BASIN AÇIKLAMALARI





*-*-*-*-*-*-*-*-*



Basın Açıklaması

1.Ekim.2008’de yürürlüğe giren 2008 Yılı Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği (SUT), sağlık harcamaları SGK tarafından karşılanan kişilerin, sağlık hizmetlerinden, yol, gündelik ve refakatçi giderlerinden yararlanma esas ve usullerini düzenliyor. SUT, AKP Hükümetinin öne sürdüğü, ancak büyük bir hekim kitlesi ve tabip odaları tarafından kabul edilmeyen ve eleştirilen “Sağlıkta Dönüşüm Programı”nın en önemli bileşenlerinden olan GSS kapsamında ortaya çıkmıştır.

 

SUT’a göre artık:

Önceki yıllarda muayene ücreti ödemeyen SSK’lı aktif çalışanlar, yeşil kartlılar, kamu çalışanları ve emeklileri ile aile bireyleri bundan sonra ücret ödemek zorundadırlar.

İlimiz Manisa dahil aile hekimliğine geçmiş tüm illerde 1 Ocak 2009 tarihinden itibaren, acil haller dışında ilk müracaatın aile hekimlerine yapılması ve sevk zincirinin uygulanması zorunludur.

Acil haller dışında aile hekimliğinden sevk alınmaksızın ikinci ve üçüncü basamak sağlık kurumlarına yapılan başvurularda, sağlık giderleri kurum tarafından değil, vatandaş tarafından ödenecektir.

Acil durumlarda aile hekimliğinden sevk alınmaksızın ikinci ve üçüncü basamak sağlık kurumlarına yapılan başvurularda, sağlık giderlerinin ödenebilmesi için bu acil durumun başvurulan hekim tarafından bir belge ile onaylanması zorunludur. Yoksa bu giderleri yine vatandaş kendisi karşılayacaktır. Bu durum son zamanlarda sık sık gündeme gelen hasta yakınlarının hekime karşı şiddet eylemlerini arttıracaktır. 

Eski uygulamada sigortalıların ödediği muayene ücreti standart iken, 1 Ekim 2008’den itibaren ikinci basamak resmi sağlık kurumlarında 3 YTL, eğitim ve araştırma hastanelerinde 4 YTL, üniversite hastanelerinde 6 YTL, özel sağlık kurum ve kuruluşlarında 10 YTL olmuştur. Birinci basamak resmi sağlık kuruluşlarında yapılan muayene ile uygulamaya geçilen illerde aile hekimi muayenelerinden katılım payı alınmayacaktır.

Böylece Sağlık Uygulama Tebliğinde yer alan sadece bu birkaç düzenleme bile vatandaşlara yıllık toplamı milyarlarca YTL’yi bulabilecek ek bir mali yük getirmiştir.

Ayrıca bu katılım payları kurumdan aylık alanlar ve bakmakla yükümlü oldukları kişiler için aylıklardan mahsup edilecek, diğer kişiler içinse reçete ile başvurulan kurumla anlaşmalı eczaneler tarafından tahsil edilecektir. Böylece eczacılar da bu uygulamanın yükünü üstlenmek ve hastalara durumu anlatmak zorunda kalacaktır.

“Bedeli ödenecek ilaçlar listesinde” kurumca bedeli ödenecek ilaçlar belirlenmiş olup bu listede yer alamayan ilaçların bedeli ödenmeyecektir, ayrıca bir ilacın ruhsatlı endikasyonları ve prospektüs bilgileri dışında kullanımı ancak Sağlık Bakanlığı’nın izniyle mümkün olacaktır.  

Yürürlüğe gireli daha bir ay bile olmadan değiştirilerek bu günkü (Tarih: 22.Ekim.2008/Sayı: 22037) Resmi Gazete’de yayınlanan” 2008 YILI SOSYAL GÜVENLİK KURUMU SAĞLIK UYGULAMA TEBLİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ”  uygulama sürecinde yaşanacak sorunların, yapılacak yeni değişikliklerin şimdiden habercisi.

İşte bu noktada yapılması gereken; ayrıntılı bir teknik değerlendirmenin   de ötesinde, bu mevzuat belgesinin arkasında yer alan bakışı doğru algılamaktır.

Sağlık için sözde bir “sistem” oluşturulurken, gerçekten bir sistem ortaya konmamış sadece bir “finansman yönetimi” belgesi hazırlanmıştır. Hastanın ya da hastalığın sosyal, psikolojik, etik, hukuki ve insani boyutlarını gözardı ederek yapılandırılan bu “sistem” ve sağlık hizmetlerini “finans kapital” düzeyinin ötesinde göremeyen bu anlayış, hekimi muhasebeci, eczacıyı mutemet, sağlık çalışanını hizmetli, vatandaşı ise müşteri olarak birbiriyle karşı karşıya getirecektir. “Müşteriyi” ürkütmemek uğruna, uygulandığı ülkelerde aile hekimliği modelinin ayrılmaz parçası olarak yürütülen sevk sistemini bile ancak, yeni yeni ve yavaş yavaş uygulamaya sokmaya çalışan bu anlayış ülkede sağlığın kalitesini değil karlılığını arttırmayı hedeflemektedir. Yaklaşık 100 sayfayı bulan bu metin, bebek ölümlerini önlemeye, bulaşıcı hastalıkları ortadan kaldırmaya, iş kazalarını ve meslek hastalıklarını engellemeye yarayacak mıdır; ülkemizin sağlık göstergelerini düzeltecek midir? Ne yazık ki hayır, çünkü bu ve bundan sonra gelecek “yeniliklerin” böyle bir derdi ve amacı yoktur.

Beklentimiz sağlık işkolunda hizmet veren meslek gruplarının uyarılarına halkımızın kulak vermesidir. Çünkü halkımızın sağlığı bizim için basit bir “alışveriş meselesi” nin ötesinde önemli ve değerlidir.

Saygılarımızla   24/10/2008

Manisa Tabip Odası
Yönetim kurulu



*-*-*-*-*-*-*-*-*


Basın Açıklaması

            27 Temmuz 2008 saat 21:45’de İstanbul Güngören’de gerçekleştirilen, 17 kişinin hayatını kaybettiği, 154 kişinin yaralandığı alçak saldırıyı kınıyoruz...
          Yaşam hakkının kutsallığını, dokunulmazlığını koşulsuz gözeten bir mesleğin mensupları olarak bu yüce değerin ortadan kaldırılmasının hiçbir gerekçeyle savunulamayacağına inanıyoruz. Hangi sebeple ve kimler tarafından yapılmış olursa olsun her türlü şiddete karşı olduğumuzu tekrar belirtmek istiyoruz. Unutulmamalıdır ki terör bir insanlık suçudur ve haklı hiçbir gerekçesi olamaz.
         İnsan aklının hiçbir şekilde kabul etmeyeceği bu vahşi saldırıyı planlayan ve gerçekleştirenlerin  kaos, belirsizlik ve korku ortamı yaratmaya çalıştıkları açıktır. Ancak şunu bilmelidirler ki; demokrasi, barış ve kardeşliğe olan inancımız ortadan kalkmayacaktır.
        Saldırının sorumlularının bir an önce açığa çıkarılmasını  umuyor, saldırıda hayatını kaybeden vatandaşlarımızın yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz…

 Her ölüm bir kaybediştir…30/07/2008

 Manisa Tabip Odası
Yönetim kurulu



*-*-*-*-*-*-*-*-*


Basın Demeci,

                 Bilindiği gibi ilimiz Turgutlu ilçesinde yaşanan, içinde bazı meslektaşlarımızın da yer aldığı üzücü olaylar zinciri hepimizi derinden etkilemiştir. Yaklaşık 1,5 aydır gündemi işgal eden bu konu nedeniyle gerek Turgutlu'da görev yapan sağlık çalışanlarının ve gerekse kamuoyunun tedirginlik içinde olduğunu bilmekteyiz. Yeni gözaltılar da bu tedirginliği arttırmaktadır. Bu yüzden adalet mekanizmasının çok hızlı çalışarak suçluyu ve suçsuzu en kısa sürede aydınlatması en büyük dileğimizdir.  27/06/2008

 Doç. Dr. Semin Ayhan
Manisa Tabip Odası Başkanı



*-*-*-*-*-*-*-*-*


BASIN AÇIKLAMASI

Sağlık Bakanlığı, 104 bin hekimin çalışma ve yaşam koşullarını doğrudan etkileyen "Tam Gün" çalışma yasa tasarısını açıkladı. Taslak hakkında göstermelik olarak görüş istenmiş ve hemen ardından Başbakanlığa gönderilmiştir. Taslağın bu halde yasalaşmasına karşıyız, çünkü;

Sağlık Bakanlığı, Üniversiteler ile Diğer Kamu Sağlık Kuruluşlarında çalışan hekimlerin kamu sağlık kuruluşları dışında çalışmaları yasaklanmaktadır,

Türk Silahlı Kuvvetleri’ne mensup tabiplerin kamu görevi dışında serbest çalışmasına olanak tanınmaktadır,

Muayenehanesi olan hekimin SGK ile anlaşması olan özel hastane ve tıp merkezlerinde çalışması, hasta takibi, ameliyat yapması yasaklanmakta, sadece SGK ile sözleşmesi olmayan sağlık kuruluşlarında çalışmasına izin verilmekte, kısacası muayenehaneler fiilen kapatılmaktadır,

Bu taslak ile tıp fakülteleri sadece hasta bakan kurumlara dönüştürülmekte, tıp eğitimi ve araştırmaları ciddi zarar görmektedir,

Özel sağlık kuruluşunda çalışan hekimlerin, kısmi zamanlı olarak birden fazla sağlık kuruluşunda çalışması yasaklanmaktadır,

Hekimlerin ücretlerinin iyileştirilmesinde, sadece döner sermaye gelirleri kaynak olarak gösterilmekte kalıcı, emekliliğe yansıyan bir düzenlemeye gidilmemektedir, ayrıca döner sermaye hekime sadece çalıştığı süre ve yaptığı performansa göre verileceğinden hekimler arasında gelir farklılıkları oluşacaktır,

Yabancı hekimlerin ülkemizde çalışmaları neredeyse kuralsız hale getirilmekte, denkliğin nasıl alınacağı, bu şahısların Türkçeyi mesleğini yapabilecek düzeyde anlama, konuşma ve yazma bilgisine sahip olup olmadıklarının nasıl değerlendirileceği belirtilmemektedir,

Radyasyonla çalışanların günlük mesai süresi 5 saatten 8 saate çıkarılmakta olup sağlık çalışanlarının sağlığı hiçe sayılmaktadır,

Geçmişte Sağlık Bakanlığından ayrılanlar hakkında Bakanlığa sınırsız yetki tanınmakta, kadrolaşmaya olanak tanınmaktadır.

