşı hem
kadınlar, hem de erkekler için 65'e çıkarılacak.
·
Emekliliğe hak kazanabilmek için yakın zamanda 5.000'den 7.000
güne çıkarılan prim ödeme zorunluluğu 9.000 gün prime çıkacak.
·
Emekli maaşları % 23 ila % 33 arasında düşürülecek.
·
Aylık geliri 139,6 YTL'den fazla olan bütün vatandaşlar her ay 73
ila 475 YTL Genel $ağlık $igortası primi ödemek zorunda kalacak.
·
Sadece ayakta tedavi olununca değil; hastalık, kaza, ameliyat gibi
nedenlerle hastaneye yatmak gerekince de "katılım payı" adı
altında para ödenecek.
·
"Katılım payı" gerektiğinde beş katına kadar arttırılacak.
·
Bütün sağlık hizmetleri paralı olacak.
·
Sağlık hizmeti alabilmek için bu ülkenin vatandaşı olmak, üstelik
vergi ödemek, dahası Genel $ağlık $igortası primi yatırmak, hatta
bir de "katılım payı" ödemek yetmeyecek. Şimdi bir de "ilâve
ücret" adı altında para ödemek gerekecek.
·
Bütün dünyada anne sütünün önemi yeniden anlaşılır ve emzirme
teşvik edilirken Türkiye'de "sigortalının çocuğuna bir ay anne
sütü yeter" mantığı geçerli olacak. Daha önce doğum yapan
sigortalılara altı ay süreyle verilmesi öngörülen emzirme yardımı
bir aya düşürülecek.
·
Hastalanan sigortalılara verilen iş göremezlik ödeneği % 16
azalacak.
·
Emekli Bağ-Kur'lularının maaşından 10 yıl süreyle % 10 oranında
Genel $ağlık $igortası primi kesilecek.
·
Primini ödeyemeyen vatandaşlar sağlık hizmeti alamayacak, hastane
kapılarından geri dönecek.
·
Primini ödeyemeyen çiftçilerin pamuğuna buğdayına, üzümüne
tütününe el konulacak.
Bu gayri vicdani; gayri
ahlaki, gayri insani girişimi durdurmak için "Herkese Sağlık,
Güvenli Gelecek" talebiyle başlattığımız mücadeleye hep birlikte
katılalım. 12.02.2007
BİZ KARŞI ÇIKARSAK YAPAMAZLAR!
Manisa
Tabip Odası
Yönetim Kurulu
*-*-*-*-*-*-*-*-*
BASIN AÇIKLAMASI
Son dönemlerde hekimlere yönelik
saldırıların gittikçe artığını gözlemliyoruz. Hekimlere yönelik
şiddete ilişkin son olarak ilimiz Turgutlu ilçesi Devlet
Hastanesi’nde bir meslektaşımıza saldırıldığını üzülerek öğrenmiş
bulunmaktayız.
Bir yandan bu sorunlara zemin
hazırlayıp biryandan da vatandaşa şirin görünme çabasında olan AKP
hükümeti ise bu sorunların nedeni olarak sürekli sağlık
çalışanlarını suçlamakta ve onları hedef göstermektedir.
Manisa Tabip Odası yönetim kurulu
olarak saldırıyı şiddetle kınıyoruz.
“Artık Yeter Diyoruz” 11/12/2007
Manisa
Tabip Odası
Yönetim Kurulu
*-*-*-*-*-*-*-*-*
12 Şehit verdiğimiz son
saldırıda yaralanan Doktor Asteğmen Mustafa Barut, bütün uğraşlara
rağmen kurtarılamamıştır. 12 vatan evladımızın ardından, bir
meslektaşımızı kaybetmiş olmanın derin üzüntüsü içerisindeyiz.
Ülkemiz başta ABD, AB ve İsrail olmak
üzere, emperyalist güçlerin desteği ve organizasyonu ile adı
konulmamış bir savaşı yaşamaktadır. Amacı tamamen topraklarımızı
ve toplumumuzu parçalamak olan bu savaş bizleri birleştirmeli,
bütünleştirmeli ve ülkemiz üzerinde oynanan oyunların farkına
varmamızı sağlamalıdır. Kurtuluş savaşını kazandıktan sonra hiç
bitmeyen bir şekilde toplumumuzu değişik yöntemlerle
kutuplaştırmaya ve parçalamaya çalışan bu karanlık güçlere en
güzel yanıt, hepimizin bir araya gelmesi ve bizleri parçalama
isteklerine karşı durmamızla mümkün olabilir.
Çok üzgünüz, ancak karanlık güçlerin
oyunlarına gelmeme konusunda çok daha fazla kararlıyız.
Diğer şehitlerimiz gibi, son
şehidimiz Doktor Asteğmen Mustafa Barut’un yalnız olmadığını tüm
dünyaya gösterebilmek için bütün meslektaşlarımızı birer
“Tıbbiyeli Hikmet” olmaya davet ediyoruz.
Şehitlerimizin ailesinin, Tıp
Dünyasının ve tüm ulusumuzun başı sağolsun. 24/10/2007
Manisa
Tabip Odası
Yönetim Kurulu
*-*-*-*-*-*-*-*-*
BASINA VE
KAMUOYUNA DUYURU
Ülkemizin sınırlarını
değiştirmek amacıyla yıllardır bir çok vatandaşımızı haince
katletmiş olan PKK terörü, dün gece Mustafa Kemal Atatürk’ün ve
milyonlarca şehidimizin kanları ve canları pahasına çizdiği güzel
ülkemizin yılmaz bekçisi olan oniki vatan evladını daha şehit
düşürmüştür.
Vatandaşlarımızı katleden ya da
katledilmesine katkıda bulunan, hem de bunu güzel ülkemizi bölüp
parçalamak için yaptıklarını itiraf eden hiçbir grup, hiçbir
topluluk ve hiçbir ülke bizim dostumuz ve müttefikimiz olamaz.
PKK terörü olarak yapılan niteleme,
yıllardır süre gelen ve ivmesi her geçen gün artan Türkiye
Cumhuriyetini bölme ve topraklarının bir kısmınıda içine alan
emperyalistlerin kontrol ve güdümünde bir uydu devlet kurma
çabalarının ülkemize karşı kapsamlı bir savaşa dönüştürüldüğünü
ifade etmekten uzaktır.
