Sözde Aile Hekimliği (1)-26/11/2007

Merhaba. Bugüne kadar sizinle hep sağlık dışı konulardan konuştuk. Geçen yazımda, neden böyle olduğunu açıklamıştım. Bu ve bunu izleyen birkaç yazımı, benim deyimimle maliye hekimliğine ayıracağım. Biliyorsunuz, pek çokları bu sisteme aile hekimliği diyor ve sizlere de böyle anlatıyor. Ancak, yazılarımın tamamını okursanız, konunun ne aile ile ne de hekimlikle çok ilgisi olmadığını ama, en fazla parayla ilgisi olduğunu anlayacak ve maliye hekimliği tanımlamasına siz de katılacaksınız. Kesinlikle objektif olacağıma inanabilirsiniz. Hiç abartıya kaçmayacağım. Aile hekimliği denen uygulama ile ilgili sözlerime devam etmeden önce iki noktayı vurgulamak isterim. Birincisi aile hekimliği sistemini anlayabilmek için yanında yandaş olarak çıkan Genel Sağlık Sigortası, Tam Gün Yasası Hastane Birlikleri kavramı ve İthal Hekim kavramını da beraber değerlendirmek gerekiyor. Eğer bunu böyle yapmazsak, tek başına aile hekimliğini algılamaya çalışırsak, büyük bir yanılgı içerisine gireriz. Tıpkı çınar ağacının yapraklarına ve ince küçük dalcıklarına bakarken, koskoca gövdesini kaçırmak ve ona toslamak gibi bir hataya düşmüş oluruz. O nedenle, konuyu değerlendirirken mutlaka beraberinde çıkan diğer yasa ve düzenlemeleri de hesaba katmalı ve hepsinin birlikte ne anlama geldiğini düşünmeliyiz. Söz ettiğim bu yandaş yasaları ve bir bütün olarak hepsinin anlamını, yazı dizimizin ilerleyen bölümlerinde değerlendireceğiz. Konuya girmeden önce vurgulamak istediğim ikinci nokta ise, takiyye sözcüğünün anlamıdır. Biliyorsunuz, takiyye bir şeyi olmadığı gibi göstermek demektir. Ya da asıl ana sistemi, düşünceyi saklayıp tamamen farklı bir şekilde ortaya koymak demektir. Yazının devamını okudukça, kafalarınızda bugüne kadar var olan aile hekimliği uygulamasının çok dışında bir sistemden, bir sonuçtan bahsediyor olduğumu anlayacaksınız ve kendi kendinize soracaksınız; "Bu anlatılanlar, benim bu güne kadar kafamdakilerden nasıl bu kadar farklı olabilir?" diye. Şundan emin olunuz. Benim size biraz sonra anlatacağım her şey tamamen konuyla ilgili yasal düzenlemelere ve objektif gerçeklere dayanan sonuçlardır. Hem kanunları, yasaları sizin pencerenizden irdeleyip hem de bugüne kadar aile hekimliği denen sistemin uygulandığı illerdeki sonuçları değerlendirerek, aile hekimliğinin ne getirip ne götüreceğini açıklayacağım. Oysa, bugüne kadar sizlere anlatılan hep tozpembe, çok güzel bir sistem ve güzel günlerin sizi beklediğiydi. Ama bu, kelimenin tam anlamıyla bir takiyye idi. Biraz sonra detaya indiğimde bunu anlayacaksınız.Adına aile hekimliği denen sistem şu anda Manisa'da hayata geçirilmek üzeredir. Aralığın ilk haftasında hekimlerimiz aile hekimliği merkezlerine yönelik olarak tercihlerini yapacak ve bu yolla 371 hekim aile hekimi olarak adlandırılacak ve ocağın ilk haftasından sonra da aile hekimi olarak görev yapmaya başlayacaktır. Manisa'da bulunan toplam 670 hekimden 371'i aile hekimi olarak, kalanları ise hastanelerin acil servislerinde, yoğun bakımlarında, diyaliz ünitelerinde ya da Manisa il ve ilçelerinde toplam sayıları on sekizi bulan toplum sağlığı merkezlerinde görevlendirilecektir. Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki, bugüne kadar aile hekimliğinin gerçekten getirileri ve götürüleri üzerine Bakanlık ve yetkililerin sağlıklı bir değerlendirme yapmaksızın, siz değerli vatandaşlarımıza hep tozpembe bir tablo çizdiğini izledik ve gözledik. Neydi çizilen tozpembe tablo? Aile hekimlerinin artık sizin fotoğraf karelerinizde yer alacağı, ailenizin her bir bireyinin geçmişiyle ilgili her şeyi bileceği, hep aynı doktora gideceğiniz ve sağlık hizmetini ücretsiz bir şekilde aynı hekimden sürekli ve devamlı olarak alacağınız, telefonu açtığınızda hekiminize ailenizin hekimine istediğiniz zaman ulaşacağınız ve genel olarak toplumun sağlığının ve sizlerin sağlığının bu yolla çok daha iyiye ve güzele gideceği idi. Şimdi hem yasadan kaynaklanan açılımlara bakarak, hem de geçmişte aile hekimliği uygulamasının başladığı illerdeki sonuçlara bakarak, konuyu bir de sizin açınızdan biz tekrar değerlendirelim. Tartışmalar hep bu tarafa çekildiği için, tekrar ve tekrar söylemek durumunda hissediyorum ki, biz kimseye karşı ya da kimsenin yanında değiliz. Biz, sizlerin sağlığını direkt etkileyen ve meslektaşlarımızın yaşam koşullarını direkt etkileyen her konuda tarafız. Kimden tarafız? Uygulamacıdan değil, toplumumuzdan, vatandaşımızdan ve hekimlerimizden, sağlık çalışanlarımızdan tarafız. Tek amacımız, sizlere verilecek sağlık hizmetinin daha iyi olmasıdır. Hiçbir çıkar, hiçbir kadro, hiçbir koltuk beklentisi olmaksızın sadece ve sadece sizler açısından düşünerek konuyu irdeliyoruz. Ha! Hep karşı oluşumuza