Tüm bunların ışığında;

Tam gün çalışma politikası ancak sağlık hizmetlerinin bütüncül bir bakışla ve gereksinime göre sunulduğu bir hizmet modelinde gerçekçi ve anlamına uygun bir uygulama olabilir. Sağlıkta dönüşüm projesi ile, özel sektöre ağırlık veren, serbest piyasa koşulları içinde bir sağlık sistemi öngörülmesine rağmen hekimlerin çalışma alanlarının katı bir biçimde sınırlandırılması ile hekimlerin nitelikli sağlık hizmeti üretmesi ve verimin arttırılması zemini yaratılamaz. Üstelik bu şekilde getirilen sınırlamalar ile hekimlerin, başta Anayasa ve uluslar arası sözleşmelerle belirlenen, kendi geleceğini belirleme, maddi manevi varlığını geliştirme, kamu görevine girme ve kamu görevlisi güvencelerinden yararlanma, çalışma ve örgütlenme hakları göz ardı edilmektedir.

Hekimlerin çalışma koşullarını ve tıp eğitimini ilgilendiren uygulama işlemlerini gösterecek bütün alt düzenleyici işlemlerin Türk Tabipleri Birliği’nin katılımı ile düzenlenmesine taslakta yer verilmesi, katılımcılığı ve uygulanabilirliği güvence altına alacaktır.

Özetle sağlık hizmetlerinin niteliğini arttıracak, hekimlerin ve diğer sağlık çalışanlarının kabul edebileceği ve uygulanabilir bir tam süre ile çalışma düzenlemesi için:

·            Sağlık kuruluşlarının kar elde etmeye yönelik işletmeler olarak değil, gereksinime uygun sağlık hizmeti vermeye ve hizmetin niteliğini arttırmaya yönelik kamusal kurumlar olarak organize edilmesi,

·            Aksi yönde düzenlemeler içeren tasarıların geri çekilmesi, yürürlüğe konulan yasaların yeniden gözden geçirilerek değiştirilmesi,

·            Genel bütçeden finanse edilen, basamaklandırılmış, birinci basamak sağlık hizmetlerini önceleyen, sevk zincirinin işletildiği, eşit, ücretsiz, nitelikli, ulaşılabilir bir sağlık sisteminin benimsenmesi,

·            Hekimler ve diğer sağlık personeli yönünden insanca yaşanabilecek bir ücret, tam süre tazminatı, eğitim tazminatı ödenmesi,

·            Sağlık personeline ayrımsız, iş güvencesi, grev ve toplu sözleşme hakkını içerir sendikal hakların verilmesi,

·            Tüm kamu hastanelerinin alt yapı, yeni tıbbi teknoloji gereksinimleri için bütçeden yeterli ödenek aktarılması,

·            Tıp Fakülteleri ile tıp fakültelerinin eğitim ve araştırma işlevlerini yerine getirebilmeleri için yeterli kaynak aktarılması,

·            Sağlık kurumlarına nitelikli sağlık hizmetinin ancak gerekli ekiple birlikte verilebileceği gerçeğinden hareketle sadece hekim değil diğer sağlık personeli açıklarını giderici önlemlerin alınması ile olanaklı olacaktır.

Saygıyla kamuoyunun bilgisine sunarız. 04/06/2008

 Manisa Tabip Odası
Yönetim kurulu



*-*-*-*-*-*-*-*-*


BASIN AÇIKLAMASI

 

Ülkemizde kadına yönelik ayrımcılık, baskı ve şiddet yazık ki hız kesmeden devam etmektedir. Yapılan yasal düzenlemelerse kağıt üzerinde kalmakta, hayata geçirmek için de siyasi irade gösterilmemektedir.

Kadına yönelik şiddet sadece fiziksel ya da cinsel değildir. Cinsiyeti üzerinden psikolojik ve sosyal baskı yapılması da önemli bir şiddet unsurudur. Ve sinsice kadınların fiziksel, cinsel, ruhsal ve sosyal sağlığını bozmaktadır.

Kadın bedenine yönelik taciz bazen alenen, bazen örtülü bir biçimde evde, işyerlerinde, sokakta, tüm kamu alanlarında yaşanmaktadır. Üstelik bu durumda suçlanan da çoğu zaman aslında mağdur durumda olan kadın olmaktadır. Egemen anlayışa göre kadın giyimini, oturmasını, kalkmasını, her hareketini kontrol etmelidir. Eğer bir sorun yaşanmışsa kendisi sebep olmuştur çünkü. Bu düşünce erkeklerin kontrol mekanizmalarının da yetersiz olduğunu kabul eder. Bu da her iki cinse de haksızlıktır.

Kadın bedeni siyasi gerilimlerin ya da kazanım beklentilerinin de objesi haline getirilmektedir. Bunun bir örneğini de ilimizde 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik Ve Spor Bayramı kutlamaları sonrasında yaşadık. BESYO öğrencisi genç kızlarımızın kıyafetleri üzerinde başlatılan tartışma, egemen durumda olan bazı ideolojilerin kadına bakışını da özetlemektedir. Belediye Başkanı Bülent Kar’ın sporcu kızların kıyafetlerinin “üniversite öğrencisine yakışmadığını, kendisini de huzursuz ettiğini” ifade etmesi ve diğer bazı partilerin temsilcileri tarafından da destek görmesi kadın bedenini meta olarak görmenin bir sonucudur. Kadın bedeni saklanıp korunacak bir mal değildir. Erkek egemen düzen bir kadının bedeninin ne kadar açılacağına, ne kadar kapanacağına dair bir takım normlar dayatmaktadır. Ve bunu bazen “kadın kutsaldır” sözünün arkasına saklanarak yapmaktadır. Oysa kadının bedeni pek tabii ki kendisine aittir. Ve bedeni konusunda tasarrufta bulunmak da kendi hakkıdır. Baba, eş, ağabey ve diğer baskı unsuru olan akrabalara ait olmadığı gibi toplumun mülkiyetinde de değildir.

Belediye Başkanı Bülent Kar gelecek yılki kutlamalara yönelik olarak da şimdiden uyarıda bulunmaktadır. Bir beyanatında “Önümüzdeki yılki kutlamalarda bu tatsızlığın yaşanmayacağını sanıyoruz” demiştir. Bizler de bu tatsızlığın yaşanmasını istemiyoruz. Ama tatsız olan şey öğrenci kızlarımızın kıyafetleri değil kendisinin onların giyimine müdahil olmaya çalışmasıdır.

Kadın özgürlüklerini kısıtlayan, ikinci sınıf gören zihniyetlerle mücadele edilmelidir. Bizce kadının bedeni, kıyafeti, yaşam tarzı üzerinde kontrol kurmak isteyen bazı cinsiyetçi ve muhafazakar ideolojilerin ağzında özgürlük ve demokrasi sözcükleri anlamını yitirmektedir.

Manisa Tabip Odası olarak bu ayrımcı ve baskıcı tutumları kınıyoruz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur. 03/06/2008
 

         Manisa Tabip Odası
Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Komisyonu



*-*-*-*-*-*-*-*-*


BASIN AÇIKLAMASI

 

1-2.Aralık 2007 tarihlerinde yapılan Aile hekimliği yerleştirmelerinden sonra 1 aylık hazırlık süreci geçirilerek 01.01.2008 tarihinde ilimizde Aile hekimliği uygulaması başlatılmıştır. Bir aylık geçiş sürecini geride bıraktığımız şu günlerde süreci değerlendirdiğimizde;

*378 aile hekimliği kadrosu için sözleşmeler imzalanmış olup bugün itibari ile ilk ayda 4 aile hekimi kadrosu boş kalmış olup halen yerleştirme yapılmayarak geçici görevlendirme ile hizmet yürütülmeye çalışılmaktadır.

*Aile hekimliği görevini üstlenen hekim meslektaşlarımız görev tanımlarında yer almadığı halde ek görev olarak Adli tabiplik görevleri ilçelerimizde Sağlık Müdürlüğü’nce aile hekimlerine yüklenme suretiyle iş yükleri daha da arttırılmaktadır.

*Bazı ASM merkezlerinde demirbaş uygulaması olarak adlandırılarak bazı hizmetlerin Sağlık Müdürlüğü tarafından yapılacağı bilgisi alınmıştır. ASM merkezlerinin her türlü giderlerini aile hekimlerine bırakan il Sağlık Müdürlüğünün bazı ASM’ler için farklı uygulamalar içinde olduğu bilgisini almak bizim açımızdan manidar olarak değerlendirilmektedir.

*ASM merkezlerinde yer alan bazı laboratuarların alınan yeni kararlar ile taşındığı konusunda yine aile hekimlerimiz tarafından tarafımıza bilgi ulaştırılmaktadır. Hazırlık aşamasında taşınmaları yapılmayarak Aile Hekimlerimizin yerleşmelerini tamamladıktan sonra yer değişikliğine gidilerek bazı Aile hekimlerimiz mağdur edilirken, bazı aile hekimlerimize haksız avantaj sağlandığı kanısına üzülerek varmış bulunmaktayız.