Yapılan mücadele bir terörist örgüte
karşı olmanın ötesindedir. Yaşanılan savaşta düşmanın adını açıkça
ifade etme zamanı gelmiş hatta geçmektedir. Ülkesini seven
herkesin beklentisi siyasi ve askeri anlamda her türlü tedbirin en
kısa zamanda hayata geçirilmesidir. Yaşadıklarımız bir terör
örgütü ile mücadele değil, başta ABD ve AB olmak üzere ülkemizi
bölüp parçalamaya and içmiş pek çok ülke ve karanlık güçle olan
savaş halidir.
Bizler,
toplumumuzu, vatandaşımızı, sınırlarımızı ve ulusal onurumuzu
koruyabilmek adına Habur sınır kapısının kapatılması, enerji
ambargoları, İncirlik üssünün kapatılması dahil tedbirlerin
kararlılıkla alınmasını şiddetle savunuyoruz. Devletimizin bütün
kurumlarının alacağı ekonomik, politik, stratejik ve askeri
tedbirlerin yanında yer alacağımızı bildiriyoruz.
Başta şehit
aileleri olmak üzere bütün vatandaşlarımıza baş sağlığı dileriz.
21/10/2007
MANİSA BAROSU
MANİSA TABİP ODASI
MANİSA DİŞ HEKİMLERİ ODASI
MANİSA ECZACI ODASI
MAKİNA MÜHENDİSLERİ ODASI
ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI
SERBEST MUHASEBECİLER VE MALİ MÜŞAVİRLER ODASI
ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI
ŞEHİR PLANCILARI ODASI
MİMARLAR ODASI
JEOLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI
İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI
HARİTA MÜHENDİSLERİ ODASI
ÇEVRE MÜHENDİSLERİ ODASI
ADD MANİSA ŞUBESİ
TÜRKİYE EMEKLİ SUBAYLAR DERNEĞİ MANİSA ŞUBESİ
TÜRKİYE EMEKLİ ASTSUBAYLAR DERNEĞİ BAŞKANI
HARP MALÜLÜ GAZİLER ŞEHİT DUL VE YETİMLER DERNEĞİ
TÜRKİYE YARDIMSEVENLER DERNEĞİ MANİSA ŞUBESİ
MUHARİP GAZİLER DERNEĞİ
TÜRK KADINLAR BİRLİĞİ
*-*-*-*-*-*-*-*-*
Daha kaç şehit vereceğiz?
Diyarbakır ilimizde görev yapan Manisa doğumlu polis memuru
Hüseyin Özdemir’in bombalı saldırı sonucu şehit düştüğünü, 6
vatandaşımızın da yaralandığını üzülerek öğrenmiş bulunmaktayız.
Kederli aileye, emniyet teşkilatımıza ve halkımıza başsağlığı,
şehidimize rahmet, tedavi görmekte olan vatandaşlarımıza acil
şifalar dileriz. 11/10/2007
Manisa
Tabip Odası
Yönetim Kurulu
*-*-*-*-*-*-*-*-*
BASINA VE KAMUOYUNA DUYURU
Daha
kaç şehit vereceğiz?
Ülkemizin sınırlarını değiştirmek
amacıyla yıllardır bir çok vatandaşımızı haince katletmiş olan PKK
terörü, dün sınırlarını Mustafa Kemal Atatürk’ün ve milyonlarca
şehidimizin kanları ve canları pahasına çizdiği güzel ülkemizin
yılmaz bekçisi olan on beş vatan evladı Mehmetçiğimizi şehit
düşürmüştür. Okyanus ötesinden gelenler bile, kendi yarattıkları
haksız savaşın içinde, son günlerde bizim verdiğimiz şehit kadar
asker kaybetmemişlerdir.
Sadece en üst düzey yöneticiler ve
istihbarat elemanları değil, ülkemizdeki sıradan vatandaşlar bile
askerlerimizi şehit eden merminin, bombanın ve bütün diğer
silahların ABD, İsrail ve AB ülkelerinden geldiğini bilmektedir.
Sadece silah değil, uygulanan politikalarla da Irak’ın kuzeyindeki
terör örgütünün aynı güçler tarafından himaye edildiği, korunup
kollandığı pek çok vatandaşımız tarafından anlaşılmıştır.
Savaşların sadece topla tüfekle yapılmadığı çağımızda, stratejik,
sosyal ve politik önlemlerin alınması zorunludur. Terör örgütüne
sağlanan iç ve dış desteğin kaynakları kesilmedikçe daha çok şehit
vereceğimiz açıktır. O zaman terör örgütüne silah sağlamak dahil
her türlü desteği veren ABD, İsrail ve AB ülkelerine stratejik
müttefikimiz denmesi ve bu şekilde davranılması doğru olamaz.
Vatandaşlarımızı katleden ya da katledilmesine katkıda bulunan,
hem de bunu güzel ülkemizi bölüp parçalamak için yaptıklarını
itiraf eden hiçbir grup, hiçbir topluluk ve hiçbir ülke bizim
dostumuz ve müttefikimiz olamaz. Ülkemizi yöneten politikacıların
artık bu gerçeği vatandaşlarımıza olduğu kadar kendilerine de
itiraf etme zamanı gelmiş ve hatta çoktan geçmiştir. Hükümetin bir
an önce iç ve dış desteği kesecek acil önlemleri alması, yukarıda
adı geçen ülkelere nota verilmesinden ilişkilerin yeniden
düzenlenmesine kadar daha pek çok yaptırımı hayata geçirmesi
kaçınılmaz olmuştur. Eğer bu önlemler acilen, kararlı bir şekilde
alınmaz ve hayata geçirilmezse ülkemizde büyük bir toplumsal
kargaşa ve güvensizlik ortamı doğacağından; toplumsal bölünme ve
parçalanmaların yaşanacağından endişe etmekteyiz.
Bizler, toplumumuzu, vatandaşımızı,
askerimizi, onurumuzu ve sınırlarımızı koruyabilmek için, daha kaç
şehit vermeyi bekleyeceğiz? Bu ülkeyi kurabilmek için merminin,
bombanın ve süngünün önüne hiç tereddüt etmeksizin kendini atan ve
milyonlarcası bastığımız her karış toprağın altında yatan
şehitlerimizi saygıyla anıyoruz.