gelince; anlayacak ve göreceksiniz ki, biraz sonra eğer gerçekten sizin sağlığınızı düşünüyorsak, bu getirilen sisteme karşı olmamak mümkün değil, tartışmamak mümkün değil, eleştirmemek mümkün değildir.Getirilen sistemle bir hekime 6 ay boyunca 3 bin 500 kişilik bir nüfus bağlanmaktadır. Hekimler bu 3 bin 500 kişinin her türlü sağlık sorununu çözmekle görevlendirilmektedir. Ancak, 6 ay sonra hekim hastasını, hasta da hekimini değiştirebilmektedir. Yani, her vatandaş hekimi değiştirip, bir başka hekimle anlaşma yapabilecek, hekimler de kendi bölgeleri dışında herhangi bir bölgeden hasta kabul etmede özgür bırakılacaklardır. Başlangıçta, hekim ve hasta seçme özgürlüğü çok çağdaş bir uygulamaymış gibi gelebilir. Ancak, biraz sonra bunun bazı sakıncaları olduğunu anlayacaksınız. Sözde aile hekimliği görevini yapmakla yükümlendirilmiş hekimler, baktıkları hasta sayısı kadar ücret alacaklardır. Yani, artık sabit bir maaşla çalışmayacaklar ve kayıtları altında tuttukları hasta ne kadar fazla sayıda olursa, ellerine geçen ücret de o kadar fazla olacaktır. Eğer yapılan istatistiklere bakarsak, bir kişinin ortalama bir sağlık kurumuna başvuru sıklığının yılda 5 olduğunu göreceğiz. 3 bin 500 kişinin yılda 5 kere sağlık kurumuna başvurduğunu hesaplar isek, 15 bin'in üstünde yıllık başvuru sayısı olacak bir hekimin ve bu 15 binin üstünde olan bu başvuru sayısını eğer çalışma günlerine bölersek, günde 75 civarında hastayla karşı karşıya kalacak hekimler. Bir hekim sağlık ocağındaki ekip anlayışının yani şoförüyle, ebesiyle, hemşiresiyle, personeliyle, müstahdemi ile var olan ekip anlayışının, yeni getirilen sistemde adına aile hekimliği denen sistemde tamamen silindiğini, bir hekim ve bir ebe ya da hemşireden oluşan iki kişilik ekibin günde 75 hastaya bakma ve diğer görevleri gerçekleştirmeyle yükümlendirildiğini görmekteyiz. Sonuç olarak hekim günde 75 hastaya 'Merhaba, nasılsın iyi misin?' diyecek şikayetini soracak, muayenesini yapacak, belki bazı tahliller isteyecek, bu tahlillerin sonuçlarını değerlendirerek teşhisini koyacak ve koyduğu teşhisin reçete yoluyla ya da başka yollarla tedavisini gerçekleştirecektir. Bir günde bunları yapmak demek hastalara sadece birkaç dakika zaman ayırmak demektir. Birkaç dakika ayrılan zamanla, bir hastanın tanısı ne kadar sağlıklı konulabilir ve tedavisi ne kadar sağlıklı düzenlenebilir, siz değerlendirin. Ancak, hekimin tek başına yapması gereken işler hastalara bakmak ve tedavi etmek değildir sadece. Bu sistemle hekime ev ziyaretleri, bebek gebe takipleri, yaşlı takipleri, kronik hastalıkların takipleri, çevre sağlığı hizmetleri gibi diğer hizmetler de yüklenmektedir. Yani, tek bir hekim ve tek bir hemşireden oluşan iki kişilik ekip günde ortalama 75 hastaya bakacak ve bu hastaların bütün tedavilerini eksiksiz ve kusursuz bir şekilde gerçekleştirecek, hem gebelere bakacak, hem evleri ziyaret edecek, hem bebek takiplerini yapacak, hem aşıları yapacak, hem yaşlılara kronik hastalığı olan şeker gibi kanser gibi hastalıklara bakacak ve bütün çevre sağlığı işlemini de gerçekleştirecek. Bunun mümkün olmadığı, çok yakın zamanda anlaşılacaktır. Herşey bir yana, bu kadar işin yüklendiği bir hekimin, siz değerli vatandaşlarımızın sağlığıyla olması gerektiği gibi ilgilenemeyeceği, mutlaka hatalar yapabileceği, açık seçik ortadadır. Bir şey unutulmamalıdır: Hekimin hatasını toprak örter. Başka mesleklerde yapılan hatalar sizin sağlığınızı direkt olarak etkilemeyebilir ancak, hekimlikte yapılan hatalar ya sağlığınızı ya da yaşamınızı kaybetmenize neden olur. İşte bu nedenle, her hekim hastasını muayene ederken ve onun tedavisini düzenlerken hastasına yeteri kadar zaman ayırabilmelidir. Bu sistemin diğer yönlerini ilerleyen günlerde bu köşede sizinle paylaşmaya devam edeceğim ancak, işin bu kadarı bile, yani hekime bu derecede iş yükleyerek hastasına ayıracağı zamanı azalttıktan sonra toplumun sağlığının iyiye gideceğini söylemek, kelimenin tam anlamıyla bir takiyye örneğidir. Yarın, konunun diğer yanlışlarını irdelemeye devam edeceğiz, sonraki günlerde hekimlerin bu uygulamayla ne sorunlar yaşayacağını ve hekimlik mesleğinin ne hale geleceğini anlatacağız. Bir de hükümetin bu kadar zararları olan bir uygulamayı hayata geçirmesinin gerçek nedenlerini açıklayacağız. Hem de, daha önce hiç açıklanmamış şekliyle…   (Devamı Yarın)

                                               
    *-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*

 
 

Sözde Aile Hekimliği (2)-27/11/2007