* Manisa’lı vatandaşımız önceden yanı başındaki yer alan sağlık ocağına başvurmaktaydı. Nüfusun düzenli olarak bölünmemesine bağlı olarak yanı başındaki sağlık ocağından hizmet almakta zorluk çekmektedir. Esnafımız ise işyeri yanında yer alan ASM merkezi yerine ikamet ettiği yerdeki ASM’den hizmet almak durumunda bırakılarak sıkıntı yaşamaya başlatılmıştır.

 *112 acil sağlık hizmetleri’nde hekim sıkıntısı çekildiği bir aşikar haline geldi.112 ekipleri vatandaşımıza eksik personel (Hekimsiz) olarak müdahale etmek durumunda bırakılmıştır. Çalışan hekim ve hekim dışı personelimiz özveri ile çalışmalarını sürdürmekte olup 8 (sekiz) nöbet/ay tutarak sıkıntıları aşmak durumuyla yüz yüze bırakılmaktadır.

*Yoğun bakım ve devlet hastaneleri acil servisleri iflas ettirilerek taşıma suyuyla döndürülmeye çalışılmaktadır.

*İşyeri hekimliği sürecinde işçi sağlığı ve iş güvenliği konusu kaderine terk edilmeye çalışılmaktadır.

 *TSM merkezleri ismen kurulmuş olup herhangi bir hazırlık yapılmayarak kaderine terk edilmiş durumdadır. Görevlerini yerine getirmeyerek vatandaşımızda mağdur edilmektedir. Burada görev almak durumunda kalan hekim ve hekim dışı personelimiz boşalan kadroları doldurmak ve hizmet akışını sağlamak adına atama nakil yönetmeliği ilkeleri göz ardı edilerek geçici görevlendirmeler ile mağdur edilmektedir.

*TSM temel işlevlerine kesin kavuşturulmalıdır. ASM denetlemeleri için görev verilmesi düşünülen TSM’ler aktif görevlerine döndürülmeli ve sağlık insan gücü heba edilmemelidir. TSM’ler ASM’lere yakın olarak konuşlandırılarak görev tanımlarında yer alan görevleri yapmaları sağlanmalıdır.Sağlık hizmeti ekip hizmeti olup “eşit işe eşit ücret” Hakkını koruyanlara hatırlatmak isteriz.!!!

*Manisa hekim kullanma oranı İl Sağlık Müdürlüğü verilerine göre 5.2 olarak göz önüne aldığımız zaman 3000 nüfus için ortalama 15.000 poliklinik demektir.Mesai olarak ortalama 250 gün alırsak günlük 60 poliklinik hastasına denk gelmektedir.Hasta başına 15 dakika hesabıyla 60 çarpı 15 hesabıyla………. Poliklinik çalışması sürdüren hekim diğer çalışmalarını nasıl sürdürecektir.!!!

*Mesleğimizin olmazsa olmazı koruyucu hizmetlerin öncelikli olmasıdır. Risk grupları ile ilgili izlemler hakkıyla yapılmakta mıdır? SORUYORUZ??? İLGİLİLERE…!!!

*2008 Ocak ayında aşı ve risk grupları izlemleri ile ilgili olarak toplum sağlık durumu konusunda bilgi birikimi konusunda kaygı taşımaktayız.

6023 sayılı yasa ile kamu kurumu niteliğinde meslek örgütü sıfatıyla görev yapan meslek örgütümüzün Genel Sekreteri Dr. Bedri BİLGE’nin 110 km uzaklığa rızası dışında görevlendirilmesini anlamlı bulmaktayız. Kamu görevi yapan hekimleri gönderme alışkanlığını kazanan İl SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ’müzü sorguluyoruz…

Görüşmek üzere…Sağlıcakla kalın!!!    06/02/2008
 

Manisa Tabip Odası
    Yönetim Kurulu



*-*-*-*-*-*-*-*-*
 

BASIN AÇIKLAMASI

          Ülkemizin tüm sağlık kurumlarında özveri ile çalışan hekimlere son dönemlerde giderek artan bir şekilde hasta ve hasta yakınları tarafından silahlı ya da silahsız saldırıya uğramalarını üzülerek gözlemliyoruz.
         Hocamız Prof. Dr. Göksel KALAYCI’nın İstanbul’da öldürülmesi, Prof. Dr. Rauf HAZNEDAR‘ın Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi bahçesinde saldırıya uğraması, İlimiz Turgutlu ilçesi Devlet Hastanesi’nde bir meslektaşımızın saldırıya uğraması ve son olmasını umut ettiğimiz Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi 3. Dahiliye Kliniği Şefi Doç. Dr. Necati Yenice’nin silahlı saldırıya uğraması hekim kamuoyunu büyük bir üzüntü ve öfkeye boğmuştur.
          Yıllardır toplumumuza sağlık sorunları gerçek dışı bir şekilde gösterilmiştir. Sağlık sisteminin düzenlenmesi ve yönetiminden sorumlu olanlar, boynunda bir steteskopu olan doktoru bir beldeye tayin ettiklerinde bütün sağlık sorunları bitecekmiş havası çizmişler ve biz sağlık çalışanlarını vatandaşın oyunu almak için paravan olarak kullanmışlardır. Sağlık sorunlarının yaşanmasında asıl sebep olan alt yapı ve organizasyon eksikliğini, yanlış politikaları kılıflamayı da mümkün kılan bu yaklaşımlar, sağlık ilgili her sorunda yaşanan aksaklıkların tek sorumlusunun doktorlar ya da sağlık çalışanları olduğu izlenimini doğurmuştur. İşte bu imaj sağlıkla ilgili her aksaklıkta doktorlara ve sağlık çalışanlarına fiili saldırılara neden olmuştur. Üzülerek belirtmek isteriz ki önümüzdeki süreç sağlıkta daha çok sorunun yaşanacağını düşündürmektedir. Bu da sağlıkçılara daha fazla saldırıların yapılabileceğini göstermektedir. Ancak ne sağlık sorunlarının çözümünde ne de çalışanların güvenliği konusunda iyiye giden hiçbir gelişme görememekteyiz.
        Sağlık çalışanlarının,  çalıştıkları kurumlarda can güvenliğini sağlamak hükümetin sorumluluğundadır. Ancak bu konuda hiçbir yetkilinin hassas davranmadığı, gerekli önlemleri almadığı izlenmektedir. Herhangi bir kişinin hastane ortamına belinde silahla girebilmesinin açıklanabilir ya da kabul edilebilir bir tarafı yoktur. Yaşadığımız her saldırı ve her acı olay bunun en net göstergesidir. Yetkililer acilen sağlık çalışanının can güvenliğini koruyacak önlemleri almalıdır. Önlemleri almayanlardan hesap sorulmalıdır.
        Sayın Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ’ın bu konuda tepkisini belirten, kamuoyunu uyaran bir tek açıklamasını duymamak ve görmemek, özveriyle hizmet vermeye çalıştığı insanlar tarafından sürekli saldırıya uğramanın acısını yaşayan biz hekimlerin acısını daha da artırmaktadır.
         Manisa Tabip Odası yönetim kurulu olarak saldırıyı şiddetle kınıyoruz.
         Kamuoyuna saygıyla duyururuz.

Manisa Tabip Odası
    Yönetim Kurulu



*-*-*-*-*-*-*-*-*


Sosyal Güven(siz)lik ve Genel Sağlık(sızlık) Sigortası bir kez daha TBMM'nin gündeminde

HERKESE SAĞLIK
GÜVENLİ GELECEK HAKKI İÇİN

HEP BİRLİKTE MÜCADELE EDELİM

        AKP Hükümeti'nin 2006 yılı Mayıs ayında IMF ve Dünya Bankası'nın direktifiyle çıkardığı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun bir dizi maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından Aralık ayında iptal edilmişti.
       Hükümet Kanun'un yürürlüğünü önce 1 Temmuz 2007'ye erteledi. Ancak vatandaşların çok büyük bölümünün sağlık ve sosyal güvenlik haklarını yok eden Kanun'a karşı toplumun göstereceği tepkiyi genel seçimler öncesinde göze alamadı ve yürürlük tarihi ikinci defa 1 Ocak 2008'e ertelendi.
        AKP Hükümeti'nin hazırladığı yeni Kanun Tasarısı geçen hafta TBMM'ye gönderildi.
        Tasarı eğer yasalaşırsa sağlık ve sosyal güvenlik haklarımızda bir dizi kayıp oluşacak:
·  Zaten kadınlar için 58, erkekler için 60 olan emeklilik yaşı hem kadınlar, hem de erkekler için 65'e çıkarılacak.
·  Emekliliğe hak kazanabilmek için yakın zamanda 5.000'den 7.000 güne çıkarılan prim ödeme zorunluluğu 9.000 gün prime çıkacak.
·  Emekli maaşları % 23 ila % 33 arasında düşürülecek.
·  Aylık geliri 139,6 YTL'den fazla olan bütün vatandaşlar her ay 73 ila 475 YTL Genel $ağlık $igortası primi ödemek zorunda kalacak.
·  Sadece ayakta tedavi olununca değil; hastalık, kaza, ameliyat gibi nedenlerle hastaneye yatmak gerekince de "katılım payı" adı altında para ödenecek.
·  "Katılım payı" gerektiğinde beş katına kadar arttırılacak.
·  Bütün sağlık hizmetleri paralı olacak.
·  Sağlık hizmeti alabilmek için bu ülkenin vatandaşı olmak, üstelik vergi ödemek, dahası Genel $ağlık $igortası primi yatırmak, hatta bir de "katılım payı" ödemek yetmeyecek. Şimdi bir de "ilâve ücret" adı altında para ödemek gerekecek.
·  Bütün dünyada anne sütünün önemi yeniden anlaşılır ve emzirme teşvik edilirken Türkiye'de "sigortalının çocuğuna bir ay anne sütü yeter" mantığı geçerli olacak. Daha önce doğum yapan sigortalılara altı ay süreyle verilmesi öngörülen emzirme yardımı bir aya düşürülecek.
·  Hastalanan sigortalılara verilen iş göremezlik ödeneği % 16 azalacak.
·  Emekli Bağ-Kur'lularının maaşından 10 yıl süreyle % 10 oranında Genel $ağlık $igortası primi kesilecek.
·  Primini ödeyemeyen vatandaşlar sağlık hizmeti alamayacak, hastane kapılarından geri dönecek.
·  Primini ödeyemeyen çiftçilerin pamuğuna buğdayına, üzümüne tütününe el konulacak.
          Bu gayri vicdani;  gayri ahlaki, gayri insani girişimi durdurmak için "Herkese Sağlık, Güvenli Gelecek" talebiyle başlattığımız mücadeleye hep birlikte katılalım. 12.02.2007

BİZ KARŞI ÇIKARSAK YAPAMAZLAR!

