| |
Sözde Aile Hekimliği (1)-26/11/2007 |
Merhaba. Bugüne kadar sizinle hep sağlık dışı konulardan
konuştuk. Geçen yazımda, neden böyle olduğunu açıklamıştım. Bu
ve bunu izleyen birkaç yazımı, benim deyimimle maliye
hekimliğine ayıracağım. Biliyorsunuz, pek çokları bu sisteme
aile hekimliği diyor ve sizlere de böyle anlatıyor. Ancak,
yazılarımın tamamını okursanız, konunun ne aile ile ne de
hekimlikle çok ilgisi olmadığını ama, en fazla parayla ilgisi
olduğunu anlayacak ve maliye hekimliği tanımlamasına siz de
katılacaksınız. Kesinlikle objektif olacağıma inanabilirsiniz.
Hiç abartıya kaçmayacağım. Aile hekimliği denen uygulama ile
ilgili sözlerime devam etmeden önce iki noktayı vurgulamak
isterim. Birincisi aile hekimliği sistemini anlayabilmek için
yanında yandaş olarak çıkan Genel Sağlık Sigortası, Tam Gün
Yasası Hastane Birlikleri kavramı ve İthal Hekim kavramını da
beraber değerlendirmek gerekiyor. Eğer bunu böyle yapmazsak,
tek başına aile hekimliğini algılamaya çalışırsak, büyük bir
yanılgı içerisine gireriz. Tıpkı çınar ağacının yapraklarına
ve ince küçük dalcıklarına bakarken, koskoca gövdesini
kaçırmak ve ona toslamak gibi bir hataya düşmüş oluruz. O
nedenle, konuyu değerlendirirken mutlaka beraberinde çıkan
diğer yasa ve düzenlemeleri de hesaba katmalı ve hepsinin
birlikte ne anlama geldiğini düşünmeliyiz. Söz ettiğim bu
yandaş yasaları ve bir bütün olarak hepsinin anlamını, yazı
dizimizin ilerleyen bölümlerinde değerlendireceğiz. Konuya
girmeden önce vurgulamak istediğim ikinci nokta ise, takiyye
sözcüğünün anlamıdır. Biliyorsunuz, takiyye bir şeyi olmadığı
gibi göstermek demektir. Ya da asıl ana sistemi, düşünceyi
saklayıp tamamen farklı bir şekilde ortaya koymak demektir.
Yazının devamını okudukça, kafalarınızda bugüne kadar var olan
aile hekimliği uygulamasının çok dışında bir sistemden, bir
sonuçtan bahsediyor olduğumu anlayacaksınız ve kendi kendinize
soracaksınız; "Bu anlatılanlar, benim bu güne kadar
kafamdakilerden nasıl bu kadar farklı olabilir?" diye. Şundan
emin olunuz. Benim size biraz sonra anlatacağım her şey
tamamen konuyla ilgili yasal düzenlemelere ve objektif
gerçeklere dayanan sonuçlardır. Hem kanunları, yasaları sizin
pencerenizden irdeleyip hem de bugüne kadar aile hekimliği
denen sistemin uygulandığı illerdeki sonuçları
değerlendirerek, aile hekimliğinin ne getirip ne götüreceğini
açıklayacağım. Oysa, bugüne kadar sizlere anlatılan hep
tozpembe, çok güzel bir sistem ve güzel günlerin sizi
beklediğiydi. Ama bu, kelimenin tam anlamıyla bir takiyye idi.
Biraz sonra detaya indiğimde bunu anlayacaksınız.Adına aile
hekimliği denen sistem şu anda Manisa'da hayata geçirilmek
üzeredir. Aralığın ilk haftasında hekimlerimiz aile hekimliği
merkezlerine yönelik olarak tercihlerini yapacak ve bu yolla
371 hekim aile hekimi olarak adlandırılacak ve ocağın ilk
haftasından sonra da aile hekimi olarak görev yapmaya
başlayacaktır. Manisa'da bulunan toplam 670 hekimden 371'i
aile hekimi olarak, kalanları ise hastanelerin acil
servislerinde, yoğun bakımlarında, diyaliz ünitelerinde ya da
Manisa il ve ilçelerinde toplam sayıları on sekizi bulan
toplum sağlığı merkezlerinde görevlendirilecektir. Öncelikle
şunu ifade etmek gerekir ki, bugüne kadar aile hekimliğinin
gerçekten getirileri ve götürüleri üzerine Bakanlık ve
yetkililerin sağlıklı bir değerlendirme yapmaksızın, siz
değerli vatandaşlarımıza hep tozpembe bir tablo çizdiğini
izledik ve gözledik. Neydi çizilen tozpembe tablo? Aile
hekimlerinin artık sizin fotoğraf karelerinizde yer alacağı,
ailenizin her bir bireyinin geçmişiyle ilgili her şeyi
bileceği, hep aynı doktora gideceğiniz ve sağlık hizmetini
ücretsiz bir şekilde aynı hekimden sürekli ve devamlı olarak
alacağınız, telefonu açtığınızda hekiminize ailenizin hekimine
istediğiniz zaman ulaşacağınız ve genel olarak toplumun
sağlığının ve sizlerin sağlığının bu yolla çok daha iyiye ve
güzele gideceği idi. Şimdi hem yasadan kaynaklanan açılımlara
bakarak, hem de geçmişte aile hekimliği uygulamasının
başladığı illerdeki sonuçlara bakarak, konuyu bir de sizin
açınızdan biz tekrar değerlendirelim. Tartışmalar hep bu
tarafa çekildiği için, tekrar ve tekrar söylemek durumunda
hissediyorum ki, biz kimseye karşı ya da kimsenin yanında
değiliz. Biz, sizlerin sağlığını direkt etkileyen ve
meslektaşlarımızın yaşam koşullarını direkt etkileyen her
konuda tarafız. Kimden tarafız? Uygulamacıdan değil,
toplumumuzdan, vatandaşımızdan ve hekimlerimizden, sağlık
çalışanlarımızdan tarafız. Tek amacımız, sizlere verilecek
sağlık hizmetinin daha iyi olmasıdır. Hiçbir çıkar, hiçbir
kadro, hiçbir koltuk beklentisi olmaksızın sadece ve sadece
sizler açısından düşünerek konuyu irdeliyoruz. Ha! Hep karşı
oluşumuza gelince; anlayacak ve göreceksiniz ki, biraz sonra
eğer gerçekten sizin sağlığınızı düşünüyorsak, bu getirilen
sisteme karşı olmamak mümkün değil, tartışmamak mümkün değil,
eleştirmemek mümkün değildir.Getirilen sistemle bir hekime 6
ay boyunca 3 bin 500 kişilik bir nüfus bağlanmaktadır.