Dünkü yazımızda, sözde aile hekimliği sistemi ile bir hekime ne kadar fazla oranda iş yüklendiğini aktarmıştık. Bu iş yükü ile, sizlerin sağlığının iyiye gitmesinin mümkün olamayacağını söylemiştik. Bizim ne düşündüğümüz bir yana, aile hekimliğinin uygulanmaya başlandığı diğer illerde acaba ne oluyor merak ediyor musunuz? Bütün buraya kadar anlattıklarımızın sadece bir varsayım olduğunu düşünseniz bile, gelin önceki uygulamalarda, yani adına aile hekimliği denen sistemin önceden uygulanmaya başlamış şehirlerimizde ne hale geldiğini değerlendirelim. Düzce’de, Eskişehir’de, İzmir’de, Denizli’de acaba ne hale geldi sağlık, aile hekimliği uygulanmaya başladıktan sonra. Yazık ki, bu konuda sizlere kesin verileri söyleyebilmem, bilgileri olduğu gibi aktarabilmem mümkün değildir. Çünkü, bizlerin tüm uğraşlarına ve isteklerine rağmen, bu şehirlerdeki Sağlık Müdürlükleri ve Sağlık Bakanlığı söz konusu şehirlere ait sağlık verilerini bizlere bildirmemektedir. Gerek aşı oranlarını, gerek bebek ölüm oranlarını, gerek gebe ölüm oranlarını ve bulaşıcı hastalık oranlarını hiçbir şekilde açıklayamıyorlar. Düzce’de yıllardır uygulanmakta olan modelin sonuçları bile hala belli değil. Ancak, bizlerin resmi olmayan kaynaklar aracılığıyla öğrendiğimize ve bizzat Tabip Odaları tarafından yapılan inceleme ve araştırmalar sonucunda saptadığımıza göre, aile hekimliği denen sistemin uygulanmaya başlandığı bütün illerde ve bütün bölgelerde toplum sağlığı her geçen gün kötüye gitmektedir. Bebek ölümleri artmış, gebe izlemleri azalmış, gebelikte yaşanan sorunların sıklığı artmış, bulaşıcı hastalıklarda ciddi artışlar görünmeye başlanmıştır. Peki, ya sizlere söylenen, istediğiniz zaman hekime ulaşabileceksiniz müjdesine olmuştur? Şu anda çok açık ve net söylemek durumundayız ki, bu sistemin uygulanmaya başlandığı her yerde aile hekimlerinin cep telefonları kapalıdır. Çünkü günde onlarca hastaya bakmak ve bir önceki yazımızda açıkladığımız bütün işleri yapmak zorunda kalan aile hekimleri, akşamları da evde bütün gün yaptıkları işleri çok kapsamlı bilgisayar programlarına girmek ve bilgisayarın başında sabahlamak zorundadır. Eğer bunu yapmazlarsa yaptığı işi bilgisayara dökmezlerse devletten alması gereken parayı alamayacaktır. Herşey bu kadarla kalsa çok iyi ama, hani sizlere söylenen bir hikaye vardı ya: “Bir hekiminiz olacak ve o hekim ailenizin annenizin, babanızın çocuğunuzun, dedenizin ve bütün ailenizin her bir bireyini tek tek tanıyacak ve hatta düğünlerinizde ve nikâhlarınızda gelerek size altın takacak” denmişti sizlere. Hatırlıyor musunuz bu sözleri, bakalım bu ne kadar gerçek olacak. 6 ay geçtikten sonra uygulamanın başlamasından, insanlar yani sizler aile hekiminizi değiştirmek durumunda kalacaksınız. Manisa’da şehir merkezinde dükkânı olan esnaf bir kardeşimizi düşünelim; bütün gününü Manisa nın şehir merkezinde geçirmektedir. Oysa evi Horozköydedir, eşi ise bir başka işte çalışmaktadır. Bu arkadaşımız hasta olduğunda Horozköy’e mi gider aile hekimine görünür yoksa merkezde bir aile hekimini mi tercih eder? İşinden çok uzun süre ayrılamaz, doğal olarak bugün de hepimizin yapıyor olduğu gibi şehir merkezindeki bir sağlık kurumuna yani başka bir aile hekimine giderek reçetesini yazdırmak, muayene olmak ve tedavi olmak isteyecektir. Peki Uncubozköy’de çalışan karısı ne yapmalıdır? O, kendi mahallesinin olduğu Horozköy’deki aile hekimini mi tercih edecektir? Yoksa Uncubozköy civarında işine çok yakın istediği zaman gidip muayene olabileceği ve reçetesini yazdırabileceği sağlık sıkıntısını sorununu anlatabileceği hekimini seçmelidir?  Doğal olarak o da 6 ay geçer geçmez, yani hekim değiştirme hakkını elde eder etmez, kendi çalıştığı Uncubozköy’den bir aile hekimiyle anlaşacaktır. Peki ya Horozköy’de yine bir ilkokulda okuyan çocukları hasta olduğunda ne yapacaklardır? Çocukları hasta olduğunda öğretmenleri anneyi ya da babayı arayacak, gidip okuldan çocuklarını alıp tekrar Uncubozköy’e veya şehir merkezine mi getireceklerdir? Hayır, bu kez çocukları için Horozköyde var olan aile hekimiyle anlaşacaklardır. İşte şimdi burada 3 kişilik bir ailenin parçalanmasını gördünüz. Sağlık parçalanmasını gördünüz. Baba şehir merkezinde bir aile hekimiyle anlaşmış, anne Uncubozköy’de bir aile hekimiyle anlaşmış, çocuklara ise Horozköy’den bir aile hekimi tutulmuş. Hani, bir aile hekimi ailenin bütün fertlerini çok yakından tanıyacaktı hekim.? Gördüğünüz gibi, sizlere bugüne kadar anlatılan bu hikayelerin hiçbir gerçekliği yoktur. Anlattıklarımızın hiçbirisi yanlış ya da yalan değildir. Hepsi, yaşanılacağını tahmin ettiğiniz şeylerdir. Ayrıca yaşanacağını, bu güne kadar pilot uygulamanın yapıldığı illere bakarak bildiğimiz şeylerdir. Tabi bu işin bir de yurt dışı boyutu var yurtdışında bu sistemin aynen uygulandığı yerlerde acaba ne oluyor. Biz onları da biliyoruz. Yani size söylenmeyen şeyleri, hiç kimse size pilot uygulamaların yapıldığı illerdeki bu sorunlardan bahsetmedi, hiç