Bütün vatandaşlarımıza baş
sağlığı dileriz…….08.10.2007
MANİSA TABİP ODASI
MANİSA ECZACI ODASI
MANİSA DİŞHEKİMLERİ ODASI
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ MANİSA ŞUBESİ
TÜRKİYE EMEKLİ SUBAYLAR DERNEĞİ MANİSA ŞUBESİ
TÜRKİYE EMEKLİ ASTSUBAYLAR DERNEĞİ MANİSA ŞUBESİ
TÜRKİYE YARDIMSEVENLER DERNEĞİ MANİSA ŞUBESİ
*-*-*-*-*-*-*-*-*
DEĞERLİ BASIN MENSUPLARI
Son günlerde sağlık alanında yürürlüğe giren yeni uygulamalar ve
kamuoyunda bu uygulamalar ile ilgili yaratılmaya çalışılan ancak
gerçekleri yansıtmayan bir dizi gelişmelerle ilgili bir
değerlendirme toplantısı yapılması kararlaştırılmış, 11/07/2007
tarihinde yapılan toplantıda aşağıdaki tespitlerimizin kamuoyuyla
paylaşılması uygun görülmüştür.
Buna göre;
A-01/07/2007 tarihinde yürürlüğe giren Sağlık Bakanlığı genelgesi
ile bu tarihten itibaren birinci basamak sağlık kuruluşlarında
verilecek hizmet için vatandaşlarımızdan kimlik belgesi dışında
herhangi bir belge istenmeyeceği ve ücret talep edilmeyeceği
bildirilmiştir.
Bu durum konuya
ilişkin olarak yapılan bir dizi açıklamanın da etkisi ile sağlık
ocaklarında vatandaşlarımızın muayeneleri sonucunda kendilerinden
bu muayeneye yönelik herhangi bir ücretin tahsil edilmeyeceği
algısını yaratmıştır. Hatta buna yönelik açıklamalar ilgili
Bakanlıklar tarafından da yapılmıştır.
Oysa 15 Haziran 2007 tarihinde yürürlüğe giren sağlık uygulama
tebliğinin altıncı maddesinin birinci fıkrasında poliklinik
muayene katılım payları için;
- Kurumdan gelir ve aylık alanlar ile bakmakla yükümlü
olduğu eş, çocuk, ana ve babaları için gelir ve aylıklarından,
- Diğer kişiler için ise reçete ile ilaç temini için
başvurulan Kurumla sözleşme yapmış serbest eczaneler tarafından,
tahsil edilir.
ifadesi yer almaktadır.
Bu durumda
Emekli Sandığı, Bağ-kur, SSK’dan sağlık hizmeti alan kişilerin
ödedikleri muayene ücretlerinde herhangi bir değişiklik olmamış
ancak bu ücretin ödenme şekli ve yeri değişmiştir. Bu durumda bu
hizmetlerden artık ücret alınmadığının ifadesi halkımızı
yanıltmakta, serbest eczaneleri hem üstlenmemeleri gereken bir
göreve zorlamakta hem de hastalarla karşı karşıya getirmektedir.
B-Siyasi
iktidar tarafından uzun uğraşlar sonucunda ve ısrarla hayata
geçirilmeye çalışılan GSS sisteminin temel dayanağı sevk
zinciriyken, içinde bulunduğumuz süreçte hastaların her kademedeki
sağlık kuruluşuna sevksiz başvurabilecekleri bildirilmektedir.
GSS’nin ve Aile Hekimliği sisteminin sevk zinciri olmaksızın
işletilmesinin kesinlikle mümkün olmadığını savunanların bu
yaklaşımlarını gerçekçi bulmuyoruz.
C- Sağlık Bakanlığı bünyesine sözleşmeli olarak çalışan 40.000
personele bu günlerde kadro sözü verilmesini anlamlı buluyoruz.
Örneğin 70 milyon insana 4.000 diş hekimi ile hizmet verilmeye
çalışılırken ve bu rakam tüm girişimlere rağmen artırılmamışken
1.350 tane diş hekiminin son birkaç gün içinde işe alınması son
derece düşündürücüdür.
SONUÇ;
1- İktidar partisi, daha aylar öncesine kadar çıkardığı
yasalar ve aldığı kararlarla evk zincirinin çok önemli olduğunu,
mutlaka hayata geçirileceğini söylüyor iken, seçime günler kala
sevk zincirini kaldırdık herkes istediği hastaneye gidebilir
demektedir.
2- Yıllardır, hastanelerdeki personel yetersizliği gerek
bizler ve gerek başka kurumlar tarafından ifade edildiği halde
seçime yine günler kala 40.000 kadro açılmıştır.
3- Sağlık ocaklarını ücretsiz yaptık denerek vatandaş
kandırılmaktadır.
Bütün bu uygulamaların seçimlere günler kala hayata geçirilmesinin
yada geçirilmiş gibi gösterilmesinin sebebini seçim yatırımı ve oy
kaygısı olarak değerlendiriyoruz.
Vatandaşımıza kendi alanımızla ilgili gerçekleri anlatma
sorumluluğumuzdan dolayı yukarıdaki bilgileri kamuoyuyla
paylaşıyoruz. 11/07/2007
MANİSA DİŞHEKİMLERİ ODASI
MANİSA
ECZACI ODASI
MANİSA TABİP ODASI
SES MANİSA ŞUBESİ
TÜRK SAĞLIK-SEN MANİSA ŞUBESİ
*-*-*-*-*-*-*-*-*
26/04/2007
BASIN AÇIKLAMASI
Cumhuriyetimiz zor günlerden geçiyor. Cumhuriyetin temel
değerlerinin aşındırılması, bu değerlerin savunulmasını ve
yaşatılmasını kendi görevi bilen halkımızın, önemli bir kesiminde
ciddi rahatsızlıklar yaratıyor. Bu rahatsızlık sadece
Cumhurbaşkanlığı seçiminin toplumsal uzlaşma olmaksızın yapılmak
istenmesinden kaynaklanmıyor. Mevcut iktidarın geçtiğimiz beş
yıldaki icraatlarının bir sonucu.