Manisa Tabip Odası
    Yönetim Kurulu



*-*-*-*-*-*-*-*-*


BASIN AÇIKLAMASI


        Son dönemlerde hekimlere yönelik saldırıların gittikçe artığını gözlemliyoruz. Hekimlere yönelik şiddete ilişkin son olarak ilimiz Turgutlu ilçesi Devlet Hastanesi’nde bir meslektaşımıza saldırıldığını üzülerek öğrenmiş bulunmaktayız.
        Bir yandan bu sorunlara zemin hazırlayıp biryandan da vatandaşa şirin görünme çabasında olan AKP hükümeti ise bu sorunların nedeni olarak sürekli sağlık çalışanlarını suçlamakta ve onları hedef göstermektedir.
        Manisa Tabip Odası yönetim kurulu olarak saldırıyı şiddetle kınıyoruz.
        “Artık Yeter Diyoruz” 11/12/2007

Manisa Tabip Odası
    Yönetim Kurulu



*-*-*-*-*-*-*-*-*

 


         12 Şehit verdiğimiz son saldırıda yaralanan Doktor Asteğmen Mustafa Barut, bütün uğraşlara rağmen kurtarılamamıştır. 12 vatan evladımızın ardından, bir meslektaşımızı kaybetmiş olmanın derin üzüntüsü içerisindeyiz.
        Ülkemiz başta ABD, AB ve İsrail olmak üzere, emperyalist güçlerin desteği ve organizasyonu ile adı konulmamış bir savaşı yaşamaktadır. Amacı tamamen topraklarımızı ve toplumumuzu parçalamak olan bu savaş bizleri birleştirmeli, bütünleştirmeli ve ülkemiz üzerinde oynanan oyunların farkına varmamızı sağlamalıdır. Kurtuluş savaşını kazandıktan sonra hiç bitmeyen bir şekilde toplumumuzu değişik yöntemlerle kutuplaştırmaya ve parçalamaya çalışan bu karanlık güçlere en güzel yanıt, hepimizin bir araya gelmesi ve bizleri parçalama isteklerine karşı durmamızla mümkün olabilir.
        Çok üzgünüz, ancak karanlık güçlerin oyunlarına gelmeme konusunda çok daha fazla kararlıyız.
        Diğer şehitlerimiz gibi, son şehidimiz Doktor Asteğmen Mustafa Barut’un yalnız olmadığını tüm dünyaya gösterebilmek için bütün meslektaşlarımızı birer “Tıbbiyeli Hikmet” olmaya davet ediyoruz.
        Şehitlerimizin ailesinin, Tıp Dünyasının ve tüm ulusumuzun başı sağolsun. 24/10/2007

 Manisa Tabip Odası
    Yönetim Kurulu



*-*-*-*-*-*-*-*-*

 

BASINA VE KAMUOYUNA DUYURU


          Ülkemizin sınırlarını değiştirmek amacıyla yıllardır bir çok vatandaşımızı haince katletmiş olan PKK terörü, dün gece Mustafa Kemal Atatürk’ün ve milyonlarca şehidimizin kanları ve canları pahasına çizdiği güzel ülkemizin yılmaz bekçisi olan oniki vatan evladını daha şehit düşürmüştür.
        Vatandaşlarımızı katleden ya da katledilmesine katkıda bulunan, hem de bunu güzel ülkemizi bölüp parçalamak için yaptıklarını itiraf eden hiçbir grup, hiçbir topluluk ve hiçbir ülke bizim dostumuz ve müttefikimiz olamaz.
        PKK terörü olarak yapılan niteleme, yıllardır süre gelen ve ivmesi her geçen gün artan Türkiye Cumhuriyetini bölme ve topraklarının bir kısmınıda içine alan emperyalistlerin kontrol ve güdümünde bir uydu devlet kurma çabalarının ülkemize karşı kapsamlı bir savaşa dönüştürüldüğünü ifade etmekten uzaktır.
        Yapılan mücadele bir terörist örgüte karşı olmanın ötesindedir. Yaşanılan savaşta düşmanın adını açıkça ifade etme zamanı gelmiş hatta geçmektedir. Ülkesini seven herkesin beklentisi siyasi ve askeri anlamda her türlü tedbirin en kısa zamanda hayata geçirilmesidir. Yaşadıklarımız bir terör örgütü ile mücadele değil, başta ABD ve AB olmak üzere ülkemizi bölüp parçalamaya and içmiş pek çok ülke ve karanlık güçle olan savaş halidir.
           Bizler, toplumumuzu, vatandaşımızı, sınırlarımızı ve ulusal onurumuzu koruyabilmek adına Habur sınır kapısının kapatılması, enerji ambargoları, İncirlik üssünün kapatılması dahil tedbirlerin kararlılıkla alınmasını şiddetle savunuyoruz. Devletimizin bütün kurumlarının alacağı ekonomik, politik, stratejik ve askeri tedbirlerin yanında yer alacağımızı bildiriyoruz.
           Başta şehit aileleri olmak üzere bütün vatandaşlarımıza baş sağlığı dileriz. 21/10/2007


MANİSA BAROSU
MANİSA TABİP ODASI
MANİSA DİŞ HEKİMLERİ ODASI
MANİSA ECZACI ODASI
MAKİNA MÜHENDİSLERİ ODASI
ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI
SERBEST MUHASEBECİLER VE MALİ MÜŞAVİRLER ODASI
ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI
ŞEHİR PLANCILARI ODASI
MİMARLAR ODASI
JEOLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI
İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI
HARİTA MÜHENDİSLERİ ODASI
ÇEVRE MÜHENDİSLERİ ODASI
ADD MANİSA ŞUBESİ
TÜRKİYE EMEKLİ SUBAYLAR DERNEĞİ MANİSA ŞUBESİ
TÜRKİYE EMEKLİ ASTSUBAYLAR DERNEĞİ BAŞKANI
HARP MALÜLÜ GAZİLER ŞEHİT DUL VE YETİMLER DERNEĞİ
TÜRKİYE YARDIMSEVENLER DERNEĞİ MANİSA ŞUBESİ
MUHARİP GAZİLER DERNEĞİ
TÜRK KADINLAR BİRLİĞİ
 



*-*-*-*-*-*-*-*-*


Daha kaç şehit vereceğiz?

Diyarbakır ilimizde görev yapan Manisa doğumlu polis memuru Hüseyin Özdemir’in bombalı saldırı sonucu şehit düştüğünü, 6 vatandaşımızın da yaralandığını üzülerek öğrenmiş bulunmaktayız. Kederli aileye, emniyet teşkilatımıza ve halkımıza başsağlığı, şehidimize rahmet, tedavi görmekte olan vatandaşlarımıza acil şifalar dileriz.  11/10/2007

 

Manisa Tabip Odası
Yönetim Kurulu

 



*-*-*-*-*-*-*-*-*


BASINA VE KAMUOYUNA DUYURU

 Daha kaç şehit vereceğiz?
         Ülkemizin sınırlarını değiştirmek amacıyla yıllardır bir çok vatandaşımızı haince katletmiş olan PKK terörü, dün sınırlarını Mustafa Kemal Atatürk’ün ve milyonlarca şehidimizin kanları ve canları pahasına çizdiği güzel ülkemizin yılmaz bekçisi olan on beş vatan evladı Mehmetçiğimizi şehit düşürmüştür. Okyanus ötesinden gelenler bile, kendi yarattıkları haksız savaşın içinde, son günlerde bizim verdiğimiz şehit kadar asker kaybetmemişlerdir.
        Sadece en üst düzey yöneticiler ve istihbarat elemanları değil, ülkemizdeki sıradan vatandaşlar bile askerlerimizi şehit eden merminin, bombanın ve bütün diğer silahların ABD, İsrail ve AB ülkelerinden geldiğini bilmektedir. Sadece silah değil, uygulanan politikalarla da Irak’ın kuzeyindeki terör örgütünün aynı güçler tarafından himaye edildiği, korunup kollandığı pek çok vatandaşımız tarafından anlaşılmıştır. Savaşların sadece topla tüfekle yapılmadığı çağımızda, stratejik, sosyal ve politik önlemlerin alınması zorunludur. Terör örgütüne sağlanan iç ve dış desteğin kaynakları kesilmedikçe daha çok şehit vereceğimiz açıktır. O zaman terör örgütüne silah sağlamak dahil her türlü desteği veren ABD, İsrail ve AB ülkelerine stratejik müttefikimiz denmesi ve bu şekilde davranılması doğru olamaz. Vatandaşlarımızı katleden ya da katledilmesine katkıda bulunan, hem de bunu güzel ülkemizi bölüp parçalamak için yaptıklarını itiraf eden hiçbir grup, hiçbir topluluk ve hiçbir ülke bizim dostumuz ve müttefikimiz olamaz. Ülkemizi yöneten politikacıların artık bu gerçeği vatandaşlarımıza olduğu kadar kendilerine de itiraf etme zamanı gelmiş ve hatta çoktan geçmiştir. Hükümetin bir an önce iç ve dış desteği kesecek acil önlemleri alması, yukarıda adı geçen ülkelere nota verilmesinden ilişkilerin yeniden düzenlenmesine kadar daha pek çok yaptırımı hayata geçirmesi kaçınılmaz olmuştur. Eğer bu önlemler acilen, kararlı bir şekilde alınmaz ve hayata geçirilmezse ülkemizde büyük bir toplumsal kargaşa ve güvensizlik ortamı doğacağından; toplumsal bölünme ve parçalanmaların yaşanacağından endişe etmekteyiz.
        Bizler, toplumumuzu, vatandaşımızı, askerimizi, onurumuzu ve sınırlarımızı koruyabilmek için, daha kaç şehit vermeyi bekleyeceğiz? Bu ülkeyi kurabilmek için merminin, bombanın ve süngünün önüne hiç tereddüt etmeksizin kendini atan ve milyonlarcası bastığımız her karış toprağın altında yatan şehitlerimizi saygıyla anıyoruz.
         Bütün vatandaşlarımıza baş sağlığı dileriz…….08.10.2007