kimse size bu sistemin genel sağlık sigortası ve diğer ayaklarıyla aynı şekilde uygulanıyor olduğu ülkelerdeki sonuçlardan bahsetmedi. Herkes toz pembe bir süreç çizdi sizlerin önünüze ama, az önce yukarıda söylediklerimiz işin hiç de o kadar güzel, hiç de o kadar tatlı olmadığının bir kanıtı değil mi sizce de? Gelelim konunun bir başka fakat çok önemli toplumsal bir boyutuna. Bilindiği gibi bugün ülkemizde uygulanan politikalar vatandaşlarımızı laz, kürt, çerkez, alevi, sünni, dindar, dindar olmayan gibi kutuplara ve kamplara ayırmaktadır. Hatta bugün ortaya çıkan haritalar göstermektedir ki, ülkemizin topraklarında, belli bir parça başka ülkelerin toprakları haline dönüştürülmeye çalışılmaktadır. İşte bu parçalanma ve dağılma süreci şu günkü günlerde makro politikaların, ülke genelindeki politikaların gittiği yer olarak karşımıza çıkmaktadır. Peki aile hekimliği ile ne ilgisi var bu işin diyeceksiniz? Düşünün Malatyalılar mahallesinde Diyarbakırlı bir doktor çalışabilir mi? Ya da kürt yurttaşlarımızın daha yoğunlukta olduğu bir bölgede başka bir hekim çalışabilir mi? Ya da siz Manisalısınız, Manisalı bir doktoru tercih etmeyecek misiniz? İşte, 6 ay geçtikten sonra herkes kendi etnik gurubuna inanışına göre hekimini seçecektir. Bu, sistemin kaçınılmaz bir sonucudur. Hiçbir Manisalı ya da hiçbir yurttaş kendine yakın gördüğü bir hekimi seçtiği için suçlanamaz. Peki, o zaman ne olacak? İşte o zaman kürt doktorlar, alevi doktorlar, sünni doktorlar, şucu doktorlar, bucu doktorlar olarak bizim meslektaşlarımız ayrışacak ve toplum bir şehrin içinde doktoruyla ve hastasıyla, sağlığıyla bölünüp parçalanacaktır. Sevgili Manisalılar, bildiğiniz gibi ben hiçbir dernek, parti ya da kulüp üyesi değilim. O nedenle, söylediğim, yukarıda açıkladığım gerçeklerin hiçbirisi, bir kuruma ya da kişiye yanaşmak yada uzaklaşmak için söylenmiş sözler değildir. Tamamen yasaların sizin lehinize okunmasının sonuçlarıdır. Sistem ve yasaları sizleri düşünerek değerlendirdiğimizde işte bu sonuçlar açığa çıkmaktadır. Bugüne kadar bu sistemin uygulandığı illerde de söylediğimiz her şey bir bir olmaya başlamış ve devam etmektedir. Yani, sizlere gördüğüm bir rüyadan bahsetmiyorum. Sizlere, bir müddet sonra karşı karşıya kalacağınız, net ve objektif gerçeklerden bahsediyorum. Bir şeyin farkındayım. Muhtemelen kafanız karışmış ve kendi kendinize şu sorunun yanıtını bulmaya çalışıyorsunuzdur şu anda. “Peki madem bu sistem, adına aile hekimliği denen sistem bu kadar kötüydü de niye getiriliyor? Niye bizlerin önüne sunuluyor?” Bu soruyu özellikle yazılarımı okuduktan sonra kendinize çok sık soracağınızın farkındayım. Bu sistem size o kadar toz pembe o kadar güzel bir şekilde anlatıldı ki şimdi benim objektif değerlendirmelerim bile sizlere inandırıcı gelmiyor olabilir ve nedenini açıklamakta güçlük çekiyor olabilirsiniz. Değerli okuyucular, aile hekimliğinin ve sağlıkta dönüşümün diğer parçaları olan Genel Sağlık Sigortası’nın ve Hastane Birlikleri Yasası’nın neden getirildiğini anlamak için, ülkemizin gündemine birazcık bakmak yeterli olacaktır. Ama, sizden birazcık sabır bekliyorum, lütfen bu yazı dizisini okumaya devam edin. Önümüzdeki birkaç gün içinde nedenleri açıklayacağım. Bu arada şunu da söylemek lazım gerçekten, bu sistemlere Aile Hekimliği, Genel Sağlık Sigortası, Hastane Birlikleri Yasa Tasarısı adını koyanlar çok akıllılardır. Çünkü, bu isimler, bu kelimeler o kadar cezbecidir ki sizleri bu işin böyle olmadığına inandırmak gerçekten çok güç olacaktır. Ama, işin gerçeğine baktığınızda Aile Hekimliği denen sistemin ne aile ile, ne de sağlık ile ilgisinin olmadığı, Genel Sağlık Sigortası denen sistemin toplumsal hiçbir yararının da olmadığı, Hastane Birlikleri denen sistemin ise hastaneleri bitirmek anlamına geldiği çok açık ve net gerçektir. Aklınızda şöyle bir düşünce olmasın “hocam söyledikleriniz tamam ama bir bakarız eğer söylediğiniz kadar kötüyse, nasıl olsa geriye döneriz”. Hayır değerli okuyucularım bu olayda geriye dönüş mümkün değildir. Çünkü, sağlığın geriye dönüşü yoktur. Ayağınız kesildikten sonra yeni bir ayak sahibi olamazsınız, kalp krizi geçirdikten sonra sıfır bir kalbe asla sahip olamazsınız. Bir kere sağlık bozuldu mu artık hiçbir zaman eskisi gibi olamaz. Bizden söylemesi… İşin hekim boyutu, hekimlerimizin ne hale geleceği, yarın ki yazımızın konusu olacak ama, şundan emin olun ki yukarıda söylediklerimiz gerçekleştikçe, vatandaşın durumu da kötüye gidecek, hekimin de….   (Devamı Yarın)

                                               
    *-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*

Sözde Aile Hekimliği (3)-28/11/2007