Dedelerinin, ninelerinin her karışını kanlarıyla, canlarıyla
savunduğu vatan topraklarının pervasızca yabancılara satıldığını,
en stratejik olanından, en kârlı olanına kadar tüm fabrika ve
kuruluşların çok uluslu firmalara peşkeş çekildiğini,
üniversitelerin, yargının, sağlık sisteminin kuşatma altında
kaldığını, başta eğitim olmak üzere her alanda kurumların amansız
ve acımasız bir kadrolaşma altında ezildiğini gören halkımız,
laiklik gibi ülkemizin Anayasal düzeninin temelini oluşturan
kavramların tartışmaya açık hale getirilme çabalarını da yakından
izlemekte, bunun demokrasi ve bireysel özgürlüklerin savunulması
gibi evrensel değerler adına yapıldığı şeklindeki takiyeyi ise
reddetmektedir.
Demokrasi; seçenlerin haklarının, seçilmişlerce korunmasıdır.
Demokrasi en çok oyu alanın, sadece kendisine oy verenlere hizmet
etmesi değildir. Seçilmişler tüm seçenlerin haklarını korumak
zorundadır. Bu anlamda; Laiklik olmadan demokrasi, demokrasi
olmadan da laiklik olmaz.
Kendine bilim ve feni rehber edinmek yoluyla, Atatürk'ün manevi
mirasçıları olduğuna inanan milyonlar, bu tehlikeli gidişe dur
diyebilmek için 14 Nisan 2007 gününde Ankara'nın Tandoğan
Meydanı'nı doldurdu ve seslerini duyurmaya çalıştılar. Meydanda
haykırılan tepkilerin ve verilen iletilerin yeterince
algılanamadığını o günden beri yaşanılan süreç gözler önüne
sermiştir. Kendilerinin Atatürk Türkiye’sinde yetiştiğini ve
mevcut makamlarına otururken Atatürk İlkelerini koruyacaklarına ve
kollayacaklarına dair ettikleri yeminleri unutanların, bu
tepkileri de kolaylıkla unutacaklarına ve yaptıkları hataları
tekrar edeceklerine yönelik endişelerimiz artmıştır.
Laiklik karşıtı açıklamalarıyla, ulusumuzun büyük çoğunluğunun
tepkisini üzerine çeken bir hemşehrimizin, Atatürkçü, demokrat,
aydın insanlarla dolu Manisamız’ın ülke genelindeki algısına ciddi
zararlar verdiği açıktır. Burada bizler, yani Manisa'da faaliyet
gösteren sivil toplum örgütleri ve meslek odaları önemli bir
görevi üstlenmemiz gerektiğini görüyoruz.
Bu görev, bizlere, Manisalılar’ın haklı tepkilerinin, demokratik
sınırlar içinde iletilmesine ve sağlıklı biçimde duyurulmasına
aracılık etme sorumluluğunu yüklüyor. Böyle ağır bir yükün
altından dayanışma ruhu ile kalkacağımıza inanıyoruz. Bu mitingin
düzenlenmesi bizim için hem bir başlangıç, hem de Manisa'da her
zaman özlediğimiz, sivil toplum örgütleri arası eşgüdüm ve
dayanışmayı yakalamak için bir fırsat olacaktır.
Özetle,
Cumhuriyet'in temel değerlerinin aşındırılmasından endişe duyan ,
Cumhurbaşkanlığı gibi bir makamın, bu değerlere özde inanan ve
toplumun büyük çoğunluğunun da, kendisine inandığı bir kişi
tarafından doldurulması gerektiğini düşünen,
Manisamız’ın, laiklik karşıtı çıkışlarıyla tanınanların şehri
olarak anılmasından rahatsızlık duyan tüm yurttaşlarımızı,
"Manisa Cumhuriyetimize Sahip Çıkıyor Mitingi"ne, davet ediyoruz.
5 Mayıs Cumartesi günü saat 10'da Öğretmenevi önünde toplanıp,
Sultan Önü'ndeki miting alanına yürürken; yakın uzak tüm illerden
gelen misafirlerimiz yüreğimize yürek, gücümüze güç, sesimize ses
katacaklardır.
Biliyoruz elbette kolay olmayacaktır ancak “Söz konusu Vatansa
gerisi teferruattır.”
Düzenleme Komitesi
5 MAYIS 2007 CUMARTESİ GÜNÜ MANİSA’DA YAPILACAK OLAN ,
CUMHURİYETİMİZE SAHİP ÇIKALIM MİTİNGİNE KATILACAĞINI AÇIKLAYAN
KURUM VE KURULUŞLAR . ( 26.04.2007 TARİHİ İTİBARİYLE)
-
ADD MANİSA ŞUBELERİ
-
TÜRKİYE MUHTARLAR DERNEĞİ
- TÜRKİYE YARDIM SEVENLER DERNEĞİ ŞUBESİ
-
HACI BEKTAŞ VELİ KÜLTÜR VAKFI
-
TABİPLER ODASI
-
ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI
-
ECZACI ODASI
-
DİŞHEKİMLERİ ODASI
-
TÜRKİYE GÜÇSÜZLER VE KİMSESİZLER YARDIM VAKFI
-
EMEKLİ ASTSUBAYLAR DERNEĞİ
-
EMEKLİ SUBAYLAR DERNEĞİ
-
POLİS EMEKLİLERİ SOSYAL YARDIMLAŞMA DERNEĞİ
-
YENİ KUŞAK KÖY ENSTİTÜLERİ DERNEĞİ
-
EĞİTİM-İŞ
-
TÜRK KADINLAR BİRLİĞİ MANİSA ŞUBESİ
-
TÜRKİYE ZİRAATÇILAR DERNEĞİ
-
TÜRK HAVA KURUMU MANİSA ŞUBESİ
-
MANİSA BİZİM ÇOCUKLARIMIZ DERNEĞİ
-
MANİSA YURT SAVUNMASI GAZİLERİ VE ŞEHİT AİLELERİ DAYANIŞMA VE
İNSAN HAKLARI DERNEĞİ
-
BARO BAŞKANLIĞI
-
JEOLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI
-
MAKİNE MÜHENDİSLERİ ODASI
-
MANİSA MALATYALILAR KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ
-
MANİSA SPİL LİONS KULÜBÜ DERNEĞİ
-
TÜRK OCAKLARI DERNEĞİ MANİSA ŞUBESİ
-
MANİSA ECZACI YARDIMCILARI DERNEĞİ
-
MANİSA BALKAN GÖÇMENLERİ KÜLTÜR DAYANIŞMA DERNEĞİ
-
MANİSA AZERBAYCAN KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ
-
MANİSA VEREMLE SAVAŞ DERNEĞİ
-
MANİSA YUNTDAĞLILAR SOSYAL YARDIMLAŞMA DAYANIŞMA KÜLTÜR VE TURİZİM
DERNEĞİ
-
ÇEVRE MÜHENDİSLERİ ODASI
-
ELEKTİRİK MÜHENDİSLERİ ODASI
-
HARİTA MÜHENDİSLERİ ODASI TEMSİLCİLİĞİ
-
İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI
-
MİMARLAR ODASI TEMSİLCİLİĞİ
-
ŞEHİR PLANCILARI ODASI TEMSİLCİLİĞİ
-
SERBEST MUHASEBECİLER VE MALİ MÜŞAVİRLER ODASI
-
MANİSA HAYVANLARI KORUMA DERNEĞİ
-
CUMHURİYET HALK PARTİSİ
-
DEMOKRATİK SOL PARTİ
-
SOSYAL DEMOKRAT HALK PARTİSİ
-
İŞÇİ PARTİSİ
-
İŞÇİ EMEKLİLERİ DERNEĞİ
-
EĞİTİM-SEN
*-*-*-*-*-*-*-*-*
TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
MANİSA TABİP ODASI BAŞKANLIĞI
BASINA VE KAMUOYUNA
İZMİR'DEKİ 243 SAĞLIK OCAĞININ KAPATILMASI GİRİŞİMİ DERHAL
DURDURULMALIDIR!