 
MANİSA TABİP ODASI
MANİSA ECZACI ODASI
MANİSA DİŞHEKİMLERİ ODASI
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ MANİSA ŞUBESİ
TÜRKİYE EMEKLİ SUBAYLAR DERNEĞİ MANİSA ŞUBESİ
TÜRKİYE EMEKLİ ASTSUBAYLAR DERNEĞİ MANİSA ŞUBESİ
TÜRKİYE YARDIMSEVENLER DERNEĞİ MANİSA ŞUBESİ



*-*-*-*-*-*-*-*-*


DEĞERLİ BASIN MENSUPLARI
 

Son günlerde  sağlık alanında yürürlüğe giren yeni uygulamalar ve kamuoyunda bu uygulamalar ile ilgili yaratılmaya çalışılan ancak gerçekleri yansıtmayan bir dizi gelişmelerle ilgili bir değerlendirme toplantısı yapılması kararlaştırılmış, 11/07/2007 tarihinde yapılan toplantıda aşağıdaki tespitlerimizin kamuoyuyla paylaşılması uygun görülmüştür.

Buna göre;
             A-01/07/2007 tarihinde yürürlüğe giren Sağlık Bakanlığı genelgesi ile bu tarihten itibaren birinci basamak sağlık kuruluşlarında verilecek hizmet için vatandaşlarımızdan kimlik belgesi dışında herhangi bir belge istenmeyeceği ve ücret talep edilmeyeceği bildirilmiştir.
           Bu durum konuya ilişkin olarak yapılan bir dizi açıklamanın da etkisi ile sağlık ocaklarında vatandaşlarımızın muayeneleri sonucunda kendilerinden bu muayeneye yönelik herhangi bir ücretin tahsil edilmeyeceği algısını yaratmıştır. Hatta buna yönelik açıklamalar ilgili Bakanlıklar tarafından da yapılmıştır.
              Oysa 15 Haziran 2007 tarihinde yürürlüğe giren sağlık uygulama tebliğinin altıncı maddesinin birinci fıkrasında poliklinik muayene katılım payları için;
     - Kurumdan gelir ve aylık alanlar ile bakmakla yükümlü olduğu eş, çocuk, ana ve babaları için gelir ve aylıklarından,
     - Diğer kişiler için ise reçete ile ilaç temini için başvurulan Kurumla sözleşme yapmış serbest eczaneler tarafından, tahsil edilir.
              ifadesi yer almaktadır.
            Bu durumda Emekli Sandığı, Bağ-kur, SSK’dan sağlık hizmeti alan kişilerin ödedikleri muayene ücretlerinde herhangi bir değişiklik olmamış ancak bu ücretin ödenme şekli ve yeri değişmiştir. Bu durumda bu hizmetlerden artık ücret alınmadığının ifadesi halkımızı yanıltmakta, serbest eczaneleri hem üstlenmemeleri gereken bir göreve zorlamakta hem de hastalarla karşı karşıya getirmektedir.
            B-Siyasi iktidar tarafından uzun uğraşlar sonucunda ve ısrarla hayata geçirilmeye çalışılan GSS sisteminin temel dayanağı sevk zinciriyken, içinde bulunduğumuz süreçte hastaların her kademedeki sağlık kuruluşuna sevksiz başvurabilecekleri bildirilmektedir. GSS’nin ve Aile Hekimliği sisteminin sevk zinciri olmaksızın işletilmesinin kesinlikle mümkün olmadığını savunanların bu yaklaşımlarını gerçekçi bulmuyoruz.
              C- Sağlık Bakanlığı bünyesine sözleşmeli olarak çalışan 40.000 personele bu günlerde kadro sözü verilmesini anlamlı buluyoruz. Örneğin 70 milyon insana 4.000 diş hekimi ile hizmet verilmeye çalışılırken ve bu rakam tüm girişimlere rağmen artırılmamışken 1.350 tane diş hekiminin son birkaç gün içinde işe alınması son derece düşündürücüdür.

            SONUÇ;

1-     İktidar partisi, daha aylar öncesine kadar çıkardığı yasalar ve aldığı kararlarla evk zincirinin çok önemli olduğunu, mutlaka hayata geçirileceğini söylüyor iken, seçime günler kala sevk zincirini kaldırdık herkes istediği hastaneye gidebilir demektedir.
              2-     Yıllardır, hastanelerdeki personel yetersizliği gerek bizler ve gerek başka kurumlar tarafından ifade edildiği halde seçime yine günler kala 40.000 kadro açılmıştır.
              3-     Sağlık ocaklarını ücretsiz yaptık denerek vatandaş kandırılmaktadır.

Bütün bu uygulamaların seçimlere günler kala hayata geçirilmesinin yada geçirilmiş gibi gösterilmesinin sebebini seçim yatırımı ve oy kaygısı olarak değerlendiriyoruz.
              Vatandaşımıza kendi alanımızla ilgili gerçekleri anlatma sorumluluğumuzdan dolayı yukarıdaki bilgileri kamuoyuyla paylaşıyoruz. 11/07/2007

 


MANİSA DİŞHEKİMLERİ ODASI
MANİSA ECZACI ODASI
MANİSA TABİP ODASI
SES MANİSA ŞUBESİ
TÜRK SAĞLIK-SEN MANİSA ŞUBESİ



*-*-*-*-*-*-*-*-*

                                                                                                                 26/04/2007
BASIN AÇIKLAMASI

 Cumhuriyetimiz zor günlerden geçiyor. Cumhuriyetin temel değerlerinin aşındırılması, bu değerlerin savunulmasını ve yaşatılmasını kendi görevi bilen halkımızın, önemli bir kesiminde ciddi rahatsızlıklar yaratıyor. Bu rahatsızlık sadece Cumhurbaşkanlığı seçiminin toplumsal uzlaşma olmaksızın yapılmak istenmesinden kaynaklanmıyor. Mevcut iktidarın geçtiğimiz beş yıldaki icraatlarının bir sonucu.

 Dedelerinin, ninelerinin her karışını kanlarıyla, canlarıyla savunduğu vatan topraklarının pervasızca yabancılara satıldığını, en stratejik olanından, en kârlı olanına kadar tüm fabrika ve kuruluşların çok uluslu firmalara peşkeş çekildiğini, üniversitelerin, yargının, sağlık sisteminin kuşatma altında kaldığını, başta eğitim olmak üzere her alanda kurumların amansız ve acımasız bir kadrolaşma altında ezildiğini gören  halkımız, laiklik gibi ülkemizin Anayasal düzeninin temelini oluşturan kavramların tartışmaya açık hale getirilme çabalarını da  yakından izlemekte, bunun demokrasi ve bireysel özgürlüklerin savunulması gibi evrensel değerler adına yapıldığı şeklindeki takiyeyi ise reddetmektedir.

 Demokrasi; seçenlerin haklarının, seçilmişlerce korunmasıdır. Demokrasi en çok oyu alanın, sadece kendisine oy verenlere hizmet etmesi değildir. Seçilmişler tüm seçenlerin haklarını korumak zorundadır. Bu anlamda;  Laiklik olmadan demokrasi, demokrasi olmadan da laiklik olmaz.

 Kendine bilim ve feni rehber edinmek yoluyla, Atatürk'ün manevi mirasçıları olduğuna inanan milyonlar, bu tehlikeli gidişe dur diyebilmek için 14 Nisan 2007 gününde Ankara'nın Tandoğan Meydanı'nı doldurdu ve seslerini duyurmaya çalıştılar. Meydanda haykırılan tepkilerin ve verilen iletilerin yeterince algılanamadığını o günden beri yaşanılan süreç gözler önüne sermiştir.  Kendilerinin Atatürk Türkiye’sinde yetiştiğini ve mevcut makamlarına otururken Atatürk İlkelerini koruyacaklarına ve kollayacaklarına dair ettikleri yeminleri unutanların,  bu tepkileri de kolaylıkla unutacaklarına ve yaptıkları hataları tekrar edeceklerine yönelik endişelerimiz artmıştır.

 Laiklik karşıtı açıklamalarıyla, ulusumuzun büyük çoğunluğunun tepkisini üzerine çeken bir hemşehrimizin, Atatürkçü, demokrat, aydın insanlarla dolu Manisamız’ın ülke genelindeki algısına ciddi zararlar verdiği açıktır. Burada bizler, yani Manisa'da faaliyet gösteren sivil toplum örgütleri ve meslek odaları önemli bir görevi üstlenmemiz gerektiğini görüyoruz.