Sevgili meslektaşlarım, Aile Hekimliği ile ilgili yazı dizimizin ilk ikisinde toplumumuzun, vatandaşlarımızın ve Manisalımız'ın neleri yaşayacağını anlatmaya çalışmıştık. Şimdi hekim olarak, sizlerin neler yaşayacağını özetlemeye çalışacağız. Aslında, gerek bizim yönetime seçildiğimiz dönemde, gerek daha öncesinde Aile Hekimliği ile ilgili bilgilendirmeler sizlere Manisa Tabip Odası tarafından, şehir merkezi ve kasabalardaki değişik toplantılarda yapıldı ve pek çoğunuz Aile Hekimliği denen sistem geldiğinde neleri yaşayacağınız konusunda az ya da çok fikir sahibisiniz. Ancak, içinde bulunduğumuz süreç yazık ki, sizleri ya Aile Hekimi olma, ya da Toplum Sağlığı Merkezi'nde kalma gibi iki kıskacın içine sokmuş durumdadır. Bu iki seçeneğin ikisi de kötüdür ve hangisini seçerseniz seçin, mutlaka sıkıntılı günler yaşayacaksınız. Ama yine de yerleştirmelerin belirleneceği bu günlerde, Aile Hekimi olduğunuzda karşılaşacağınız sıkıntıları tekrar özetlemek istiyorum. Ne denmişti sizlere, Aile Hekimi olursanız bir hatırlayalım. 5-6 milyar lira arası para alacak, onurlu hekimlik yapacaktınız, kendi kendinizin patronu olma şansına erişecektiniz, ha bütün bunları beğenmezseniz kurumunuza geri dönecektiniz. Ama, sistem o kadar güzeldi ki huzurlu, mutlu, bol paralı, bol güvenceli bir hekimlik ve meslek yaşamı sizi bekliyordu ve geri dönmeyi hiç istemeyecektiniz. Bir de bütün bu söylenenleri biz değerlendirelim ve sadece kendi düşüncelerimizi değil, bugüne kadar uygulamanın başladığı diğer illerde hekimlerin başına neler gelmiş, neler gelme olasılığını yaşıyor, sizlere aktaralım. Biliyorsunuz, geçen hafta bir dizi toplantı yapmıştık Tabip Odası olarak. Toplantıya, Denizli ve İzmir'den aile hekimleri davet etmiş, bizzat onlardan dinlemiştik neler yaşadıklarını. Pilot uygulamanın yapıldığı illerde gördük ki, ele geçen paralar artık 5-6 bin YTL değil. Evet, böyle bir para size veriliyor ancak, aile hekimliği merkezi tamamen özel ve her şeyi size ait olduğu için kira bedelleri, elektrik, su, boya, badana, yanınızda hizmetli çalıştırırsanız onun maaşı, sigortası ve daha akla gelebilecek pek çok masraf tamamen size verilen bu 5-6 milyarlık paranın içinden çıkıyor. Bu günkü koşullarda Denizli ya da İzmir örneklerinde 2 milyar ile 3 milyar arasında zorunlu masraf olduğunu geçen yaptığımız toplantıda, oradan gelen Aile Hekimleri bizzat kendileri söylemişlerdi. Yani, aslında elinize net olarak geçecek para, diğer kısıntılar olmazsa 2 bin 500 YTL civarında, 3 bin YTL civarında olacak. Tabi, eğer sevk oranınız yüksek, aşı oranınız düşük ya da gebe takip, bebek takip oranlarınız düşük ise, ceza alacaksınız. Para cezası ve bu cezalar yine gelirinizin düşmesine sebep olacak. Ayrıca, baktığınız hasta sayısı azaldıkça ekonomik geliriniz de düşeceği için, ciddi sıkıntılar yaşamaya başlayacaksınız. Örneğin, kayıtlı hasta sayısı 2 bin'den-2 bin 500'e düşmüş bir hekim, devletten daha doğrusu kurumlardan ancak 3 bin YTL civarında bir para alacak. Bunun 2 ile 3 bini'nin masrafa gittiğini düşünürsek, hasta sayınız azaldığında elinize geçen para ya hiç ya da 300-500 lira gibi bir rakama düşecek. Demek ki, size vaad edildiği gibi öyle çok yüksek paralar almayacaksınız. Tabi bu sadece size değil, vatandaşa da aynı şekilde aktarıldı ve şu anda vatandaşımız maalesef sizlerin 5-6 bin YTL maaşla çalışacağınızı düşünüyorlar. Para dışında yaşayacağınız en önemli sorun, artmış iş yükü olacak. Günde 75 hastaya bakma, tanısını koyma, tedavisini yapma, onun dışında gebe takipleri, bebek takipleri, ev ziyaretleri, çevre sağlığı hizmetleri, kronik hastalıkların takipleri gibi çok ciddi pek çok işi aynı anda, bir gün içerisinde yapma zorunluluğunuz doğacak. Eğer bu işleri yapmazsanız cezalandırılacaksınız, sözleşmeniz fesh edilebilecek ya da elinize geçen para kesilebilecek. Bütün bunların üstüne, yaptığınız her işi bilgisayara girmek zorunda kalacaksınız. Eğer bilgisayara uzun uzun yaptığınız her işi girmezseniz, yine paranızı alamayacaksınız. Şu anda aile hekimliğinin başladığı yerlerde aile hekimlerinin, sabahlara kadar bilgisayarın başında, gün boyunca yaptıkları işleri bilgisayara girdiğini gözlemekteyiz. Yine son yaptığımız toplantılarda, Denizli ve İzmir'den gelen Aile Hekimlerinin çocuk takibi, bebek takibi, gebe takibi, ev ziyaretlerini hiç yapamadıklarını, bu sistemin içinde de yapmalarının mümkün olmadığını söylediklerini hatırlattıktan sonra, hem bunun vicdan azabını yaşayacağınızı, hem de artmış iş yükünüzün olacağını tekrar vurgulamak isteriz. Ha, işlerinizi yetiştiremezsiniz biliyorsunuz yasada bir kolaylık sağlanmış. Hafta sonu ve mesai dışı saatlerde de çalışmakla yükümlü tutulmuş bulunmaktasınız. Yani, artık benim mesaim bitti, işi yetiştiremedim gibi bir gerekçeniz olamayacak ve işi yetiştirmek için günlerinizi, gecelerinizi ve hafta sonlarınızı