Aile Hekimliği Pilot Uygulaması kapsamına alınan İzmir'de bu hafta
sonu toplam 1.087 aile hekimliği birimine yerleştirme
yapılacaktır. Yıllardır İzmir halkına hizmet veren 243 sağlık
ocağı kapatılarak uygulama başlatılacak.
Ardından sıra güzel Manisa’mıza
gelecek.
İzmir’de sağlık ocakları, yıllardır ihmal edilmiş
olmasına karşın ülkemizde en iyi çalışan sağlık
kurumlarımızdandır. Bu yüzden halkımız "sağlık ocağı" adındaki
sıcaklıkla eşdeğer olarak bu kurumları benimsemiş ve
mahallesindeki, sokağındaki, evinin bitişiğindeki yuvası gibi
bilmiştir. Bu benimseyişle, her yıl yaklaşık 9 milyon İzmirli bu
sağlık ocaklarından poliklinik hizmeti almakta, bunların yaklaşık
2 milyonuna çeşitli laboratuvar tahlilleri yapılmakta, 75 binine
küçük cerrahi girişimde bulunulmaktadır. Milyonlarca doz aşı
yapılarak bebeklerimiz, çocuklarımızın bulaşıcı hastalıklara
yakalanması, ölmesi önlenmektedir. Çocuk felci sağlık
ocaklarımızın yürüttüğü kampanyalar sonucu ülkemizden yok
edilmiştir ve kızamığın da kökü kazınmak üzeredir. Ayrıca yüz
binlerce kadınımıza aile planlaması hizmeti, gebe, loğusa, bebek
ve çocuklarımıza evde koruyucu sağlık hizmeti verilmektedir. Yani
sağlık ocaklarımız her zaman halkımızın yaşamının içinde olmuş,
pratisyen hekim, hemşire, ebe, sağlık memuru, çevre sağlığı
teknisyeni, laborant, tıbbi sekreter, ayniyat memuru, temizlik
elemanı, şoför ve diğer sağlık çalışanlarından oluşan kocaman
ekipleri ile toplum sağlığını korumayı başarmıştır.
Bizler bu konudaki
görüşlerimizi ve hekimlerin, sağlık çalışanlarının, hastalarımızın
beklentilerini Sağlık Bakanı Sn. Recep Akdağ'a defalarca ilettik
ve aile hekimliği aldatmacısından vazgeçilmesini talep ettik.
Ancak, Sn. Sağlık Bakanı'nın Sağlıkta Dönüşüm Programı'nı ve
özellikle aile hekimliği uygulamasını kişisel bir siyasi
performans kriteri gibi gördüğünü üzülerek gözlemlemekteyiz. İMF
heyetinin telkinlerini 13 saat dinleyen Sağlık Bakanlığı, sağlık
çalışanlarının sesine kulak vermemekte, bu duruma itiraz edenleri
ise soruşturma açmakla, cezalandırmakla tehdit etmektedir.
Bu çağrı bütün ülkede görev
yapan sağlık çalışanlarının ortak sesidir.
İyi niyetli diyalog çabalarımızın
sonuç vermediğini görüyoruz. Bu nedenle 31 Mart 2007 Cumartesi
günü İzmirli sağlık çalışanları ve İzmir halkıyla buluşacağız.
Keyfiyete dayalı bu projenin ölü doğacağını ve 243 sağlık
ocağımızın kapatılamayacağını göstermek üzere saat 08.00'den
itibaren yerleştirme işleminin yapıldığı İl Özel İdaresi Balçova
Tesisleri Kardelen Salonu'nda olmaya çağırıyoruz. 29.03.2007
MANİSA TABİP
ODASI
MANİSA DİŞHEKİMLERİ ODASI
MANİSA ECZACI ODASI
SES MANİSA ŞUBESİ
TÜRK SAĞLIK-SEN MANİSA ŞUBESİ
*-*-*-*-*-*-*-*-*
TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
MANİSA TABİP ODASI BAŞKANLIĞI
Beyaz Eylem kapsamında Ankara Tabip Odası Yöneticileri
Ankara Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesinde düzenlenen bir anket
çalışmasında, özel güvenlik görevlileri tarafından tartaklanmış ve
çalışmalarının engellendiğini üzülerek öğrenmiş bulunmaktayız.
Yaşanan olayı
şiddetle kınıyoruz. Yetkilileri göreve davet ediyoruz.
Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu
*-*-*-*-*-*-*-*-*
TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
MANİSA TABİP ODASI BAŞKANLIĞI
BASINA VE KAMUOYUNA
SAĞLIK OCAKLARIMIZA SAHİP ÇIKIYORUZ!
ARTIK YETER ! SAĞLIK HAKTIR!
(1 Mart
2007)
Cumhuriyetimizin kazanımı, toplum sağlığının temel taşları, 50
yıllık birikimimiz sağlık ocaklarımızın kapatılmasına karşı
çıkıyoruz.