Hekimler bu 3 bin 500 kişinin her türlü sağlık sorununu
çözmekle görevlendirilmektedir. Ancak, 6 ay sonra hekim
hastasını, hasta da hekimini değiştirebilmektedir. Yani, her
vatandaş hekimi değiştirip, bir başka hekimle anlaşma
yapabilecek, hekimler de kendi bölgeleri dışında herhangi bir
bölgeden hasta kabul etmede özgür bırakılacaklardır.
Başlangıçta, hekim ve hasta seçme özgürlüğü çok çağdaş bir
uygulamaymış gibi gelebilir. Ancak, biraz sonra bunun bazı
sakıncaları olduğunu anlayacaksınız. Sözde aile hekimliği
görevini yapmakla yükümlendirilmiş hekimler, baktıkları hasta
sayısı kadar ücret alacaklardır. Yani, artık sabit bir maaşla
çalışmayacaklar ve kayıtları altında tuttukları hasta ne kadar
fazla sayıda olursa, ellerine geçen ücret de o kadar fazla
olacaktır. Eğer yapılan istatistiklere bakarsak, bir kişinin
ortalama bir sağlık kurumuna başvuru sıklığının yılda 5
olduğunu göreceğiz. 3 bin 500 kişinin yılda 5 kere sağlık
kurumuna başvurduğunu hesaplar isek, 15 bin'in üstünde yıllık
başvuru sayısı olacak bir hekimin ve bu 15 binin üstünde olan
bu başvuru sayısını eğer çalışma günlerine bölersek, günde 75
civarında hastayla karşı karşıya kalacak hekimler. Bir hekim
sağlık ocağındaki ekip anlayışının yani şoförüyle, ebesiyle,
hemşiresiyle, personeliyle, müstahdemi ile var olan ekip
anlayışının, yeni getirilen sistemde adına aile hekimliği
denen sistemde tamamen silindiğini, bir hekim ve bir ebe ya da
hemşireden oluşan iki kişilik ekibin günde 75 hastaya bakma ve
diğer görevleri gerçekleştirmeyle yükümlendirildiğini
görmekteyiz. Sonuç olarak hekim günde 75 hastaya 'Merhaba,
nasılsın iyi misin?' diyecek şikayetini soracak, muayenesini
yapacak, belki bazı tahliller isteyecek, bu tahlillerin
sonuçlarını değerlendirerek teşhisini koyacak ve koyduğu
teşhisin reçete yoluyla ya da başka yollarla tedavisini
gerçekleştirecektir. Bir günde bunları yapmak demek hastalara
sadece birkaç dakika zaman ayırmak demektir. Birkaç dakika
ayrılan zamanla, bir hastanın tanısı ne kadar sağlıklı
konulabilir ve tedavisi ne kadar sağlıklı düzenlenebilir, siz
değerlendirin. Ancak, hekimin tek başına yapması gereken işler
hastalara bakmak ve tedavi etmek değildir sadece. Bu sistemle
hekime ev ziyaretleri, bebek gebe takipleri, yaşlı takipleri,
kronik hastalıkların takipleri, çevre sağlığı hizmetleri gibi
diğer hizmetler de yüklenmektedir. Yani, tek bir hekim ve tek
bir hemşireden oluşan iki kişilik ekip günde ortalama 75
hastaya bakacak ve bu hastaların bütün tedavilerini eksiksiz
ve kusursuz bir şekilde gerçekleştirecek, hem gebelere
bakacak, hem evleri ziyaret edecek, hem bebek takiplerini
yapacak, hem aşıları yapacak, hem yaşlılara kronik hastalığı
olan şeker gibi kanser gibi hastalıklara bakacak ve bütün
çevre sağlığı işlemini de gerçekleştirecek. Bunun mümkün
olmadığı, çok yakın zamanda anlaşılacaktır. Herşey bir yana,
bu kadar işin yüklendiği bir hekimin, siz değerli
vatandaşlarımızın sağlığıyla olması gerektiği gibi
ilgilenemeyeceği, mutlaka hatalar yapabileceği, açık seçik
ortadadır. Bir şey unutulmamalıdır: Hekimin hatasını toprak
örter. Başka mesleklerde yapılan hatalar sizin sağlığınızı
direkt olarak etkilemeyebilir ancak, hekimlikte yapılan
hatalar ya sağlığınızı ya da yaşamınızı kaybetmenize neden
olur. İşte bu nedenle, her hekim hastasını muayene ederken ve
onun tedavisini düzenlerken hastasına yeteri kadar zaman
ayırabilmelidir. Bu sistemin diğer yönlerini ilerleyen
günlerde bu köşede sizinle paylaşmaya devam edeceğim ancak,
işin bu kadarı bile, yani hekime bu derecede iş yükleyerek
hastasına ayıracağı zamanı azalttıktan sonra toplumun
sağlığının iyiye gideceğini söylemek, kelimenin tam anlamıyla
bir takiyye örneğidir. Yarın, konunun diğer yanlışlarını
irdelemeye devam edeceğiz, sonraki günlerde hekimlerin bu
uygulamayla ne sorunlar yaşayacağını ve hekimlik mesleğinin ne
hale geleceğini anlatacağız. Bir de hükümetin bu kadar
zararları olan bir uygulamayı hayata geçirmesinin gerçek
nedenlerini açıklayacağız. Hem de, daha önce hiç açıklanmamış
şekliyle… (Devamı Yarın)
*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*
| |
Sözde Aile Hekimliği (2)-27/11/2007 |
Dünkü yazımızda, sözde aile hekimliği sistemi ile bir hekime
ne kadar fazla oranda iş yüklendiğini aktarmıştık. Bu iş yükü
ile, sizlerin sağlığının iyiye gitmesinin mümkün olamayacağını
söylemiştik. Bizim ne düşündüğümüz bir yana, aile hekimliğinin
uygulanmaya başlandığı diğer illerde acaba ne oluyor merak
ediyor musunuz? Bütün buraya kadar anlattıklarımızın sadece
bir varsayım olduğunu düşünseniz bile, gelin önceki
uygulamalarda, yani adına aile hekimliği denen sistemin
önceden uygulanmaya başlamış şehirlerimizde ne hale geldiğini
değerlendirelim. Düzce’de, Eskişehir’de, İzmir’de, Denizli’de
acaba ne hale geldi sağlık, aile hekimliği uygulanmaya
başladıktan sonra. Yazık ki, bu konuda sizlere kesin verileri
söyleyebilmem, bilgileri olduğu gibi aktarabilmem mümkün
değildir. Çünkü, bizlerin tüm uğraşlarına ve isteklerine
rağmen, bu şehirlerdeki Sağlık Müdürlükleri ve Sağlık
Bakanlığı söz konusu şehirlere ait sağlık verilerini bizlere
bildirmemektedir. Gerek aşı oranlarını, gerek bebek ölüm
oranlarını, gerek gebe ölüm oranlarını ve bulaşıcı hastalık
oranlarını hiçbir şekilde açıklayamıyorlar. Düzce’de yıllardır
uygulanmakta olan modelin sonuçları bile hala belli değil.