vermek zorunda kalacaksınız. Eğer bunu yapmazsanız, hem hastalarınızı uygun şekilde tedavi edemeyecek vicdan azabı çekecek, hem de paranızı alamayacak ve ekonomik sıkıntı yaşayacaksınız. Sizlere bu işin kötü yanları ile ilgili anlatabileceğim o kadar çok şey var ki, ancak, hepsine bu satırlar yetmez. Bir de şey denmişti, kendi kendinin patronu oluyordunuz, ama İzmir'den ve Denizli'den gelen aile hekimlerimiz şunu söylüyorlar: Tamamen yalnız kalıyorsunuz, karşılaştığınız hiçbir sorunda ne sağlık müdürlüğü, ne bakanlık yetkilikleri sizin yanınızda olamıyor, her sorunu kendiniz çözmek zorunda kalıyorsunuz. Artık bir ekibiniz de yok, siz ve hemşireniz 3 bin 500 kişinin her türlü sağlık sorunuyla başbaşasınız. İşte, bu arkadaşlarımız şu anda bunu yaşıyorlar ve bunları yaşadıklarını çok net bir şekilde ifade ettiler geçen hafta Manisa'da yaptığımız bilgilendirme toplantısında. Gelelim onurlu hekimlik meselesine; hep size böyle söylenmişti, artık hekimliğin onurunu yaşayacağınız anlatılmıştı. Doktor bey, doktor hanım günde 75-80 hastaya bakıp pek çok çevre sağlığı ve az önce anlattığımız gebe, bebek takip işlerini yapmakla yükümlü kılındığınızda mutlaka hatalar yapacağınızı biliyorsunuz değil mi? Mutlaka bir şeyleri atlayacaksınız, ya bir hastanın tanısını doğru koyamayacaksınız ya da ilacını doğru yazamayacak, tedavisini doğru yönlendiremeyeceksiniz. Peki ne olacak o zaman? Hastanızın sağlığı bozulacak, belki sizin nüfusunuzdaki bebeklerde ölenlerin sayısı artacak, belki , gebelerinizi kaybedeceksiniz. Siz hastalarınızı iyileştiremezseniz, nüfusunuz içerisindeki bireylerin, vatandaşın sağlık sorununu çözemezseniz onurlu bir hekim olmuş olur musunuz? Denizli'de, İzmir'de ve uygulamanın başladığı diğer illerde artık onurlu hekimlikten söz etmenin mümkün olmadığını yakından bilmekteyiz. Ama, bunları yaşayacaksınız. Dedim ya, anlatılacak çok şey var  ama, en önemlisini isterseniz gelin şimdi anlatalım. Şu anda valilik adına sağlık müdürlüğüyle sözleşme imzalayacaksınız. Ama biliyorsunuz, aile hekimliği, hastane birlikleri yasası ve genel sağlık sigortası bir bütün olarak çıkarılıyor ve adına da sağlıkta dönüşüm deniyor. Yakında genel sağlık sigortası çıkarılacak ve sizden sorumlu bir sosyal güvenlik kurumu olacak. Sözleşmenizi onlarla yapacaksınız. Yani, on bir kişilik yönetim kurulunun altısını hükümetin atadığı,  tamamen siyasi otoritenin elinde ve özel bir kurumla (tıpkı TMSF gibi, RTÜK gibi) yapacaksınız sözleşmelerinizi. O ne derse, o olacak; sizin patronunuz o olacak, bakanlıkla hiçbir ilişkiniz kalmayacak  neredeyse. 'Hal böyle olunca ne olur?' diye düşünüyorsanız, size Telekom örneğini hatırlatmak isterim. Biliyorsunuz Telekom çalışanları, kurumları özelleştikten sonra, yani sizinkiler gibi özelleştikten sonra, bu yıl yüzde 4 zam almışlardı. Daha doğrusu onlara öyle söylenmişti ama, ikramiyeleri kesilince ayda ceplerine giren para yüzde 12 azaldı. İşte, siz de en az bunu yaşayacaksınız  bir müddet sonra. Eğer Sosyal Güvenlik Kurumu size derse ki, ben bir hasta başına alınan parayı şu kadara düşürdüm, katsayıyı, şunu yaptım hiçbir şey söyleyemeyeceksiniz. Bakanlık o zaman sizi tanıyacak mı bilemiyorum ama, her şey yasalara uygun olacak ve siz çok az paralarla çalışmak zorunda kalacaksınız. Dedim ya, anlatılacak çok şey var aslında ama, bu yazıyı bitirmek zorundayım ve bitirmeden önce son bir gerçeği daha sizlere aktarmak istiyorum. Hatırlarsınız Bakanlık yetkilileri sizlere 'Bu sistemi beğenmezseniz hemen kurumunuza geri dönebilirsiniz, devlet memurluğuna geri dönebilirsiniz' demişti hep. Kurumunuz kalmıyor ki! Önceden çalıştığınız sağlık ocağı bir aile sağlığı merkezi oldu ve özelleşti, artık oranın bir patronu, bir doktoru var. Böyle bir kurum kalmadı ki!!! Nereye geri döneceksin? Manisa yereline özgü bilgileri sizinle paylaşalım; 670 civarında toplam Pratisyen Hekimimiz var Manisa il ve ilçelerinde. Ve 371 tane Aile Hekimi kadrosu var. Geriye kalan 300 civarında insan ne olacak? Geriye kalan hekimlerimiz, sayıları 18 civarında olan toplum sağlığı merkezlerine ve hastanelerin acil servislerinde, yoğun bakımlarında, diyaliz üniteleri gibi bölümlerinde görevlendirilecek. Değerli meslektaşlarım, toplum sağlığı merkezlerinin norm kadrosu bir- iki'dir. Hadi bir de bizden olsun, üç olsa bile, 18 tane toplum sağlığı merkezinde görevlendirilebilecek hekim sayısı zaten 54 civarında olacaktır. Hadi 100-150 kişinin de ikinci basamakta acil servislerde ve bölümlerde görevlendirildiğini düşünsek, şu anda mevcut sayılarla bile 100'den fazla pratisyen hekimimizin kadro fazlası olduğu açıktır, ortadadır. Bir şehirde bu kadar fazla sayıda kadro fazlası hekim var iken, siz sözleşmenizi iptal edip ben artık devlet memuru olmak istiyorum