Sağlığın ticari mal haline getirildiği, sağlık personelinin özlük
haklarının geriletildiği, halkın sağlıklı yaşam ve sosyal güvenlik
hakkının ise ortadan kaldırılmaya çalışıldığı günleri yaşamak
zorunda bırakılıyoruz.
Mevcut
iktidar halkın ve sağlık çalışanlarının kazanılmış haklarını IMF
ve Dünya Bankası’nın programları doğrultusunda uluslararası
tekellere peşkeş çekmek için sağlık hizmetlerini özelleştirme
çabası içindedir.
Sağlık ocaklarımızın önceliği, koruyucu sağlık hizmetleri ile Türk
halkının sağlığını ve sağlamlığını en üst düzeye çıkarmaktır.
Sağlık ocaklarımız kapatılarak yerine konulmak istenen "Aile
Hekimliği" sistemi ile birinci basamak sağlık hizmetleri
özelleştirilmekte insanların hastalanmasından kazanç sağlamaya,
uluslararası ilaç ve teknoloji satmayı hedefleyen tekellerin
karını arttırmaya yönelik bir sistem hayata geçirilmeye
çalışılmaktadır.
"Sağlık Ocaklarımıza Sahip Çıkmamız" sağlık alanını tahrip eden ve
yıkıma yol açan Genel Sağlık Sigortası, vatandaşlarımızın ilaca
ulaşımını güçleştiren uygulamalar, siyasi kadrolaşma,
taşeronlaşma, hizmet alımları, ithal hekimler, yeni eğitim
hastanelerinin kurulması, zorunlu mesleki sigorta gibi
uygulamalar…yani sağlıkta dönüşüm programı ile sağlık sistemimiz
çökertiliyor.
Toplum sağlığını öncelikleyen nitelikli, parasız, eşit,
ulaşılabilir bir sağlık hizmetinin sunulması gerektiği
kanısındayız.
11 Mart 2007 Pazar günü Ankara'da “Sağlık Hakkı İçin Beyaz Miting”
deyiz.
Kamuoyuna saygıyla duyururuz.
MANİSA DİŞHEKİMLERİ ODASI
MANİSA ECZACI ODASI
MANİSA TABİP ODASI
SES MANİSA ŞUBESİ
TÜRK SAĞLIK-SEN MANİSA ŞUBESİ
*-*-*-*-*-*-*-*-*
TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
MANİSA TABİP ODASI BAŞKANLIĞI
BASIN AÇIKLAMASI
İTİRAZ
EDİYORUZ! ÜLKEMİZDE HEKİMLİK YAPABİLMEK İÇİN TÜRK OLMA KOŞULU
KALDIRILIYOR.
“TORBA
YASA” İLE BAŞIMIZA TORBA GEÇİRİLMEK İSTENİYOR!
AKP Hükümeti tarafından hazırlanan "Sağlık Hizmetleri Temel
Kanunu, Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair
Kanun ile Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarz-ı İcrasına Dair
Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı" 06.02.2007
tarihinde (bugün) Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşülmeye
devam ediliyor.
"Torba Yasa" olarak tanımlanan bu tasarı
ile getirilmeye çalışılan değişikliklerin bazıları şunlardır:
1- İthal ucuz hekim çalıştırmanın yasal altyapısının hazırlanması
1219 sayılı Kanun'daki "Türkiye Cumhuriyeti'nde hekimlik
yapmak ve ne biçimde olursa olsun hasta tedavi edebilmek için
Türkiye Tıp Fakültesinden diploma almak ve Türk bulunmak
gereklidir" ifadesindeki "ve
Türk bulunmak" ibaresi , madde metninden
çıkarılmak istenmektedir.
Bu yasal düzenlemeyle uluslararası deneyim ve bilgiden
faydalanma amacı değil, sadece eğitim ve çalışma imkanları bizden
daha kötü olan çevre ülkelerden gelecek ve düşük ücretle çalışmaya
razı hekimlerin istihdamı hedeflenmektedir. Hükümet, böylece
“Sağlıkta Dönüşüm" Programı'nın gereği olarak sağlık piyasasına
ucuz iş gücü oluşturmak, yedek işsiz hekim ordusu yaratmak
istemektedir. Nitekim Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın "Türki
Cumhuriyetlerde aylık 100- 150 dolara çalışacak yabancı hekimler
var" sözleri bu amacı açıkça ortaya koymaktadır.
"İthal hekim" çalıştırmanın diğer hedefi de
“sağlık pazarı"nı uluslararası sermayeye açmaktır. İthal hekimler
ile gelecek çok uluslu sermaye ile sağlık kentleri kurularak
ülkemizin kaynakları sömürülecektir. Hükümet'in amacı hiçbir
şekilde Türkiye sağlık sisteminin sorunlarını çözmek değil, başta
Dubai şeyhi El Maktum olmak üzere uluslararası sağlık patronlarına
kârlılık alanları yaratmaktır.
Türkiye Cumhuriyeti’nde sadece Türk Hekimleri’nin
çalışabilmesi, Lozan Antlaşmasıyla sağlanmıştır. Bu yasa tasarısı
kabul edilirse Lozan delinmiş olacaktır.
İthal hekimlerin eğitimlerinin denklikleri,
vatandaşımızın ithal hekimle anlaşabilmelerindeki dil sorunu,
eğitim kaliteleri konusunda herhangi bir hükme tasarı da yer
verilmemiştir. AB’ye uyum sürecinde bu yasayı çıkaranlar kişi ve
hizmetlerin serbest dolaşımı önündeki engellerin kaldırılması
amacına yönelik olduğu belirtilmesine rağmen, her türlü taviz
verilirken karşılıklılık ilkesinin bilerek görmezden gelindiği
görülmektedir.
“BENİ TÜRK HEKİMLERİNE EMANET EDİNİZ”
Mustafa Kemal ATATÜRK
2- Tüm hekimlere zorunlu mali sorumluluk sigortası
Tasarı'yla ister kamuda, ister özelde çalışsın tüm
hekimlere mali sorumluluk sigortası yaptırma zorunluluğu
getirilmektedir. Tasarı'nın gerekçesinde sağlık çalışanlarının
çalışma koşullarının elverişsizliğinden kaynaklı tıbbi hata yapma
olasılığının yüksekliği nedeniyle bu düzenlemenin yapılmak
istendiği açık olarak belirtilmektedir.