Ancak, bizlerin resmi olmayan kaynaklar aracılığıyla
öğrendiğimize ve bizzat Tabip Odaları tarafından yapılan
inceleme ve araştırmalar sonucunda saptadığımıza göre, aile
hekimliği denen sistemin uygulanmaya başlandığı bütün illerde
ve bütün bölgelerde toplum sağlığı her geçen gün kötüye
gitmektedir. Bebek ölümleri artmış, gebe izlemleri azalmış,
gebelikte yaşanan sorunların sıklığı artmış, bulaşıcı
hastalıklarda ciddi artışlar görünmeye başlanmıştır. Peki, ya
sizlere söylenen, istediğiniz zaman hekime ulaşabileceksiniz
müjdesine olmuştur? Şu anda çok açık ve net söylemek
durumundayız ki, bu sistemin uygulanmaya başlandığı her yerde
aile hekimlerinin cep telefonları kapalıdır. Çünkü günde
onlarca hastaya bakmak ve bir önceki yazımızda açıkladığımız
bütün işleri yapmak zorunda kalan aile hekimleri, akşamları da
evde bütün gün yaptıkları işleri çok kapsamlı bilgisayar
programlarına girmek ve bilgisayarın başında sabahlamak
zorundadır. Eğer bunu yapmazlarsa yaptığı işi bilgisayara
dökmezlerse devletten alması gereken parayı alamayacaktır.
Herşey bu kadarla kalsa çok iyi ama, hani sizlere söylenen bir
hikaye vardı ya: “Bir hekiminiz olacak ve o hekim ailenizin
annenizin, babanızın çocuğunuzun, dedenizin ve bütün ailenizin
her bir bireyini tek tek tanıyacak ve hatta düğünlerinizde ve
nikâhlarınızda gelerek size altın takacak” denmişti sizlere.
Hatırlıyor musunuz bu sözleri, bakalım bu ne kadar gerçek
olacak. 6 ay geçtikten sonra uygulamanın başlamasından,
insanlar yani sizler aile hekiminizi değiştirmek durumunda
kalacaksınız. Manisa’da şehir merkezinde dükkânı olan esnaf
bir kardeşimizi düşünelim; bütün gününü Manisa nın şehir
merkezinde geçirmektedir. Oysa evi Horozköydedir, eşi ise bir
başka işte çalışmaktadır. Bu arkadaşımız hasta olduğunda
Horozköy’e mi gider aile hekimine görünür yoksa merkezde bir
aile hekimini mi tercih eder? İşinden çok uzun süre ayrılamaz,
doğal olarak bugün de hepimizin yapıyor olduğu gibi şehir
merkezindeki bir sağlık kurumuna yani başka bir aile hekimine
giderek reçetesini yazdırmak, muayene olmak ve tedavi olmak
isteyecektir. Peki Uncubozköy’de çalışan karısı ne yapmalıdır?
O, kendi mahallesinin olduğu Horozköy’deki aile hekimini mi
tercih edecektir? Yoksa Uncubozköy civarında işine çok yakın
istediği zaman gidip muayene olabileceği ve reçetesini
yazdırabileceği sağlık sıkıntısını sorununu anlatabileceği
hekimini seçmelidir? Doğal olarak o da 6 ay geçer geçmez,
yani hekim değiştirme hakkını elde eder etmez, kendi çalıştığı
Uncubozköy’den bir aile hekimiyle anlaşacaktır. Peki ya
Horozköy’de yine bir ilkokulda okuyan çocukları hasta
olduğunda ne yapacaklardır? Çocukları hasta olduğunda
öğretmenleri anneyi ya da babayı arayacak, gidip okuldan
çocuklarını alıp tekrar Uncubozköy’e veya şehir merkezine mi
getireceklerdir? Hayır, bu kez çocukları için Horozköyde var
olan aile hekimiyle anlaşacaklardır. İşte şimdi burada 3
kişilik bir ailenin parçalanmasını gördünüz. Sağlık
parçalanmasını gördünüz. Baba şehir merkezinde bir aile
hekimiyle anlaşmış, anne Uncubozköy’de bir aile hekimiyle
anlaşmış, çocuklara ise Horozköy’den bir aile hekimi tutulmuş.
Hani, bir aile hekimi ailenin bütün fertlerini çok yakından
tanıyacaktı hekim.? Gördüğünüz gibi, sizlere bugüne kadar
anlatılan bu hikayelerin hiçbir gerçekliği yoktur.
Anlattıklarımızın hiçbirisi yanlış ya da yalan değildir.
Hepsi, yaşanılacağını tahmin ettiğiniz şeylerdir. Ayrıca
yaşanacağını, bu güne kadar pilot uygulamanın yapıldığı illere
bakarak bildiğimiz şeylerdir. Tabi bu işin bir de yurt dışı
boyutu var yurtdışında bu sistemin aynen uygulandığı yerlerde
acaba ne oluyor. Biz onları da biliyoruz. Yani size
söylenmeyen şeyleri, hiç kimse size pilot uygulamaların
yapıldığı illerdeki bu sorunlardan bahsetmedi, hiç kimse size
bu sistemin genel sağlık sigortası ve diğer ayaklarıyla aynı
şekilde uygulanıyor olduğu ülkelerdeki sonuçlardan bahsetmedi.
Herkes toz pembe bir süreç çizdi sizlerin önünüze ama, az önce
yukarıda söylediklerimiz işin hiç de o kadar güzel, hiç de o
kadar tatlı olmadığının bir kanıtı değil mi sizce de? Gelelim
konunun bir başka fakat çok önemli toplumsal bir boyutuna.