dediğinizde, aynı şehre dönebileceğinizi sanıyor musunuz?. Yasalarda yeri var, değerli meslektaşlarım eğer şehir merkezlerinde yer yoksa, ki yukarıdaki basit matematik hesabına göre olmadığı çok açıktır, o zaman c ve d bölgelerine ya da Türkiye'nin herhangi bir yerine tayininiz Bakanlık tarafından çıkarılabilecektir. Evet, inanın yaşayacaklarınızın en azı bunlardır. Yanılmayı o kadar çok isterim ki, fakat gördüğüm rüyayı anlatmıyorum, yasalardan mevzuattan ve bugüne kadarki uygulamaların yapıldığı illerden çok canlı örnekleri sizlere aktarmaya çalıştım. Belki bana 'Peki bunların hepsi doğru da, biz ne yapalım?' diyorsunuz şu anda. Sizlerin önüne konan iki seçenek de o kadar kötü ki, hangisini önersem içim rahat olmayacak. Aile hekimi olsanız bir türlü, toplum sağlığında kalsanız bir türlü ve inanın ikisi de çok kötü. Karar elbette sizlerin, ben fotoğrafı çektim sadece. Söylenmeyenleri de söylemeye, madalyonun öteki yüzünü göstermeye çalıştım. Tek önerebileceğimiz şey artık birarada durmayı başarabilmektir. Bugüne kadar, yazık ki değişik sebeplerle bu gerçekleşemedi. Önümüzdeki süreç hepimizi girdabın merkezine doğru çekmekte ve mesleğimiz açısından hiç yaşamadığımız kötü günler iyice yaklaşmaktadır. Hekimler olarak yapacağımız en doğru, en mantıklı şey, biraraya gelmeyi başarmaktır. Artık gereksiz tartışmaları ve yıpratmaları bir tarafa iterek her görüşten, her branştan bütün hekimlerin biraraya gelmesi şarttır.Önümüzdeki günlerde bu köşede aile hekimliği denen sistemin toplum, vatandaş ve hekim dışında genel etkilerini, sosyal boyutlarını da inceleyeceğiz ve en sonunda da neden bu sistemin çıkarıldığını anlatacağız. Sözlerimi, daha önce bu köşedeki yazılarımdan birinde anlattığım bir öyküyle bitireceğim, hepinize kolay gelsin…

"Azman bir kediyi farelerle dolu bir odaya atmışlar. Bütün fareler korkuyla köşeye sinmişler. Kedi de rahatlıkla bir tanesini mideye indirip, tokluğun verdiği rehavetle uykuya dalmış. Böyle olunca kalan fareler başlamışlar göbek atmaya, 'oh bize dokunmadı, bana dokunmadı' diyerek. Bir-iki saat sonra kedi tekrar acıkıp uyanınca, gene akıl edememiş fareler birlik olmayı, aynı köşeye sinmişler korkarak ve bir fareyi daha hazmetmiş kedi. Kalanlar yine başlamışlar neşeyle oynamaya 'oh bana dokunmadı' diye diye. En son fare de kedi tarafından yutulana kadar, kalanlar hep aynı şeyi yapmışlar, yani ölmüşler ama, güle oynaya…"(Devamı Yarın)

                                                    *-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*

Sözde Aile Hekimliği (4)-29/11/2007

Bugün sözde aile hekimliği ile ilgili son yazımızı yazacağız. İlk iki yazıda bu sistemin vatandaşı nasıl etkileyeceğini, üçüncü yazımızda hekimleri nasıl etkileyeceğini vurgulamıştık. Bugünkü yazıda ise olaya daha genel bir açıdan bakarak, sağlıkla ilgili hayata geçirilen diğer uygulamaların ve genel ülke politikalarının da eşliğinde konuyu değerlendirip işin ana felsefesini sizlere aktarmaya çalışacağız. Bu yazı dizimizin sonuncusu olacak. Belki bu yazılarla bir şey değişmeyecek ama, biz tarihe bir not düşmüş, üstümüze düşeni yapmış olacağız. Sizlere işin sağlık ayağını net aktarabilmem için, yakında çıkacak olan hastane birlikleri yasasından da söz etmeliyim, en azından bir kısmından. Bu yasa çıkınca hastaneleri yedi kişilik bir kurul yönetecek. Bu kurulun kimlerden oluştuğunu görünce şaşıracaksınız. İkisi il genel meclisinden, biri valilikten, ikisi sağlık bakanlığı personeli (doktor olması zorunlu değil) ve biri de, bakın en ilginci bu: ticaret odasından. Bu kurul o kadar geniş yetkilerle donatılıyor ki hastanenin binalarını satmaktan tutun da klinikleri kapatmaya, çalışan personeli işten çıkarmaya …vs. her şey onların ellerinde. Kurulda tabip odası yok ama, ticaret odası var, bu da işlerin hangi mantıkla yürütüleceğini anlatıyor aslında. Sistem hayata geçtikten sonra kurulun kendi arasında yaptığı toplantılarda konuşulanları şimdiden duyar gibiyim: "- Ya bu kardiyoloji bölümü son üç aydır zarar etmiş napalım? - Kapatalım…; - Abi o kadar kalp hastası ne olacak?- Bize ne özele gitsinler.- Abi ya parası olmayıp ölen falan olursa?- Bize ne, oğlum Devir para devri, parayı veren düdüğü çalar, parası olmayanı kara toprak paklar.- Abi ameliyathane de zarar ediyor.– Neden?– Araştırdım, doktorların kullandığı iplikler, sondalar, eldivenler hep kaliteli, pahalı malzeme aldırmışlar..– Allah Allah, şu doktorlara da laf anlatamıyoruz. Zarar ediyoruz zarar, dükkanı kapattıracaklar bize. Söyleyin ihale komisyonuna Çin Malı iplik, eldiven…vs alsınlar en ucuzundan.– Abi doktorlar kullanmam derse..– Başlatma doktorundan, cerrahından, kim öyle bir şey derse kovun gitsin, ne diyorsam onu yapın…– Abi hastalar bu kötü malzemelerden iltahap kapar, bir şey olursa, tazminat davası filan açmasınlar.