Hükümetin sağlık ortamındaki yetersizlikleri gidermek yerine
bu yetersizlikler üzerinden sigorta kuruluşlarının fonlarına katkı
sağlamayı düşünmesi ve hekimleri potansiyel suçlu olarak görmesi
akıl almaz bir çabadır.
Bu Tasarı yasalaştığı takdirde Türkiye'de hekimlik
yapmak fevkalâde zorlaşacak; büyük miktarlardaki tazminat
davalarının baskısı altındaki hekimler riskli hastalara gerekli
tıbbi girişimlerde bulunmaktan kaçınacaklardır.
Tasarıyla bir yıllık bir uygulama yapılmak istendiği
anlaşılmaktadır. Devlet Bakanlığı’nca yetkilendirilecek sigorta
şirketlerinde aranacak nitelikler de belirtilmemiştir. Şeffaflık
ve tarafsızlık ilkesi zedelenecek ve istenilen şirkete yetki
verilmesinin önü açılacaktır.
Sağlık hizmetinin ekip hizmeti ile verilmesi gerekir.
Özellikle ebe, hemşire, anestezi teknisyenleri ve acil tıp
teknisyenlerinin düzenlemede göz önüne alınmadığı görülmektedir.
Alt yapısı oluşturulmayan, malpraktis-komplikasyon ayrımı belirgin
olmayan ve önümüzdeki süreçte bürokrasi yönünden karmaşa yaratacak
bir sağlık ortamının da oluşacağı kanısındayız.
"Zorunlu mali sorumluluk sigortası" ile hekimlere
ek bir gider yaratılırken, kontrolü doğrudan Bakanlık tarafından
yapılacak devasa sigorta anlaşmalarıyla sağlık ortamı yine piyasa
ile baş başa bırakılmaktadır.
3- Eğitim hastanelerindeki şef/şef yardımcılığı kadrolarına sınavsız
olarak atama yapılması Düzenlemeye göre atamalar,
Bakanlık tarafından
belirlenmiş jürinin yapacağı değerlendirme sonucu
hazırlanan rapor ışığında yine Bakanlık tarafından yapılacaktır.
Oysa benzer yönde daha önceden yapılan düzenlemelerin hukuka
aykırı olduğu Anayasa Mahkemesi ve diğer yargı organlarının
kararlarıyla açıkça ortaya konulmuştur. AKP Hükümeti ise eğitim
hastanelerinde artık bir işgal harekatına dönüşmüş olan partizanca
kadrolaşma uygulamalarını devam ettirmek istemektedir. 15 yeni
ihtisas hastanesinin yapılması ile kadrolaşmanın yolu açılacak, bu
ortamda eğitici kadronun siyasetin her türlü müdahalesinden uzak
olması gerekirken, eğitici kadroların
liyakata değil
sadakata
dayalı olarak kendi yandaşlarının atamasının yollarını, hukuku
dolanarak bulmaya çalışmaktadır. Eğitim kurumlarımızın önümüzdeki
süreçte gelecek yeni yasal düzenlemelerle işletme haline
getirilmesinin son halkasının da tamamlanması sağlanmış olacaktır.
4- Eğitici kadrolar beş yılda bir sil baştan Yasa
Tasarısı klinik şefi, şef yardımcısı ve başasistan kadrolarına
atananların beş yıllık sürelerle Bakanlıkça değerlendirilmeleri ve
yeterli görülmeyenlerin uzman kadrolarına nakledilmeleri yönünde
bir hüküm içermektedir. Bu değerlendirme için kriterlerin ne
olacağı ise tanımlanmamaktadır. Bu durumda halen bu unvanları
kazanmış olanlar da dahil bütün eğitici kadroların kaderi
partizanlıkta sınır tanımayan Sağlık Bakanlarının iki dudağı
arasında olacaktır.
5- Tıpta Uzmanlık Tüzüğü 1219 sayılı Yasa'da
değişikliğe gidilerek Tıpta Uzmanlık Eğitimi
yönetmelikle
düzenlenmeye çalışılmaktadır.
1219 sayılı Yasa'da yapılacak bir değişiklikle tıpta uzmanlık
eğitiminin tüzük yerine yönetmelikle düzenlenmesi, Tüzüğün çıkması
için tarafların uzlaşmasını şart koşan Danıştay'ı sürecin dışında
bırakırken, Sağlık Bakanlığı'nı tıpta uzmanlık eğitimiyle ilgili
düzenlemelerde tek yetkili konumuna getireceği için ciddi
sakıncalar içermektedir.
Tıpta Uzmanlık Kurulu'nda
üyelerin çoğunluğunu Sağlık
Bakanlığı tarafından atananlar oluştururken, TTB
sadece bir üye ile temsil edilmektedir.
6- Radyoloji çalışanlarının çalışma sürelerinin uzatılması
Tasarı'yla 2368 sayılı Kanun'un 2. maddesi değiştirilerek
radyoloji çalışanlarının günlük beş saat olan mesai sınırları
ortadan kaldırılmaktadır. Yapılan bir anket çalışmasına göre;
“Röntgen cihazlarının % 45 gibi büyük bir kısmı 20
yıllık ve daha eskidir.Her 100 cihazdan 6’sı 1956 model ve yüksek
radyasyon yaydıklarından dolayı sağlık personelinin hayatı için
büyük risk oluşturuyorlar.Bu cihazların % 31’i lisanssız ve
röntgen birimlerinin %44,44’ünün ruhsatı yok.Anketimizde ayrıca
röntgen cihazlarının 4’te 3’ünden fazlasının rutin ölçüm ve
kalibrasyonlarının yapılmadığı da ortaya çıktı. Kullandığınız
cihazların rutin ölçüm ve kalibrasyonları düzenli olarak yapılıyor
mu? sorusuna % 77,38’i yapılmıyor cevabını verdi.
Ankette radyasyonla çalıştığınız ortam radyasyondan korunma
standartlarını taşıyor mu? sorusuna personelin % 65,48’i hayır
cevabını verdi. Ayrıca anket sonuçlarına göre personelin %
88,10’unun çalışılan ortamın sağlığa etkileri hakkında
bilgilendirilmediği ortaya çıktı.”