Bilindiği gibi bugün ülkemizde uygulanan politikalar
vatandaşlarımızı laz, kürt, çerkez, alevi, sünni, dindar,
dindar olmayan gibi kutuplara ve kamplara ayırmaktadır. Hatta
bugün ortaya çıkan haritalar göstermektedir ki, ülkemizin
topraklarında, belli bir parça başka ülkelerin toprakları
haline dönüştürülmeye çalışılmaktadır. İşte bu parçalanma ve
dağılma süreci şu günkü günlerde makro politikaların, ülke
genelindeki politikaların gittiği yer olarak karşımıza
çıkmaktadır. Peki aile hekimliği ile ne ilgisi var bu işin
diyeceksiniz? Düşünün Malatyalılar mahallesinde Diyarbakırlı
bir doktor çalışabilir mi? Ya da kürt yurttaşlarımızın daha
yoğunlukta olduğu bir bölgede başka bir hekim çalışabilir mi?
Ya da siz Manisalısınız, Manisalı bir doktoru tercih etmeyecek
misiniz? İşte, 6 ay geçtikten sonra herkes kendi etnik
gurubuna inanışına göre hekimini seçecektir. Bu, sistemin
kaçınılmaz bir sonucudur. Hiçbir Manisalı ya da hiçbir yurttaş
kendine yakın gördüğü bir hekimi seçtiği için suçlanamaz.
Peki, o zaman ne olacak? İşte o zaman kürt doktorlar, alevi
doktorlar, sünni doktorlar, şucu doktorlar, bucu doktorlar
olarak bizim meslektaşlarımız ayrışacak ve toplum bir şehrin
içinde doktoruyla ve hastasıyla, sağlığıyla bölünüp
parçalanacaktır. Sevgili Manisalılar, bildiğiniz gibi ben
hiçbir dernek, parti ya da kulüp üyesi değilim. O nedenle,
söylediğim, yukarıda açıkladığım gerçeklerin hiçbirisi, bir
kuruma ya da kişiye yanaşmak yada uzaklaşmak için söylenmiş
sözler değildir. Tamamen yasaların sizin lehinize okunmasının
sonuçlarıdır. Sistem ve yasaları sizleri düşünerek
değerlendirdiğimizde işte bu sonuçlar açığa çıkmaktadır.
Bugüne kadar bu sistemin uygulandığı illerde de söylediğimiz
her şey bir bir olmaya başlamış ve devam etmektedir. Yani,
sizlere gördüğüm bir rüyadan bahsetmiyorum. Sizlere, bir
müddet sonra karşı karşıya kalacağınız, net ve objektif
gerçeklerden bahsediyorum. Bir şeyin farkındayım. Muhtemelen
kafanız karışmış ve kendi kendinize şu sorunun yanıtını
bulmaya çalışıyorsunuzdur şu anda. “Peki madem bu sistem,
adına aile hekimliği denen sistem bu kadar kötüydü de niye
getiriliyor? Niye bizlerin önüne sunuluyor?” Bu soruyu
özellikle yazılarımı okuduktan sonra kendinize çok sık
soracağınızın farkındayım. Bu sistem size o kadar toz pembe o
kadar güzel bir şekilde anlatıldı ki şimdi benim objektif
değerlendirmelerim bile sizlere inandırıcı gelmiyor olabilir
ve nedenini açıklamakta güçlük çekiyor olabilirsiniz. Değerli
okuyucular, aile hekimliğinin ve sağlıkta dönüşümün diğer
parçaları olan Genel Sağlık Sigortası’nın ve Hastane
Birlikleri Yasası’nın neden getirildiğini anlamak için,
ülkemizin gündemine birazcık bakmak yeterli olacaktır. Ama,
sizden birazcık sabır bekliyorum, lütfen bu yazı dizisini
okumaya devam edin. Önümüzdeki birkaç gün içinde nedenleri
açıklayacağım. Bu arada şunu da söylemek lazım gerçekten, bu
sistemlere Aile Hekimliği, Genel Sağlık Sigortası, Hastane
Birlikleri Yasa Tasarısı adını koyanlar çok akıllılardır.
Çünkü, bu isimler, bu kelimeler o kadar cezbecidir ki sizleri
bu işin böyle olmadığına inandırmak gerçekten çok güç
olacaktır. Ama, işin gerçeğine baktığınızda Aile Hekimliği
denen sistemin ne aile ile, ne de sağlık ile ilgisinin
olmadığı, Genel Sağlık Sigortası denen sistemin toplumsal
hiçbir yararının da olmadığı, Hastane Birlikleri denen
sistemin ise hastaneleri bitirmek anlamına geldiği çok açık ve
net gerçektir. Aklınızda şöyle bir düşünce olmasın “hocam
söyledikleriniz tamam ama bir bakarız eğer söylediğiniz kadar
kötüyse, nasıl olsa geriye döneriz”. Hayır değerli
okuyucularım bu olayda geriye dönüş mümkün değildir. Çünkü,
sağlığın geriye dönüşü yoktur. Ayağınız kesildikten sonra yeni
bir ayak sahibi olamazsınız, kalp krizi geçirdikten sonra
sıfır bir kalbe asla sahip olamazsınız. Bir kere sağlık
bozuldu mu artık hiçbir zaman eskisi gibi olamaz. Bizden
söylemesi… İşin hekim boyutu, hekimlerimizin ne hale geleceği,
yarın ki yazımızın konusu olacak ama, şundan emin olun ki
yukarıda söylediklerimiz gerçekleştikçe, vatandaşın durumu da
kötüye gidecek, hekimin de…. (Devamı Yarın)
*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*
Sözde Aile Hekimliği (3)-28/11/2007
Sevgili
meslektaşlarım,
Aile Hekimliği ile
ilgili yazı
dizimizin ilk
ikisinde
toplumumuzun,
vatandaşlarımızın
ve Manisalımız'ın
neleri
yaşayacağını
anlatmaya
çalışmıştık. Şimdi
hekim olarak,
sizlerin neler
yaşayacağını
özetlemeye
çalışacağız.
Aslında, gerek
bizim yönetime
seçildiğimiz
dönemde, gerek
daha öncesinde
Aile Hekimliği ile
ilgili
bilgilendirmeler
sizlere Manisa
Tabip Odası
tarafından, şehir
merkezi ve
kasabalardaki
değişik
toplantılarda
yapıldı ve pek
çoğunuz Aile
Hekimliği denen
sistem geldiğinde
neleri
yaşayacağınız
konusunda az ya da
çok fikir
sahibisiniz.
Ancak, içinde
bulunduğumuz süreç
yazık ki, sizleri
ya Aile Hekimi
olma, ya da Toplum
Sağlığı
Merkezi'nde kalma
gibi iki kıskacın
içine sokmuş
durumdadır. Bu iki
seçeneğin ikisi de
kötüdür ve
hangisini
seçerseniz seçin,
mutlaka sıkıntılı
günler
yaşayacaksınız.