– Açarlarsa açsınlar, tazminatı nasıl olsa biz ödemeyiz. Ameliyatı doktorlardan alırlar. – Abi süpersin be, nerden biliyon bu kadar şeyi.– Heralde oğlum, yasalar böyle, okuyoz biz, bilcez tabi…."Yasa çıkar çıkmaz, hastanede çalışan hekimlere iki seçenek sunulacak: 1. Sözleşmeli olarak daha yüksek ücretle çalışma vaat edilecek, 2. Devlet memuru statüsünde kalarak düşük ücretlerle ve baskı altında çalışma. Bu yaklaşım tanıdık geldi mi size? Aile hekimliğinde de öyle olmadı mı? Pratisyen hekimlerimizin bir kısmı yüksek ücret vaadiyle aile hekimi yapılıp sözleşmeli hale getirilmiyor mu? Kalanlar da düşük ücretle, baskı altında, mesleklerini yapabilmeleri engellenmiş olarak toplum sağlığı merkezlerine itilmiyor mu? Bir süre sonra hem pratisyenler, hem de hastanelerdeki uzmanlar Türk Telekom çalışanlarının bugün yaşıyor olduğu durumu yaşayacaklar, en ucuza iş yapmaları sağlanmaya çalışacaktır. Eğer bu koşullarda çalışmak istemezler ve işten ayrılıp özel kurumlarda hekimlik yapmak isterlerse, kendileri gibi çok sayıda hekim özel hastanelere başvurduğu için orada da düşük ücretlerle çalışacaklardır. Böyle anlatırken hep bir senaryo yazıyormuşum gibi hissediyor olabilirsiniz. Ama hiçbir şeyi uydurmuyor, hayal kurmuyorum. Sağlık konusunda bu sistemlerin aynen Türkiye'deki gibi uygulandığı ülkelerdeki durumu da biliyoruz. Size hep Almanya, İngiltere örnek gösterilir, oralarda da aile hekimliği var bak işte ne güzel bizde de olacak denir. Bu kelimenin tam anlamıyla bir kandırmacadır. Çünkü o ülkelerdeki aile hekimliğinin bizdeki ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Aile hekimliğinin, hastane birliklerinin, tam gün yasasının aynen bizde yeni başlanıyor olduğu gibi uygulandığı ülkelerde durum ne biliyor musunuz? Hadi gidin Ukrayna'ya, Bulgaristan'a Çekoslovakya'ya. Orada bizimkine benzer uygulamalar var. Ne olmuş oralarda biliyor musunuz? Devlet hastaneleri çökmüş durumda, hiç iş yapamıyor, sağlık ocakları aynen bizde olacağı gibi özelleştirilmiş parayla çalışıyorlar. Halk mı ne halde? Muayene ve tedavi olabilmek için tonlarca para ödemek zorunda. Hekimleri mi merak ettiniz: o kadar düşük ücretlerle çalışıyorlar ki, aldıkları paralar yetmediği için  çevre ülkelere gidip nöbet tutuyorlar. İşte bu sistemin bizi getireceği nokta başka bir şey değil. Onlarda da sistemi öneren, başlatan, dayatan Dünya Bankası ve IMF, bizde de. Özetin özeti: Aile hekimliği, birinci basamak yani pratisyen hekimliği bitirecek, hastane birlikleri yasası devlet hastanelerini bitirecek. Hem hekimler işsiz kalacak, hem vatandaşın sağlığı bozulacak.Neden mi bunlar getirilmektedir? Neden mi bu sistem bu kadar kötü olduğu halde hayatımıza sokulmaktadır? Bakın açıklayalım. Açıklamaya sorular sorarak devam etmek istiyorum. Bugün fabrikalarımızın teker teker yabancıların eline geçtiği bir gerçek midir, gerçektir. Peki neden ülkemizde fabrikalar yabancıların eline geçmektedir? Bankalarımızın satılıp çoğunluğunun yabancıların eline geçtiği, ekonomimizin tamamen yabancılara devredildiği bir gerçek midir? Gerçektir. Peki neden ülkemizi yönetenler ekonomimizi tamamen yabancıların eline bırakmaktadır? Enflasyon ne kadar düşük gidiyor. Ne iyi değil mi? Ama devletin resmi kurumlarının rakamlarına göre, çalışan kesimdeki işsizlik oranı yüzde 16'dır. Yani, çalışacak yaşta olan insanlarımızın yüzde 16'sı işsizdir. Evine ekmek, aş götürememektedir. Neden? Borsamız yüksek gidiyor ne güzel değil mi? Dağlıca'da on iki şehit veriyoruz borsa tavan yapıyor. Bu nasıl olur? Borsa dediğin kurumun yüzde 76'sı yabancıların elinde ise bal gibi olur ve oluyor işte. "Aile hekimliğinin madem bu kadar kötü tarafları var da niye aile hekimliğine geçiyoruz?" sorusunun yanıtını verebilmek için az önce sorduğum soruların yanıtlarını vermelisiniz. Ülkemizi bölüp parçalamayı hedef edinmiş büyük güçler, o kendi kafalarındaki BOP haritalarını yayınlayanlar, ekonomiden eğitime, sanayiden siyasete ve son olarak da sağlığa, her taraftan ülkemizi kuşatmış durumdadır. IMF'siyle Dünya Bankası'yla bastıran bu büyük güçler vatandaşımızın dalağından, böbreğinden yani sağlığından, hekimlerimizin emeğinden para kazanmak istemektedirler. Bunu yaparken de, toplumumuzun sağlıksız, zayıf ve hasta olmasını planlamaktadırlar. Neden fabrikalar satılıyorsa, neden bankalar yabancılara devrediliyorsa, neden topraklarımız, bütün para getiren, iş ve istihdam sağlayan kurumlarımız teker teker yabancıların ellerine geçiyorsa, işte aile hekimliği de, diğer sağlık yasaları da o nedenle getirilmektedir. Ankara'da federasyon ve eyalet sisteminin artık alenen konuşulmaya başlandığı bugünlerde, bütün bunların üstüne bir de ithal hekim gelirse şaşıracak mısınız???