Çalışma ortamlarının fiziki koşulları düzeltilmeden,
radyoloji cihazlarının kontrolleri yeterli olarak yapılmadan,
çalışanların düzenli sağlık kontrollerinden geçmeleri sağlanmadan
sadece işletmenin ihtiyaçlarına göre çalışma sürelerinin
uzatılması çalışanlara siz kanser olun ve ölün demektir.
7-
Anestezi teknisyenlerine hasta uyutma yetkisi
Kanun Tasarısı ile anestezi teknisyenlerinin anestezi uzmanı veya
bunun bulunmadığı hallerde ameliyatı yapan ilgili uzmanın
gözetiminde ve direktiflerine uygun olarak anestezi iş ve
işlemlerini yapmaları öngörülmektedir.
Oysa anestezi biliminin gelmiş olduğu düzey göz önünde
bulundurulduğunda cerrahın gözetiminde de olsa, anestezi uzmanının
denetimi olmaksızın anestezi teknisyenlerine bu sorumluluğun
verilmesinin ekip çalışmasını zedeleyeceği, ameliyatlarda hata
yapma olasılığını yükselteceği kanısındayız.
8-
Sözleşmeli personel “Sözleşmeli personelin
pozisyonlarının bulunduğu hizmet birimlerinin,birleşme nitelik
değiştirme veya isim değiştirme gibi nedenlerle değişikliğe
uğraması halinde bu değişiklikler, il içinde olması kaydıyla,
yılda en fazla iki kez Bakanlar Kurulu kararı aranmaksızın Maliye
Bakanlığı vizesiyle yapılabilir” denilerek sağlık çalışanları
arasında çalışma barışını bozan, sağlık çalışanları arasında
eşitsizlik yaratan, sağlık çalışanlarının haklarının korunmadığı
bir ortam süregen hale getirilmekte halkın sağlığı da hiçe
sayılmaktadır.
SON
SÖZ:
“İNKILAPÇILIĞIN ÇEŞİTLİ HAYATİ
GÖREVLER VERDİĞİ TÜRK VATANDAŞININ SAĞLIĞI VE SAĞLAMLIĞI HER ZAMAN
ÜZERİNDE DİKKATLE DURULACAK MİLLİ MESELEMİZDİR.”
Mustafa Kemal ATATÜRK
Kamuoyuna saygılarımızla duyururuz.06/02/2007
MANİSA
ECZACI ODASI
MANİSA DİŞHEKİMLERİ ODASI
MANİSA TABİP ODASI
SES MANİSA ŞUBESİ
TÜRK SAĞLIK-SEN MANİSA ŞUBESİ
*-*-*-*-*-*-*-*-*
TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
MANİSA TABİP ODASI BAŞKANLIĞI
BASIN
BİLDİRİSİ
İthal Ucuz Hekim...
Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası... Eğitim Hastanelerinde AKP
Kadrolaşması...
100.000 HEKİMİN ve 70
MİLYONUN BAŞINA GEÇİRİLMEYE ÇALIŞILAN TORBA YASADA NELER VAR!!!
AKP
Hükümeti tarafından hazırlanan bir yasa taslağı bugün mecliste
görüşülmektedir."Torba Yasa" olarak tanımlanan bu Tasarı ile
getirilmeye çalışılan değişikliklerin bazıları şunlardır:
1- İthal ucuz hekim
çalıştırmanın yasal altyapısının hazırlanması
1219
sayılı Kanun'daki "Türkiye Cumhuriyeti'nde hekimlik yapmak ve ne
biçimde olursa olsun hasta tedavi edebilmek için Türkiye Tıp
Fakültesinden diploma almak ve Türk bulunmak gereklidir"
ifadesindeki "ve Türk bulunmak" ibaresi madde metninden
çıkarılmak istenmektedir.
Bu yasal
düzenlemeyle uluslararası deneyim ve bilgiden faydalanma amacı
değil, sadece eğitim ve çalışma imkanları bizden daha kötü olan
çevre ülkelerden gelecek ve düşük ücretle çalışmaya razı
hekimlerin istihdamı hedeflenmektedir. Hükümet, böylece Sağlıkta
"Dönüşüm" Programı'nın gereği olarak sağlık piyasasına ucuz iş
gücü oluşturmak, yedek işsiz hekim ordusu yaratmak istemektedir.
Nitekim Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın "Türki Cumhuriyetlerde
aylık 100- 150 dolara çalışacak yabancı hekimler var" sözleri bu
amacı açıkça ortaya koymaktadır.
"İthal
hekim" çalıştırmanın diğer hedefi de sağlık "pazarı"nı
uluslararası sermayeye açmaktır. Hükümet'in amacı hiçbir şekilde
Türkiye sağlık sisteminin sorunlarını çözmek değil, başta Dubai
şeyhleri olmak üzere uluslararası sağlık patronlarına kârlılık
alanları yaratmaktır.
Türkiye
Cumhuriyeti’nde sadece Türk Hekimleri’nin çalışabilmesi, Lozan
Anlaşmasıyla sağlanmıştır. Bu yasa tasarısı kabul edilirse Lozan
delinmiş olacaktır. Türk hekimlerinin kendi topraklarında çalışma
hakkı ellerinden alınarak zaten zor koşullarda çalışan hekimlerin
çalışma ve yaşam koşulları daha da zorlaştırılacak, Türk
Vatandaşlarının yaşamı ve sağlığı yabancılara emanet edilecektir.
2- Tüm hekimlere zorunlu
mali sorumluluk sigortası
Tasarı'yla
ister kamuda, ister özelde çalışsın tüm hekimlere mali sorumluluk
sigortası yaptırma zorunluluğu getirilmektedir. Tasarı'nın
gerekçesinde sağlık çalışanlarının çalışma koşullarının
elverişsizliğinden kaynaklı tıbbi hata yapma olasılığının
yüksekliği nedeniyle bu düzenlemenin yapılmak istendiği açık
olarak belirtilmektedir. Hükümetin sağlık ortamındaki
yetersizlikleri gidermek yerine bu yetersizlikler üzerinden
sigorta kuruluşlarının fonlarına katkı sağlamayı düşünmesi ve
hekimleri potansiyel suçlu olarak görmesi akıl almaz bir çabadır.
Bu Tasarı
yasalaştığı takdirde Türkiye'de hekimlik yapmak fevkalâde
zorlaşacak; büyük miktarlardaki tazminat davalarının baskısı
altındaki hekimler
|
| |