Ama yine de
yerleştirmelerin
belirleneceği bu
günlerde, Aile
Hekimi olduğunuzda
karşılaşacağınız
sıkıntıları tekrar
özetlemek
istiyorum. Ne
denmişti sizlere,
Aile Hekimi
olursanız bir
hatırlayalım. 5-6
milyar lira arası
para alacak,
onurlu hekimlik
yapacaktınız,
kendi kendinizin
patronu olma
şansına
erişecektiniz, ha
bütün bunları
beğenmezseniz
kurumunuza geri
dönecektiniz. Ama,
sistem o kadar
güzeldi ki
huzurlu, mutlu,
bol paralı, bol
güvenceli bir
hekimlik ve meslek
yaşamı sizi
bekliyordu ve geri
dönmeyi hiç
istemeyecektiniz.
Bir de bütün bu
söylenenleri biz
değerlendirelim ve
sadece kendi
düşüncelerimizi
değil, bugüne
kadar uygulamanın
başladığı diğer
illerde hekimlerin
başına neler
gelmiş, neler
gelme olasılığını
yaşıyor, sizlere
aktaralım.
Biliyorsunuz,
geçen hafta bir
dizi toplantı
yapmıştık Tabip
Odası olarak.
Toplantıya,
Denizli ve
İzmir'den aile
hekimleri davet
etmiş, bizzat
onlardan
dinlemiştik neler
yaşadıklarını.
Pilot uygulamanın
yapıldığı illerde
gördük ki, ele
geçen paralar
artık 5-6 bin YTL
değil. Evet, böyle
bir para size
veriliyor ancak,
aile hekimliği
merkezi tamamen
özel ve her şeyi
size ait olduğu
için kira
bedelleri,
elektrik, su,
boya, badana,
yanınızda hizmetli
çalıştırırsanız
onun maaşı,
sigortası ve daha
akla gelebilecek
pek çok masraf
tamamen size
verilen bu 5-6
milyarlık paranın
içinden çıkıyor.
Bu günkü
koşullarda Denizli
ya da İzmir
örneklerinde 2
milyar ile 3
milyar arasında
zorunlu masraf
olduğunu geçen
yaptığımız
toplantıda, oradan
gelen Aile
Hekimleri bizzat
kendileri
söylemişlerdi.
Yani, aslında
elinize net olarak
geçecek para,
diğer kısıntılar
olmazsa 2 bin 500
YTL civarında, 3
bin YTL civarında
olacak. Tabi, eğer
sevk oranınız
yüksek, aşı
oranınız düşük ya
da gebe takip,
bebek takip
oranlarınız düşük
ise, ceza
alacaksınız. Para
cezası ve bu
cezalar yine
gelirinizin
düşmesine sebep
olacak. Ayrıca,
baktığınız hasta
sayısı azaldıkça
ekonomik geliriniz
de düşeceği için,
ciddi sıkıntılar
yaşamaya
başlayacaksınız.
Örneğin, kayıtlı
hasta sayısı 2
bin'den-2 bin
500'e düşmüş bir
hekim, devletten
daha doğrusu
kurumlardan ancak
3 bin YTL
civarında bir para
alacak. Bunun 2
ile 3 bini'nin
masrafa gittiğini
düşünürsek, hasta
sayınız
azaldığında
elinize geçen para
ya hiç ya da
300-500 lira gibi
bir rakama
düşecek. Demek ki,
size vaad edildiği
gibi öyle çok
yüksek paralar
almayacaksınız.
Tabi bu sadece
size değil,
vatandaşa da aynı
şekilde aktarıldı
ve şu anda
vatandaşımız
maalesef sizlerin
5-6 bin YTL maaşla
çalışacağınızı
düşünüyorlar. Para
dışında
yaşayacağınız en
önemli sorun,
artmış iş yükü
olacak. Günde 75
hastaya bakma,
tanısını koyma,
tedavisini yapma,
onun dışında gebe
takipleri, bebek
takipleri, ev
ziyaretleri, çevre
sağlığı
hizmetleri, kronik
hastalıkların
takipleri gibi çok
ciddi pek çok işi
aynı anda, bir gün
içerisinde yapma
zorunluluğunuz
doğacak. Eğer bu
işleri yapmazsanız
cezalandırılacaksınız,
sözleşmeniz fesh
edilebilecek ya da
elinize geçen para
kesilebilecek.
Bütün bunların
üstüne, yaptığınız
her işi
bilgisayara girmek
zorunda
kalacaksınız. Eğer
bilgisayara uzun
uzun yaptığınız
her işi
girmezseniz, yine
paranızı
alamayacaksınız.
Şu anda aile
hekimliğinin
başladığı yerlerde
aile hekimlerinin,
sabahlara kadar
bilgisayarın
başında, gün
boyunca yaptıkları
işleri bilgisayara
girdiğini
gözlemekteyiz.
Yine son
yaptığımız
toplantılarda,
Denizli ve
İzmir'den gelen
Aile Hekimlerinin
çocuk takibi,
bebek takibi, gebe
takibi, ev
ziyaretlerini hiç
yapamadıklarını,
bu sistemin içinde
de yapmalarının
mümkün olmadığını
söylediklerini
hatırlattıktan
sonra, hem bunun
vicdan azabını
yaşayacağınızı,
hem de artmış iş
yükünüzün
olacağını tekrar
vurgulamak
isteriz. Ha,
işlerinizi
yetiştiremezsiniz
biliyorsunuz
yasada bir
kolaylık
sağlanmış. Hafta
sonu ve mesai dışı
saatlerde de
çalışmakla yükümlü
tutulmuş
bulunmaktasınız.
Yani, artık benim
mesaim bitti, işi
yetiştiremedim
gibi bir
gerekçeniz
olamayacak ve işi
yetiştirmek için
günlerinizi,
gecelerinizi ve
hafta sonlarınızı
vermek zorunda
kalacaksınız. Eğer
bunu yapmazsanız,
hem hastalarınızı
uygun şekilde
tedavi edemeyecek
vicdan azabı
çekecek, hem de
paranızı
alamayacak ve
ekonomik sıkıntı
yaşayacaksınız.