 Bu görev, bizlere, Manisalılar’ın haklı tepkilerinin, demokratik sınırlar içinde iletilmesine ve  sağlıklı biçimde duyurulmasına aracılık etme sorumluluğunu yüklüyor. Böyle ağır bir yükün altından dayanışma ruhu ile kalkacağımıza inanıyoruz. Bu mitingin düzenlenmesi bizim için hem bir başlangıç, hem de Manisa'da her zaman özlediğimiz, sivil toplum örgütleri arası eşgüdüm ve dayanışmayı yakalamak için bir fırsat olacaktır.

 Özetle,

Cumhuriyet'in temel değerlerinin aşındırılmasından endişe duyan ,

 Cumhurbaşkanlığı gibi bir makamın, bu değerlere özde inanan ve toplumun büyük çoğunluğunun da, kendisine inandığı bir kişi tarafından doldurulması gerektiğini düşünen,

 Manisamız’ın, laiklik karşıtı çıkışlarıyla  tanınanların şehri olarak anılmasından rahatsızlık duyan tüm yurttaşlarımızı,

 "Manisa Cumhuriyetimize Sahip Çıkıyor Mitingi"ne, davet ediyoruz.

 5 Mayıs Cumartesi günü saat 10'da Öğretmenevi önünde toplanıp, Sultan Önü'ndeki miting alanına  yürürken; yakın uzak tüm illerden gelen misafirlerimiz yüreğimize yürek, gücümüze güç, sesimize ses katacaklardır.

 Biliyoruz elbette kolay olmayacaktır ancak “Söz konusu Vatansa gerisi teferruattır.”

                                                                Düzenleme Komitesi


5 MAYIS 2007 CUMARTESİ GÜNÜ MANİSA’DA YAPILACAK OLAN , CUMHURİYETİMİZE SAHİP ÇIKALIM  MİTİNGİNE KATILACAĞINI AÇIKLAYAN KURUM VE KURULUŞLAR . ( 26.04.2007 TARİHİ İTİBARİYLE)

-     ADD MANİSA ŞUBELERİ
-    TÜRKİYE MUHTARLAR DERNEĞİ
-   TÜRKİYE YARDIM SEVENLER DERNEĞİ ŞUBESİ
-     HACI BEKTAŞ VELİ KÜLTÜR VAKFI
-    TABİPLER ODASI
-    ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI
-    ECZACI ODASI
-    DİŞHEKİMLERİ ODASI
-   TÜRKİYE GÜÇSÜZLER VE KİMSESİZLER YARDIM VAKFI
-    EMEKLİ ASTSUBAYLAR DERNEĞİ
-    EMEKLİ SUBAYLAR DERNEĞİ
-    POLİS EMEKLİLERİ SOSYAL YARDIMLAŞMA DERNEĞİ
-    YENİ KUŞAK KÖY ENSTİTÜLERİ DERNEĞİ
-    EĞİTİM-İŞ
-   TÜRK KADINLAR BİRLİĞİ MANİSA ŞUBESİ
-   TÜRKİYE ZİRAATÇILAR DERNEĞİ
-   TÜRK HAVA KURUMU MANİSA ŞUBESİ
-    MANİSA BİZİM ÇOCUKLARIMIZ  DERNEĞİ
-   MANİSA YURT SAVUNMASI GAZİLERİ VE ŞEHİT AİLELERİ DAYANIŞMA VE İNSAN HAKLARI DERNEĞİ
-   BARO BAŞKANLIĞI
-  JEOLOJİ  MÜHENDİSLERİ ODASI
-  MAKİNE MÜHENDİSLERİ ODASI
-  MANİSA MALATYALILAR KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ
-   MANİSA SPİL LİONS KULÜBÜ DERNEĞİ
-  TÜRK OCAKLARI DERNEĞİ MANİSA ŞUBESİ
-   MANİSA ECZACI YARDIMCILARI DERNEĞİ
-   MANİSA BALKAN GÖÇMENLERİ KÜLTÜR DAYANIŞMA DERNEĞİ
-   MANİSA AZERBAYCAN KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ
-   MANİSA VEREMLE SAVAŞ DERNEĞİ
-    MANİSA YUNTDAĞLILAR SOSYAL YARDIMLAŞMA DAYANIŞMA KÜLTÜR VE TURİZİM DERNEĞİ
-   ÇEVRE MÜHENDİSLERİ ODASI
-    ELEKTİRİK MÜHENDİSLERİ ODASI
-    HARİTA MÜHENDİSLERİ ODASI TEMSİLCİLİĞİ
-   İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI
-   MİMARLAR ODASI TEMSİLCİLİĞİ
-   ŞEHİR PLANCILARI ODASI TEMSİLCİLİĞİ
-   SERBEST MUHASEBECİLER VE MALİ MÜŞAVİRLER ODASI
-   MANİSA HAYVANLARI KORUMA DERNEĞİ
-   CUMHURİYET HALK PARTİSİ
-    DEMOKRATİK SOL PARTİ
-    SOSYAL DEMOKRAT HALK PARTİSİ
-    İŞÇİ PARTİSİ
-    İŞÇİ EMEKLİLERİ DERNEĞİ
-    EĞİTİM-SEN

 

*-*-*-*-*-*-*-*-*

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
MANİSA TABİP ODASI BAŞKANLIĞI

1.Anafartalar Mh.Vatan Sk.No:7 D:2- 45020/MANİSA           Tel: (0236) 2311792-2376018 Fax:2389196
manisato@ttnet.net.tr                                                                                        www.manisatabip.org.tr


BASINA VE KAMUOYUNA
 
İZMİR'DEKİ 243 SAĞLIK OCAĞININ KAPATILMASI GİRİŞİMİ DERHAL DURDURULMALIDIR!
 

Aile Hekimliği Pilot Uygulaması kapsamına alınan İzmir'de bu hafta sonu toplam 1.087 aile hekimliği birimine yerleştirme yapılacaktır. Yıllardır İzmir halkına hizmet veren 243 sağlık ocağı kapatılarak uygulama başlatılacak.
         Ardından sıra güzel Manisa’mıza gelecek.
      İzmir’de sağlık ocakları, yıllardır ihmal edilmiş olmasına karşın ülkemizde en iyi çalışan sağlık kurumlarımızdandır. Bu yüzden halkımız "sağlık ocağı" adındaki sıcaklıkla eşdeğer olarak bu kurumları benimsemiş ve mahallesindeki, sokağındaki, evinin bitişiğindeki yuvası gibi bilmiştir. Bu benimseyişle, her yıl yaklaşık 9 milyon İzmirli bu sağlık ocaklarından poliklinik hizmeti almakta, bunların yaklaşık 2 milyonuna çeşitli laboratuvar tahlilleri yapılmakta, 75 binine küçük cerrahi girişimde bulunulmaktadır. Milyonlarca doz aşı yapılarak bebeklerimiz, çocuklarımızın bulaşıcı hastalıklara yakalanması, ölmesi önlenmektedir. Çocuk felci sağlık ocaklarımızın yürüttüğü kampanyalar sonucu ülkemizden yok edilmiştir ve kızamığın da kökü kazınmak üzeredir. Ayrıca yüz binlerce kadınımıza aile planlaması hizmeti, gebe, loğusa, bebek ve çocuklarımıza evde koruyucu sağlık hizmeti verilmektedir. Yani sağlık ocaklarımız her zaman halkımızın yaşamının içinde olmuş, pratisyen hekim, hemşire, ebe, sağlık memuru, çevre sağlığı teknisyeni, laborant, tıbbi sekreter, ayniyat memuru, temizlik elemanı, şoför ve diğer sağlık çalışanlarından oluşan kocaman ekipleri ile toplum sağlığını korumayı başarmıştır.
         Bizler bu konudaki görüşlerimizi ve hekimlerin, sağlık çalışanlarının, hastalarımızın beklentilerini Sağlık Bakanı Sn. Recep Akdağ'a defalarca ilettik ve aile hekimliği aldatmacısından vazgeçilmesini talep ettik. Ancak, Sn. Sağlık Bakanı'nın Sağlıkta Dönüşüm Programı'nı ve özellikle aile hekimliği uygulamasını kişisel bir siyasi performans kriteri gibi gördüğünü üzülerek gözlemlemekteyiz. İMF heyetinin telkinlerini 13 saat dinleyen Sağlık Bakanlığı, sağlık çalışanlarının sesine kulak vermemekte, bu duruma itiraz edenleri ise soruşturma açmakla, cezalandırmakla tehdit etmektedir.
         Bu çağrı bütün ülkede görev yapan sağlık çalışanlarının ortak sesidir.
        İyi niyetli diyalog çabalarımızın sonuç vermediğini görüyoruz. Bu nedenle 31 Mart 2007 Cumartesi günü İzmirli sağlık çalışanları ve İzmir halkıyla buluşacağız. Keyfiyete dayalı bu projenin ölü doğacağını ve 243 sağlık ocağımızın kapatılamayacağını göstermek üzere saat 08.00'den itibaren yerleştirme işleminin yapıldığı İl Özel İdaresi Balçova Tesisleri Kardelen Salonu'nda olmaya çağırıyoruz. 29.03.2007
 

 MANİSA TABİP ODASI
MANİSA DİŞHEKİMLERİ ODASI
MANİSA ECZACI ODASI
SES MANİSA ŞUBESİ
TÜRK SAĞLIK-SEN MANİSA ŞUBESİ


*-*-*-*-*-*-*-*-*

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ

MANİSA TABİP ODASI BAŞKANLIĞI

1.Anafartalar Mh.Vatan Sk.No:7 D:2- 45020/MANİSA           Tel: (0236) 2311792-2376018 Fax:2389196
manisato@ttnet.net.tr                                                                                        www.manisatabip.org.tr


        
Beyaz Eylem kapsamında Ankara Tabip Odası Yöneticileri Ankara Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesinde düzenlenen bir anket çalışmasında, özel güvenlik görevlileri tarafından tartaklanmış ve çalışmalarının engellendiğini üzülerek öğrenmiş bulunmaktayız.
           Yaşanan olayı şiddetle kınıyoruz. Yetkilileri göreve davet ediyoruz.