Sizlere bu işin
kötü yanları ile
ilgili
anlatabileceğim o
kadar çok şey var
ki, ancak, hepsine
bu satırlar
yetmez. Bir de şey
denmişti, kendi
kendinin patronu
oluyordunuz, ama
İzmir'den ve
Denizli'den gelen
aile hekimlerimiz
şunu söylüyorlar:
Tamamen yalnız
kalıyorsunuz,
karşılaştığınız
hiçbir sorunda ne
sağlık müdürlüğü,
ne bakanlık
yetkilikleri sizin
yanınızda
olamıyor, her
sorunu kendiniz
çözmek zorunda
kalıyorsunuz.
Artık bir ekibiniz
de yok, siz ve
hemşireniz 3 bin
500 kişinin her
türlü sağlık
sorunuyla
başbaşasınız.
İşte, bu
arkadaşlarımız şu
anda bunu
yaşıyorlar ve
bunları
yaşadıklarını çok
net bir şekilde
ifade ettiler
geçen hafta
Manisa'da
yaptığımız
bilgilendirme
toplantısında.
Gelelim onurlu
hekimlik
meselesine; hep
size böyle
söylenmişti, artık
hekimliğin onurunu
yaşayacağınız
anlatılmıştı.
Doktor bey, doktor
hanım günde 75-80
hastaya bakıp pek
çok çevre sağlığı
ve az önce
anlattığımız gebe,
bebek takip
işlerini yapmakla
yükümlü
kılındığınızda
mutlaka hatalar
yapacağınızı
biliyorsunuz değil
mi? Mutlaka bir
şeyleri
atlayacaksınız, ya
bir hastanın
tanısını doğru
koyamayacaksınız
ya da ilacını
doğru yazamayacak,
tedavisini doğru
yönlendiremeyeceksiniz.
Peki ne olacak o
zaman? Hastanızın
sağlığı bozulacak,
belki sizin
nüfusunuzdaki
bebeklerde
ölenlerin sayısı
artacak, belki ,
gebelerinizi
kaybedeceksiniz.
Siz hastalarınızı
iyileştiremezseniz,
nüfusunuz
içerisindeki
bireylerin,
vatandaşın sağlık
sorununu
çözemezseniz
onurlu bir hekim
olmuş olur
musunuz?
Denizli'de,
İzmir'de ve
uygulamanın
başladığı diğer
illerde artık
onurlu hekimlikten
söz etmenin mümkün
olmadığını
yakından
bilmekteyiz. Ama,
bunları
yaşayacaksınız.
Dedim ya,
anlatılacak çok
şey var ama, en
önemlisini
isterseniz gelin
şimdi anlatalım.
Şu anda valilik
adına sağlık
müdürlüğüyle
sözleşme
imzalayacaksınız.
Ama biliyorsunuz,
aile hekimliği,
hastane birlikleri
yasası ve genel
sağlık sigortası
bir bütün olarak
çıkarılıyor ve
adına da sağlıkta
dönüşüm deniyor.
Yakında genel
sağlık sigortası
çıkarılacak ve
sizden sorumlu bir
sosyal güvenlik
kurumu olacak.
Sözleşmenizi
onlarla
yapacaksınız.
Yani, on bir
kişilik yönetim
kurulunun altısını
hükümetin atadığı,
tamamen
siyasi otoritenin
elinde ve özel bir
kurumla (tıpkı
TMSF gibi, RTÜK
gibi) yapacaksınız
sözleşmelerinizi.
O ne derse, o
olacak; sizin
patronunuz o
olacak, bakanlıkla
hiçbir ilişkiniz
kalmayacak
neredeyse. 'Hal
böyle olunca ne
olur?' diye
düşünüyorsanız,
size Telekom
örneğini
hatırlatmak
isterim.
Biliyorsunuz
Telekom
çalışanları,
kurumları
özelleştikten
sonra, yani
sizinkiler gibi
özelleştikten
sonra, bu yıl
yüzde 4 zam
almışlardı. Daha
doğrusu onlara
öyle söylenmişti
ama, ikramiyeleri
kesilince ayda
ceplerine giren
para yüzde 12
azaldı. İşte, siz
de en az bunu
yaşayacaksınız
bir müddet
sonra. Eğer Sosyal
Güvenlik Kurumu
size derse ki, ben
bir hasta başına
alınan parayı şu
kadara düşürdüm,
katsayıyı, şunu
yaptım hiçbir şey
söyleyemeyeceksiniz.
Bakanlık o zaman
sizi tanıyacak mı
bilemiyorum ama,
her şey yasalara
uygun olacak ve
siz çok az
paralarla çalışmak
zorunda
kalacaksınız.
Dedim ya,
anlatılacak çok
şey var aslında
ama, bu yazıyı
bitirmek
zorundayım ve
bitirmeden önce
son bir gerçeği
daha sizlere
aktarmak
istiyorum.
Hatırlarsınız
Bakanlık
yetkilileri
sizlere 'Bu
sistemi
beğenmezseniz
hemen kurumunuza
geri
dönebilirsiniz,
devlet memurluğuna
geri
dönebilirsiniz'
demişti hep.
Kurumunuz kalmıyor
ki! Önceden
çalıştığınız
sağlık ocağı bir
aile sağlığı
merkezi oldu ve
özelleşti, artık
oranın bir
patronu, bir
doktoru var. Böyle
bir kurum kalmadı
ki!!! Nereye geri
döneceksin? Manisa
yereline özgü
bilgileri sizinle
paylaşalım; 670
civarında toplam
Pratisyen
Hekimimiz var
Manisa il ve
ilçelerinde. Ve
371 tane Aile
Hekimi kadrosu
var. Geriye kalan
300 civarında
insan ne olacak?
Geriye kalan
hekimlerimiz,
sayıları 18
civarında olan
toplum sağlığı
merkezlerine ve
hastanelerin acil
servislerinde,
yoğun
bakımlarında,
diyaliz üniteleri
gibi bölümlerinde
görevlendirilecek.
Değerli
meslektaşlarım,
toplum sağlığı
merkezlerinin norm
kadrosu bir-
iki'dir. Hadi bir
de bizden olsun,
üç olsa bile, 18
tane toplum
sağlığı merkezinde
görevlendirilebilecek
hekim sayısı zaten
54 civarında
olacaktır. Hadi
100-150 kişinin de
ikinci basamakta
acil servislerde
ve bölümlerde
görevlendirildiğini
düşünsek, şu anda
mevcut sayılarla
bile 100'den fazla
pratisyen
hekimimizin kadro
fazlası olduğu
açıktır,
ortadadır. Bir
şehirde bu kadar
fazla sayıda kadro
fazlası hekim var
iken, siz
sözleşmenizi iptal
edip ben artık
devlet memuru
olmak istiyorum
dediğinizde, aynı
şehre
dönebileceğinizi
sanıyor musunuz?.
Yasalarda yeri
var, değerli
meslektaşlarım
eğer şehir
merkezlerinde yer
yoksa, ki
yukarıdaki basit
matematik hesabına
göre olmadığı çok
açıktır, o zaman c
ve d bölgelerine
ya da Türkiye'nin
herhangi bir
yerine tayininiz
Bakanlık
tarafından
çıkarılabilecektir.
Evet, inanın
yaşayacaklarınızın
en azı bunlardır.
Yanılmayı o kadar
çok isterim ki,
fakat gördüğüm
rüyayı
anlatmıyorum,
yasalardan
mevzuattan ve
bugüne kadarki
uygulamaların
yapıldığı illerden
çok canlı
örnekleri sizlere
aktarmaya
çalıştım. Belki
bana 'Peki
bunların hepsi
doğru da, biz ne
yapalım?'
diyorsunuz şu
anda. Sizlerin
önüne konan iki
seçenek de o kadar
kötü ki, hangisini
önersem içim rahat
olmayacak. Aile
hekimi olsanız bir
türlü, toplum
sağlığında
kalsanız bir türlü
ve inanın ikisi de
çok kötü. Karar
elbette sizlerin,
ben fotoğrafı
çektim sadece.
Söylenmeyenleri de
söylemeye,
madalyonun öteki
yüzünü göstermeye
çalıştım. Tek
önerebileceğimiz
şey artık birarada
durmayı
başarabilmektir.
Bugüne kadar,
yazık ki değişik
sebeplerle bu
gerçekleşemedi.
Önümüzdeki süreç
hepimizi girdabın
merkezine doğru
çekmekte ve
mesleğimiz
açısından hiç
yaşamadığımız kötü
günler iyice
yaklaşmaktadır.
Hekimler olarak
yapacağımız en
doğru, en mantıklı
şey, biraraya
gelmeyi
başarmaktır. Artık
gereksiz
tartışmaları ve
yıpratmaları bir
tarafa iterek her
görüşten, her
branştan bütün
hekimlerin
biraraya gelmesi
şarttır.Önümüzdeki
günlerde bu köşede
aile hekimliği
denen sistemin
toplum, vatandaş
ve hekim dışında
genel etkilerini,
sosyal boyutlarını
da inceleyeceğiz
ve en sonunda da
neden bu sistemin
çıkarıldığını
anlatacağız.
Sözlerimi, daha
önce bu köşedeki
yazılarımdan
birinde anlattığım
bir öyküyle
bitireceğim,
hepinize kolay
gelsin…
"Azman bir kediyi
farelerle dolu bir
odaya atmışlar.
Bütün fareler
korkuyla köşeye
sinmişler. Kedi de
rahatlıkla bir
tanesini mideye
indirip, tokluğun
verdiği rehavetle
uykuya dalmış.
Böyle olunca kalan
fareler
başlamışlar göbek
atmaya, 'oh bize
dokunmadı, bana
dokunmadı'
diyerek. Bir-iki
saat sonra kedi
tekrar acıkıp
uyanınca, gene
akıl edememiş
fareler birlik
olmayı, aynı
köşeye sinmişler
korkarak ve bir
fareyi daha
hazmetmiş kedi.
Kalanlar yine
başlamışlar
neşeyle oynamaya
'oh bana
dokunmadı' diye
diye. En son fare
de kedi tarafından
yutulana kadar,
kalanlar hep aynı
şeyi yapmışlar,
yani ölmüşler ama,
güle
oynaya…"(Devamı
Yarın)
*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*
Sözde Aile Hekimliği (4)-29/11/2007
Bugün sözde aile hekimliği ile ilgili
son yazımızı yazacağız. İlk iki yazıda
bu sistemin vatandaşı nasıl
etkileyeceğini, üçüncü yazımızda
hekimleri nasıl etkileyeceğini
vurgulamıştık. Bugünkü yazıda ise olaya
daha genel bir açıdan bakarak, sağlıkla
ilgili hayata geçirilen diğer
uygulamaların ve genel ülke
politikalarının da eşliğinde konuyu
değerlendirip işin ana felsefesini
sizlere aktarmaya çalışacağız. Bu yazı
dizimizin sonuncusu olacak. Belki bu
yazılarla bir şey değişmeyecek ama, biz
tarihe bir not düşmüş, üstümüze düşeni
yapmış olacağız. Sizlere işin sağlık
ayağını net aktarabilmem için, yakında
çıkacak olan hastane birlikleri
yasasından da söz etmeliyim, en azından
bir kısmından. Bu yasa çıkınca
hastaneleri yedi kişilik bir kurul
yönetecek. Bu kurulun kimlerden
oluştuğunu görünce şaşıracaksınız. İkisi
il genel meclisinden, biri valilikten,
ikisi sağlık bakanlığı personeli (doktor
olması zorunlu değil) ve biri de, bakın
en ilginci bu: ticaret odasından. Bu
kurul o kadar geniş yetkilerle
donatılıyor ki hastanenin binalarını
satmaktan tutun da klinikleri kapatmaya,
çalışan personeli işten çıkarmaya …vs.
her şey onların ellerinde. Kurulda tabip
odası yok ama, ticaret odası var, bu da
işlerin hangi mantıkla yürütüleceğini
anlatıyor aslında. Sistem hayata
geçtikten sonra kurulun kendi arasında
yaptığı toplantılarda konuşulanları
şimdiden duyar gibiyim: "- Ya bu
kardiyoloji bölümü son üç aydır zarar
etmiş napalım? - Kapatalım…; - Abi o
kadar kalp hastası ne olacak?- Bize ne
özele gitsinler.- Abi ya parası olmayıp
ölen falan olursa?- Bize ne, oğlum Devir
para devri, parayı veren düdüğü çalar,
parası olmayanı kara toprak paklar.- Abi
ameliyathane de zarar ediyor.– Neden?–
Araştırdım, doktorların kullandığı
iplikler, sondalar, eldivenler hep
kaliteli, pahalı malzeme aldırmışlar..–
Allah Allah, şu doktorlara da laf
anlatamıyoruz. Zarar ediyoruz zarar,
dükkanı kapattıracaklar bize. Söyleyin
ihale komisyonuna Çin Malı iplik,
eldiven…vs alsınlar en ucuzundan.– Abi
doktorlar kullanmam derse..– Başlatma
doktorundan, cerrahından, kim öyle bir
şey derse kovun gitsin, ne diyorsam onu
yapın…– Abi hastalar bu kötü
malzemelerden iltahap kapar, bir şey
olursa, tazminat davası filan
açmasınlar.– Açarlarsa açsınlar,
tazminatı nasıl olsa biz ödemeyiz.