 Manisa Tabip Odası
 Yönetim Kurulu


*-*-*-*-*-*-*-*-*

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
MANİSA TABİP ODASI BAŞKANLIĞI

1.Anafartalar Mh.Vatan Sk.No:7 D:2- 45020/MANİSA           Tel: (0236) 2311792-2376018 Fax:2389196
manisato@ttnet.net.tr                                                                                        www.manisatabip.org.tr


BASINA VE KAMUOYUNA
SAĞLIK OCAKLARIMIZA SAHİP ÇIKIYORUZ!
ARTIK YETER !  SAĞLIK HAKTIR!

(1 Mart 2007)

Cumhuriyetimizin kazanımı, toplum sağlığının temel taşları, 50 yıllık birikimimiz sağlık ocaklarımızın kapatılmasına karşı çıkıyoruz.
             Sağlığın ticari mal haline getirildiği, sağlık personelinin özlük haklarının geriletildiği, halkın sağlıklı yaşam ve sosyal güvenlik hakkının ise ortadan kaldırılmaya çalışıldığı günleri yaşamak zorunda bırakılıyoruz.
            Mevcut iktidar halkın ve sağlık çalışanlarının kazanılmış haklarını IMF ve Dünya Bankası’nın programları doğrultusunda uluslararası tekellere peşkeş çekmek için sağlık hizmetlerini özelleştirme çabası içindedir.
              Sağlık ocaklarımızın önceliği, koruyucu sağlık hizmetleri ile Türk halkının sağlığını ve sağlamlığını en üst düzeye çıkarmaktır. Sağlık ocaklarımız kapatılarak yerine konulmak istenen "Aile Hekimliği" sistemi ile  birinci basamak sağlık hizmetleri özelleştirilmekte insanların hastalanmasından kazanç sağlamaya, uluslararası  ilaç ve teknoloji satmayı hedefleyen tekellerin karını  arttırmaya yönelik bir sistem hayata geçirilmeye çalışılmaktadır.
              "Sağlık Ocaklarımıza Sahip Çıkmamız" sağlık alanını tahrip eden ve yıkıma yol açan Genel Sağlık Sigortası, vatandaşlarımızın ilaca ulaşımını güçleştiren uygulamalar, siyasi kadrolaşma, taşeronlaşma, hizmet alımları, ithal hekimler, yeni eğitim hastanelerinin kurulması, zorunlu mesleki sigorta gibi uygulamalar…yani sağlıkta dönüşüm programı ile sağlık sistemimiz çökertiliyor.
              Toplum sağlığını öncelikleyen nitelikli, parasız, eşit, ulaşılabilir bir sağlık hizmetinin sunulması gerektiği kanısındayız.
                11 Mart 2007 Pazar günü Ankara'da “Sağlık Hakkı İçin Beyaz Miting” deyiz.

Kamuoyuna saygıyla duyururuz.

 

MANİSA DİŞHEKİMLERİ ODASI
MANİSA ECZACI ODASI
MANİSA TABİP ODASI
SES MANİSA ŞUBESİ
TÜRK SAĞLIK-SEN MANİSA ŞUBESİ


*-*-*-*-*-*-*-*-*

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
MANİSA TABİP ODASI BAŞKANLIĞI

1.Anafartalar Mh.Vatan Sk.No:7 D:2- 45020/MANİSA           Tel: (0236) 2311792-2376018 Fax:2389196
manisato@ttnet.net.tr                                                                                        www.manisatabip.org.tr


BASIN AÇIKLAMASI

 İTİRAZ EDİYORUZ! ÜLKEMİZDE HEKİMLİK YAPABİLMEK İÇİN TÜRK  OLMA KOŞULU KALDIRILIYOR.

“TORBA YASA” İLE BAŞIMIZA TORBA GEÇİRİLMEK İSTENİYOR! 

AKP Hükümeti tarafından hazırlanan "Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu, Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair Kanun ile Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarz-ı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı" 06.02.2007 tarihinde (bugün) Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşülmeye devam ediliyor.
       "Torba Yasa" olarak tanımlanan bu tasarı ile getirilmeye çalışılan değişikliklerin bazıları şunlardır:
1- İthal ucuz hekim çalıştırmanın yasal altyapısının hazırlanması 1219 sayılı Kanun'daki "Türkiye Cumhuriyeti'nde hekimlik yapmak ve ne biçimde olursa olsun hasta tedavi edebilmek için Türkiye Tıp Fakültesinden diploma almak ve Türk bulunmak gereklidir" ifadesindeki   "ve Türk bulunmak" ibaresi , madde metninden çıkarılmak istenmektedir.
     Bu yasal düzenlemeyle uluslararası deneyim ve bilgiden faydalanma amacı değil, sadece eğitim ve çalışma imkanları bizden daha kötü olan çevre ülkelerden gelecek ve düşük ücretle çalışmaya razı hekimlerin istihdamı hedeflenmektedir. Hükümet, böylece “Sağlıkta Dönüşüm" Programı'nın gereği olarak sağlık piyasasına ucuz iş gücü oluşturmak, yedek işsiz hekim ordusu yaratmak istemektedir.  Nitekim Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın "Türki Cumhuriyetlerde aylık 100- 150 dolara çalışacak yabancı hekimler var" sözleri bu amacı açıkça ortaya koymaktadır.
      "İthal hekim" çalıştırmanın diğer hedefi de “sağlık pazarı"nı uluslararası sermayeye açmaktır. İthal hekimler ile  gelecek çok uluslu sermaye ile sağlık kentleri kurularak ülkemizin kaynakları sömürülecektir. Hükümet'in amacı hiçbir şekilde Türkiye sağlık sisteminin sorunlarını çözmek değil, başta Dubai şeyhi El Maktum olmak üzere uluslararası sağlık patronlarına kârlılık alanları yaratmaktır.
     Türkiye Cumhuriyeti’nde sadece Türk Hekimleri’nin çalışabilmesi, Lozan Antlaşmasıyla sağlanmıştır. Bu yasa tasarısı kabul edilirse Lozan delinmiş olacaktır.
     İthal hekimlerin eğitimlerinin denklikleri, vatandaşımızın ithal hekimle anlaşabilmelerindeki dil sorunu, eğitim kaliteleri konusunda herhangi bir hükme tasarı da yer verilmemiştir. AB’ye uyum sürecinde bu yasayı çıkaranlar kişi ve hizmetlerin serbest dolaşımı önündeki engellerin kaldırılması amacına yönelik olduğu belirtilmesine rağmen, her türlü taviz verilirken karşılıklılık ilkesinin bilerek görmezden gelindiği görülmektedir.
                     “BENİ TÜRK HEKİMLERİNE EMANET EDİNİZ”
                                                                                Mustafa Kemal ATATÜRK