Ameliyatı doktorlardan alırlar. – Abi
süpersin be, nerden biliyon bu kadar
şeyi.– Heralde oğlum, yasalar böyle,
okuyoz biz, bilcez tabi…."Yasa çıkar
çıkmaz, hastanede çalışan hekimlere iki
seçenek sunulacak: 1. Sözleşmeli olarak
daha yüksek ücretle çalışma vaat
edilecek, 2. Devlet memuru statüsünde
kalarak düşük ücretlerle ve baskı
altında çalışma. Bu yaklaşım tanıdık
geldi mi size? Aile hekimliğinde de öyle
olmadı mı? Pratisyen hekimlerimizin bir
kısmı yüksek ücret vaadiyle aile hekimi
yapılıp sözleşmeli hale getirilmiyor mu?
Kalanlar da düşük ücretle, baskı
altında, mesleklerini yapabilmeleri
engellenmiş olarak toplum sağlığı
merkezlerine itilmiyor mu? Bir süre
sonra hem pratisyenler, hem de
hastanelerdeki uzmanlar Türk Telekom
çalışanlarının bugün yaşıyor olduğu
durumu yaşayacaklar, en ucuza iş
yapmaları sağlanmaya çalışacaktır. Eğer
bu koşullarda çalışmak istemezler ve
işten ayrılıp özel kurumlarda hekimlik
yapmak isterlerse, kendileri gibi çok
sayıda hekim özel hastanelere başvurduğu
için orada da düşük ücretlerle
çalışacaklardır. Böyle anlatırken hep
bir senaryo yazıyormuşum gibi hissediyor
olabilirsiniz. Ama hiçbir şeyi
uydurmuyor, hayal kurmuyorum. Sağlık
konusunda bu sistemlerin aynen
Türkiye'deki gibi uygulandığı
ülkelerdeki durumu da biliyoruz. Size
hep Almanya, İngiltere örnek gösterilir,
oralarda da aile hekimliği var bak işte
ne güzel bizde de olacak denir. Bu
kelimenin tam anlamıyla bir
kandırmacadır. Çünkü o ülkelerdeki aile
hekimliğinin bizdeki ile uzaktan
yakından ilgisi yoktur. Aile
hekimliğinin, hastane birliklerinin, tam
gün yasasının aynen bizde yeni
başlanıyor olduğu gibi uygulandığı
ülkelerde durum ne biliyor musunuz? Hadi
gidin Ukrayna'ya, Bulgaristan'a
Çekoslovakya'ya. Orada bizimkine benzer
uygulamalar var. Ne olmuş oralarda
biliyor musunuz? Devlet hastaneleri
çökmüş durumda, hiç iş yapamıyor, sağlık
ocakları aynen bizde olacağı gibi
özelleştirilmiş parayla çalışıyorlar.
Halk mı ne halde? Muayene ve tedavi
olabilmek için tonlarca para ödemek
zorunda. Hekimleri mi merak ettiniz: o
kadar düşük ücretlerle çalışıyorlar ki,
aldıkları paralar yetmediği için
çevre ülkelere gidip nöbet
tutuyorlar. İşte bu sistemin bizi
getireceği nokta başka bir şey değil.
Onlarda da sistemi öneren, başlatan,
dayatan Dünya Bankası ve IMF, bizde de.
Özetin özeti: Aile hekimliği, birinci
basamak yani pratisyen hekimliği
bitirecek, hastane birlikleri yasası
devlet hastanelerini bitirecek. Hem
hekimler işsiz kalacak, hem vatandaşın
sağlığı bozulacak.Neden mi bunlar
getirilmektedir? Neden mi bu sistem bu
kadar kötü olduğu halde hayatımıza
sokulmaktadır? Bakın açıklayalım.
Açıklamaya sorular sorarak devam etmek
istiyorum. Bugün fabrikalarımızın teker
teker yabancıların eline geçtiği bir
gerçek midir, gerçektir. Peki neden
ülkemizde fabrikalar yabancıların eline
geçmektedir? Bankalarımızın satılıp
çoğunluğunun yabancıların eline geçtiği,
ekonomimizin tamamen yabancılara
devredildiği bir gerçek midir?
Gerçektir. Peki neden ülkemizi
yönetenler ekonomimizi tamamen
yabancıların eline bırakmaktadır?
Enflasyon ne kadar düşük gidiyor. Ne iyi
değil mi? Ama devletin resmi
kurumlarının rakamlarına göre, çalışan
kesimdeki işsizlik oranı yüzde 16'dır.
Yani, çalışacak yaşta olan
insanlarımızın yüzde 16'sı işsizdir.
Evine ekmek, aş götürememektedir. Neden?
Borsamız yüksek gidiyor ne güzel değil
mi? Dağlıca'da on iki şehit veriyoruz
borsa tavan yapıyor. Bu nasıl olur?
Borsa dediğin kurumun yüzde 76'sı
yabancıların elinde ise bal gibi olur ve
oluyor işte. "Aile hekimliğinin madem bu
kadar kötü tarafları var da niye aile
hekimliğine geçiyoruz?" sorusunun
yanıtını verebilmek için az önce
sorduğum soruların yanıtlarını
vermelisiniz. Ülkemizi bölüp parçalamayı
hedef edinmiş büyük güçler, o kendi
kafalarındaki BOP haritalarını
yayınlayanlar, ekonomiden eğitime,
sanayiden siyasete ve son olarak da
sağlığa, her taraftan ülkemizi kuşatmış
durumdadır. IMF'siyle Dünya Bankası'yla
bastıran bu büyük güçler vatandaşımızın
dalağından, böbreğinden yani
sağlığından, hekimlerimizin emeğinden
para kazanmak istemektedirler. Bunu
yaparken de, toplumumuzun sağlıksız,
zayıf ve hasta olmasını
planlamaktadırlar. Neden fabrikalar
satılıyorsa, neden bankalar yabancılara
devrediliyorsa, neden topraklarımız,
bütün para getiren, iş ve istihdam
sağlayan kurumlarımız teker teker
yabancıların ellerine geçiyorsa, işte
aile hekimliği de, diğer sağlık yasaları
da o nedenle getirilmektedir. Ankara'da
federasyon ve eyalet sisteminin artık
alenen konuşulmaya başlandığı
bugünlerde, bütün bunların üstüne bir de
ithal hekim gelirse şaşıracak mısınız??? |