2- Tüm hekimlere zorunlu mali sorumluluk sigortası
Tasarı'yla ister kamuda, ister özelde çalışsın tüm hekimlere mali sorumluluk sigortası yaptırma zorunluluğu getirilmektedir.  Tasarı'nın gerekçesinde sağlık çalışanlarının çalışma koşullarının elverişsizliğinden kaynaklı tıbbi hata yapma olasılığının yüksekliği nedeniyle bu düzenlemenin yapılmak istendiği açık olarak belirtilmektedir.
    Hükümetin sağlık ortamındaki yetersizlikleri gidermek yerine bu yetersizlikler üzerinden sigorta kuruluşlarının fonlarına katkı sağlamayı düşünmesi ve hekimleri potansiyel suçlu olarak görmesi akıl almaz bir çabadır.
     Bu Tasarı yasalaştığı takdirde Türkiye'de hekimlik yapmak fevkalâde zorlaşacak; büyük miktarlardaki tazminat davalarının baskısı altındaki hekimler riskli hastalara gerekli tıbbi girişimlerde bulunmaktan kaçınacaklardır.
     Tasarıyla bir yıllık bir uygulama yapılmak istendiği anlaşılmaktadır. Devlet Bakanlığı’nca yetkilendirilecek  sigorta şirketlerinde aranacak nitelikler de belirtilmemiştir. Şeffaflık ve tarafsızlık ilkesi zedelenecek ve istenilen şirkete yetki verilmesinin önü açılacaktır.
     Sağlık hizmetinin ekip hizmeti ile verilmesi gerekir. Özellikle ebe, hemşire, anestezi teknisyenleri ve acil tıp teknisyenlerinin düzenlemede göz önüne alınmadığı görülmektedir. Alt yapısı oluşturulmayan, malpraktis-komplikasyon ayrımı belirgin olmayan ve önümüzdeki süreçte bürokrasi yönünden karmaşa yaratacak bir sağlık ortamının da oluşacağı kanısındayız.
      "Zorunlu mali sorumluluk sigortası" ile hekimlere ek bir gider yaratılırken, kontrolü doğrudan Bakanlık tarafından yapılacak devasa sigorta anlaşmalarıyla sağlık ortamı yine piyasa ile baş başa bırakılmaktadır.
3- Eğitim hastanelerindeki şef/şef yardımcılığı kadrolarına sınavsız olarak atama yapılması Düzenlemeye göre atamalar, Bakanlık tarafından belirlenmiş jürinin yapacağı değerlendirme sonucu hazırlanan rapor ışığında yine Bakanlık tarafından yapılacaktır. Oysa benzer yönde daha önceden yapılan düzenlemelerin hukuka aykırı olduğu Anayasa Mahkemesi ve diğer yargı organlarının kararlarıyla açıkça ortaya konulmuştur. AKP Hükümeti ise eğitim hastanelerinde artık bir işgal harekatına dönüşmüş olan partizanca kadrolaşma uygulamalarını devam ettirmek istemektedir. 15 yeni ihtisas hastanesinin yapılması ile kadrolaşmanın yolu açılacak, bu ortamda eğitici kadronun siyasetin her türlü müdahalesinden uzak olması gerekirken, eğitici kadroların liyakata değil sadakata dayalı olarak kendi yandaşlarının atamasının yollarını, hukuku dolanarak bulmaya çalışmaktadır. Eğitim kurumlarımızın önümüzdeki süreçte gelecek yeni yasal düzenlemelerle işletme haline getirilmesinin son halkasının da tamamlanması sağlanmış olacaktır.
4- Eğitici kadrolar beş yılda bir sil baştan
Yasa Tasarısı klinik şefi, şef yardımcısı ve başasistan kadrolarına atananların beş yıllık sürelerle Bakanlıkça değerlendirilmeleri ve yeterli görülmeyenlerin uzman kadrolarına nakledilmeleri yönünde bir hüküm içermektedir. Bu değerlendirme için kriterlerin ne olacağı ise tanımlanmamaktadır. Bu durumda halen bu unvanları kazanmış olanlar da dahil bütün eğitici kadroların kaderi partizanlıkta sınır tanımayan Sağlık Bakanlarının iki dudağı arasında olacaktır.
5- Tıpta Uzmanlık Tüzüğü
1219 sayılı Yasa'da değişikliğe gidilerek Tıpta Uzmanlık Eğitimi yönetmelikle düzenlenmeye çalışılmaktadır.
    1219 sayılı Yasa'da yapılacak bir değişiklikle tıpta uzmanlık eğitiminin tüzük yerine yönetmelikle düzenlenmesi, Tüzüğün çıkması için tarafların uzlaşmasını şart koşan Danıştay'ı sürecin dışında bırakırken, Sağlık Bakanlığı'nı tıpta uzmanlık eğitimiyle ilgili düzenlemelerde tek yetkili konumuna getireceği için ciddi sakıncalar içermektedir.
    Tıpta Uzmanlık Kurulu'nda üyelerin çoğunluğunu Sağlık Bakanlığı tarafından atananlar oluştururken, TTB sadece bir üye ile temsil edilmektedir.
6- Radyoloji çalışanlarının çalışma sürelerinin uzatılması
Tasarı'yla 2368 sayılı Kanun'un 2. maddesi değiştirilerek radyoloji çalışanlarının günlük beş saat olan mesai sınırları ortadan kaldırılmaktadır. Yapılan bir anket çalışmasına göre;
     “Röntgen cihazlarının % 45 gibi büyük bir kısmı 20 yıllık ve daha eskidir.Her 100 cihazdan 6’sı 1956 model ve yüksek radyasyon yaydıklarından dolayı sağlık personelinin hayatı için büyük risk oluşturuyorlar.Bu cihazların % 31’i lisanssız ve röntgen birimlerinin %44,44’ünün ruhsatı yok.Anketimizde ayrıca röntgen cihazlarının 4’te 3’ünden fazlasının rutin ölçüm ve kalibrasyonlarının yapılmadığı da ortaya çıktı. Kullandığınız cihazların rutin ölçüm ve kalibrasyonları düzenli olarak yapılıyor mu? sorusuna % 77,38’i yapılmıyor cevabını verdi.
    Ankette radyasyonla çalıştığınız ortam radyasyondan korunma standartlarını taşıyor mu? sorusuna personelin % 65,48’i hayır cevabını verdi. Ayrıca anket sonuçlarına göre personelin % 88,10’unun çalışılan ortamın sağlığa etkileri hakkında bilgilendirilmediği ortaya çıktı.”
    Çalışma ortamlarının fiziki koşulları düzeltilmeden, radyoloji cihazlarının kontrolleri yeterli olarak yapılmadan, çalışanların düzenli sağlık kontrollerinden geçmeleri sağlanmadan sadece işletmenin ihtiyaçlarına göre çalışma sürelerinin uzatılması çalışanlara siz kanser olun ve ölün demektir.
7
- Anestezi teknisyenlerine hasta uyutma yetkisi Kanun Tasarısı ile anestezi teknisyenlerinin anestezi uzmanı veya bunun bulunmadığı hallerde ameliyatı yapan ilgili uzmanın gözetiminde ve direktiflerine uygun olarak anestezi iş ve işlemlerini yapmaları öngörülmektedir.
     Oysa anestezi biliminin gelmiş olduğu düzey göz önünde bulundurulduğunda cerrahın gözetiminde de olsa, anestezi uzmanının denetimi olmaksızın anestezi teknisyenlerine bu sorumluluğun verilmesinin ekip çalışmasını zedeleyeceği, ameliyatlarda hata yapma olasılığını yükselteceği kanısındayız.
8
- Sözleşmeli personel “Sözleşmeli personelin pozisyonlarının bulunduğu hizmet birimlerinin,birleşme nitelik değiştirme veya isim değiştirme gibi nedenlerle değişikliğe uğraması halinde bu değişiklikler, il içinde olması kaydıyla, yılda en fazla iki kez Bakanlar Kurulu kararı aranmaksızın Maliye Bakanlığı vizesiyle yapılabilir” denilerek sağlık çalışanları arasında çalışma barışını bozan, sağlık çalışanları arasında eşitsizlik yaratan, sağlık çalışanlarının haklarının korunmadığı bir ortam süregen hale getirilmekte halkın sağlığı da hiçe sayılmaktadır.
              SON SÖZ:

“İNKILAPÇILIĞIN ÇEŞİTLİ HAYATİ GÖREVLER VERDİĞİ TÜRK VATANDAŞININ SAĞLIĞI VE SAĞLAMLIĞI HER ZAMAN ÜZERİNDE DİKKATLE DURULACAK MİLLİ MESELEMİZDİR.”

Mustafa Kemal ATATÜRK

Kamuoyuna saygılarımızla duyururuz.06/02/2007

 MANİSA ECZACI ODASI
MANİSA DİŞHEKİMLERİ ODASI
MANİSA TABİP ODASI
SES MANİSA ŞUBESİ
TÜRK SAĞLIK-SEN MANİSA ŞUBESİ


*-*-*-*-*-*-*-*-*

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
MANİSA TABİP ODASI BAŞKANLIĞI

1.Anafartalar Mh.Vatan Sk.No:7 D:2- 45020/MANİSA           Tel: (0236) 2311792-2376018 Fax:2389196
manisato@ttnet.net.tr                                                                                        www.manisatabip.org.tr

 

BASIN BİLDİRİSİ

     İthal Ucuz Hekim... Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası... Eğitim Hastanelerinde AKP Kadrolaşması...
      100.000 HEKİMİN ve 70 MİLYONUN BAŞINA GEÇİRİLMEYE ÇALIŞILAN TORBA YASADA NELER VAR!!!

AKP Hükümeti tarafından hazırlanan bir yasa taslağı bugün mecliste görüşülmektedir."Torba Yasa" olarak tanımlanan bu Tasarı ile getirilmeye çalışılan değişikliklerin bazıları şunlardır:
 1- İthal ucuz hekim çalıştırmanın yasal altyapısının hazırlanması
1219 sayılı Kanun'daki "Türkiye Cumhuriyeti'nde hekimlik yapmak ve ne biçimde olursa olsun hasta tedavi edebilmek için Türkiye Tıp Fakültesinden diploma almak ve Türk bulunmak gereklidir" ifadesindeki   "ve Türk bulunmak" ibaresi madde metninden çıkarılmak istenmektedir.
     Bu yasal düzenlemeyle uluslararası deneyim ve bilgiden faydalanma amacı değil, sadece eğitim ve çalışma imkanları bizden daha kötü olan çevre ülkelerden gelecek ve düşük ücretle çalışmaya razı hekimlerin istihdamı hedeflenmektedir. Hükümet, böylece Sağlıkta "Dönüşüm" Programı'nın gereği olarak sağlık piyasasına ucuz iş gücü oluşturmak, yedek işsiz hekim ordusu yaratmak istemektedir.  Nitekim Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın "Türki Cumhuriyetlerde aylık 100- 150 dolara çalışacak yabancı hekimler var" sözleri bu amacı açıkça ortaya koymaktadır.
     "İthal hekim" çalıştırmanın diğer hedefi de sağlık "pazarı"nı uluslararası sermayeye açmaktır. Hükümet'in amacı hiçbir şekilde Türkiye sağlık sisteminin sorunlarını çözmek değil, başta Dubai şeyhleri olmak üzere uluslararası sağlık patronlarına kârlılık alanları yaratmaktır.
     Türkiye Cumhuriyeti’nde sadece Türk Hekimleri’nin çalışabilmesi, Lozan Anlaşmasıyla sağlanmıştır. Bu yasa tasarısı kabul edilirse Lozan delinmiş olacaktır. Türk hekimlerinin kendi topraklarında çalışma hakkı ellerinden alınarak zaten zor koşullarda çalışan hekimlerin çalışma ve yaşam koşulları daha da zorlaştırılacak, Türk Vatandaşlarının yaşamı ve sağlığı yabancılara emanet edilecektir.

2- Tüm hekimlere zorunlu mali sorumluluk sigortası
Tasarı'yla ister kamuda, ister özelde çalışsın tüm hekimlere mali sorumluluk sigortası yaptırma zorunluluğu getirilmektedir.  Tasarı'nın gerekçesinde sağlık çalışanlarının çalışma koşullarının elverişsizliğinden kaynaklı tıbbi hata yapma olasılığının yüksekliği nedeniyle bu düzenlemenin yapılmak istendiği açık olarak belirtilmektedir. Hükümetin sağlık ortamındaki yetersizlikleri gidermek yerine bu yetersizlikler üzerinden sigorta kuruluşlarının fonlarına katkı sağlamayı düşünmesi ve hekimleri potansiyel suçlu olarak görmesi akıl almaz bir çabadır.
     Bu Tasarı yasalaştığı takdirde Türkiye'de hekimlik yapmak fevkalâde zorlaşacak; büyük miktarlardaki tazminat davalarının baskısı altındaki hekimler